Serdar ARSEVEN
Köşe Yazarı
Serdar ARSEVEN
 

Hanelerin yüzde 50’sinde niçin çocuk yok?

Aile Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş ,“aile kurumunun zayıflamasından” şikâyetçi! Tıpkı bizim gibi, sizin gibi şikâyetçi! Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda “veciz” bir konuşma yapıyor Sayın Göktaş… Karşımızdaki tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekiyor. Nüfus konusunun Türkiye'nin beka meselesi (yani varlık-yokluk meselesi) olduğunu belirtiyor ve şöyle devam ediyor: "Günümüzde hanelerin yüzde 50'sinde çocuk yok! TÜİK projeksiyonlarına göre, önümüzdeki 5 yılda ilkokul çağındaki çocuk sayısı 900 bin azalacak. Karşı karşıya olduğumuz bu gibi sorunların çoğunun temelinde aile kurumunun zayıflaması yatıyor." * Tespitler muazzam değil mi? Gerçekten de öyle. Devam edelim haberimizi okuyamaya: Aile Yılı'na yönelik eleştirileri yanıtlayan Göktaş, "Aile Yılı ilân etmemizin ardından birçok itibarsızlaştırma ve dezenformasyon çabalarını gördük." ifadesini kullanıyor. Aile kavramının bazı kimselerce toplumun birleştirici gücü olmaktan çıkartılıp tartışma konusu haline getirilmeye çalışıldığına dikkati çeken Göktaş, "Aile ve kadını karşı karşıya getirme çabalarını anlamıyorum. Birini yüceltip diğerini küçümseyen zihniyet, aslında hem kadını hem aileyi zayıflatıyor. Aileyi, bu ideolojik kalıplara sığdırmaya çalışan bakış açısını tamamen reddediyoruz." diyor. Doğurganlık hızındaki düşüşün yalnızca ekonomik göstergelere indirgenemeyeceğini öne süren Göktaş, şunları söylüyor: "Bu mesele yalnızca gelir düzeyiyle, istihdam oranıyla veya ekonomik büyüklükle açıklanabilecek bir konu değildir. Dünyadaki tüm ülkeler, bu konuda tedbirler alıyor. Avrupa'dan tutun dünyanın dört bir yanında, bugüne kadar tek çocuk politikası yürüten ülkeler dahil aileyi korumak ve güçlendirmek adına önemli adımlar atıyor. Aileyi küresel ölçekte stratejik hale getirmek durumundayız. Pek çok ülke bu konuda ekonomik desteklere önemli yatırımlar yaptı. Bir bakın, inceleyin. Sizi davet ediyorum. Dünya projeksiyonuyla ilgili size bir sunum yapayım. Bu konuya hep beraber el atmak, çalışmaya devam etmek zorundayız. Olaya ideolojik perspektiften baktığımız sürece bu konuda ilerleyemeyiz." * Haberimiz özetle böyle. Sayın Bakan “çarpıcı tespitlerde” bulunuyor… Bulunuyor da… Kendilerinden beklenen biraz daha ötesine gitmesi… Ne yazık ki… Çözümler kısmında “Hep birlikte çalışalım, ideolojik yaklaşımları kenara bırakalım” çağrısından başka bir şey göremiyoruz… Bir kere… Evet, “çocuksuz hanelerin” sayısının bu kadar artmış olmasını sadece “ekonomik sebeplere” bağlamak doğru olmaz ama… Bunun payının çok büyük olduğunu da söylemek gerek. Benim, 27 yaşında orman mühendisliğinden geçen sene mezun olmuş bir akrabam var. Allah nasip ederse bir “ev hanımı” ile evlilik yapacak… Yapacak ama, emekli babasının geliri, maddi durumu kendisini evlendirmeye yetmiyor. Sağlam bir işi yok, harıl harıl arıyor, yapabilirse KPSS’den iyi puan çekip “memur” olacak… Yapamazsa, evlenebilmesine, kirasını ödeyebilmesine, evini geçindirebilmesine yetecek bir getirisi olan iş bulması lâzım. Babası, “Hadi döküntü arabamı satsam, edeceği en fazla 400 bin lira. Oradan buradan denkleştirdik, oldu 600 bin lira! Bu parayla mümkün değil evlenilmez, yuva kurulmaz!” diyor. Aldığı emekli maaşı ek işten aldığıyla birlikte ancak boğazlarına yetiyor Aile’nin… Hadi, borçlanıldı, edildi, evlenme işi halledildi, eve kapak atıldı diyelim… Geçim işi nasıl olacak? Bu durumda, Kız Babası, “Evlâdım acelesi yok. Sen önce bir işini gücünü ayarla. Birbirinizi sevmişsiniz de, iki gönül bir olunca samanlık seyran olmuyor!” demekte haklı olarak…     Kız tarafı öyle “isteriz”ci değil. Makulü istiyor… Onun için de bekletiyor, haklı olarak. Hesaplamalara göre bu gençler, erkek 30 yaşını aştığında evlenebilecekler… Zevce adayı da 30’a merdiven dayamış olacak! Durum bu… Milyonlarca insanımız için bu… Efendim, restoranlar dolu, AVM’lerden elleri kolları dolu çıkıyor herkes, millette para var! Var da olanda var. Burası 85 milyonluk ülke… 40 milyon kişi bütün restoranları doldurmaya yeter de artar! Mesele, geriye kalan 45 milyonda… Onların çoğu kıt kanaat yaşadıkları için görünmez oluyorlar ama gerçek bu… Paraları, gelirleri, işleri kâfi gelmediği için evliliklerini geciktirenler var, hem de çok var. Evet, zengin olup da evlenmeyenler var ve dahi çocuk yapmak istemeyenler, en fazla iki diyenler… Bunlar da var. Evlenmeyenlerin önemli bir bölümü “bazı kanunlardan” şikâyetçi. Kanunların evlendiğine evleneceğine pişman edenlerinden! Bundan dolayı da evlenmekten uzak duranlar yok mu? Var, hem de çok! Sahi… Süresiz nafaka işi ne âlemde? * Devam edelim. Zengin oldukları halde “En fazla iki!” diyenlerin de kendilerine göre gerekçeleri var… Kimileri… “Akran zorbalığı artıyor, sokaklarda güvenlik azalıyor, başıboş köpekler insanları parçalıyor…Yeşilay kumar oynama yaşının 15’e indiğini açıkladı. “Bu ortamda çocuk sayısını arttırıp da ne yapacağız!” diyor mesela… * Sayın Aile Bakanı’nın üzerinde tefekkür etmesi gereken çok mesele var… Mesela… Mecburi eğitimin 12 yıl olmasının ve aşırı üniversiteleştirmenin sonuçları üzerine tefekkür edebilir… Birçok yazımız var bu konuda, birçok da konuşmamız… Onlardan istifade etse, konuşmaları “daha da” zenginleşir!
Ekleme Tarihi: 10 Aralık 2025 -Çarşamba

Hanelerin yüzde 50’sinde niçin çocuk yok?

Aile Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş ,“aile kurumunun zayıflamasından” şikâyetçi!

Tıpkı bizim gibi, sizin gibi şikâyetçi!

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda “veciz” bir konuşma yapıyor Sayın Göktaş…

Karşımızdaki tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekiyor.

Nüfus konusunun Türkiye'nin beka meselesi (yani varlık-yokluk meselesi) olduğunu belirtiyor ve şöyle devam ediyor:

"Günümüzde hanelerin yüzde 50'sinde çocuk yok! TÜİK projeksiyonlarına göre, önümüzdeki 5 yılda ilkokul çağındaki çocuk sayısı 900 bin azalacak. Karşı karşıya olduğumuz bu gibi sorunların çoğunun temelinde aile kurumunun zayıflaması yatıyor."

*

Tespitler muazzam değil mi?

Gerçekten de öyle.

Devam edelim haberimizi okuyamaya:

Aile Yılı'na yönelik eleştirileri yanıtlayan Göktaş, "Aile Yılı ilân etmemizin ardından birçok itibarsızlaştırma ve dezenformasyon çabalarını gördük." ifadesini kullanıyor.

Aile kavramının bazı kimselerce toplumun birleştirici gücü olmaktan çıkartılıp tartışma konusu haline getirilmeye çalışıldığına dikkati çeken Göktaş, "Aile ve kadını karşı karşıya getirme çabalarını anlamıyorum. Birini yüceltip diğerini küçümseyen zihniyet, aslında hem kadını hem aileyi zayıflatıyor. Aileyi, bu ideolojik kalıplara sığdırmaya çalışan bakış açısını tamamen reddediyoruz." diyor.

Doğurganlık hızındaki düşüşün yalnızca ekonomik göstergelere indirgenemeyeceğini öne süren Göktaş, şunları söylüyor:

"Bu mesele yalnızca gelir düzeyiyle, istihdam oranıyla veya ekonomik büyüklükle açıklanabilecek bir konu değildir. Dünyadaki tüm ülkeler, bu konuda tedbirler alıyor. Avrupa'dan tutun dünyanın dört bir yanında, bugüne kadar tek çocuk politikası yürüten ülkeler dahil aileyi korumak ve güçlendirmek adına önemli adımlar atıyor. Aileyi küresel ölçekte stratejik hale getirmek durumundayız. Pek çok ülke bu konuda ekonomik desteklere önemli yatırımlar yaptı. Bir bakın, inceleyin. Sizi davet ediyorum. Dünya projeksiyonuyla ilgili size bir sunum yapayım. Bu konuya hep beraber el atmak, çalışmaya devam etmek zorundayız. Olaya ideolojik perspektiften baktığımız sürece bu konuda ilerleyemeyiz."

*

Haberimiz özetle böyle.

Sayın Bakan “çarpıcı tespitlerde” bulunuyor…

Bulunuyor da…

Kendilerinden beklenen biraz daha ötesine gitmesi…

Ne yazık ki…

Çözümler kısmında “Hep birlikte çalışalım, ideolojik yaklaşımları kenara bırakalım” çağrısından başka bir şey göremiyoruz…

Bir kere…

Evet, “çocuksuz hanelerin” sayısının bu kadar artmış olmasını sadece “ekonomik sebeplere” bağlamak doğru olmaz ama…

Bunun payının çok büyük olduğunu da söylemek gerek.

Benim, 27 yaşında orman mühendisliğinden geçen sene mezun olmuş bir akrabam var.

Allah nasip ederse bir “ev hanımı” ile evlilik yapacak…

Yapacak ama, emekli babasının geliri, maddi durumu kendisini evlendirmeye yetmiyor.

Sağlam bir işi yok, harıl harıl arıyor, yapabilirse KPSS’den iyi puan çekip “memur” olacak…

Yapamazsa, evlenebilmesine, kirasını ödeyebilmesine, evini geçindirebilmesine yetecek bir getirisi olan iş bulması lâzım.

Babası, “Hadi döküntü arabamı satsam, edeceği en fazla 400 bin lira. Oradan buradan denkleştirdik, oldu 600 bin lira! Bu parayla mümkün değil evlenilmez, yuva kurulmaz!” diyor.

Aldığı emekli maaşı ek işten aldığıyla birlikte ancak boğazlarına yetiyor Aile’nin…

Hadi, borçlanıldı, edildi, evlenme işi halledildi, eve kapak atıldı diyelim…

Geçim işi nasıl olacak?

Bu durumda, Kız Babası, “Evlâdım acelesi yok. Sen önce bir işini gücünü ayarla. Birbirinizi sevmişsiniz de, iki gönül bir olunca samanlık seyran olmuyor!” demekte haklı olarak…

 
 

Kız tarafı öyle “isteriz”ci değil.

Makulü istiyor…

Onun için de bekletiyor, haklı olarak.

Hesaplamalara göre bu gençler, erkek 30 yaşını aştığında evlenebilecekler…

Zevce adayı da 30’a merdiven dayamış olacak!

Durum bu…

Milyonlarca insanımız için bu…

Efendim, restoranlar dolu, AVM’lerden elleri kolları dolu çıkıyor herkes, millette para var!

Var da olanda var.

Burası 85 milyonluk ülke…

40 milyon kişi bütün restoranları doldurmaya yeter de artar!

Mesele, geriye kalan 45 milyonda…

Onların çoğu kıt kanaat yaşadıkları için görünmez oluyorlar ama gerçek bu…

Paraları, gelirleri, işleri kâfi gelmediği için evliliklerini geciktirenler var, hem de çok var.

Evet, zengin olup da evlenmeyenler var ve dahi çocuk yapmak istemeyenler, en fazla iki diyenler…

Bunlar da var.

Evlenmeyenlerin önemli bir bölümü “bazı kanunlardan” şikâyetçi.

Kanunların evlendiğine evleneceğine pişman edenlerinden!

Bundan dolayı da evlenmekten uzak duranlar yok mu?

Var, hem de çok!

Sahi…

Süresiz nafaka işi ne âlemde?

*

Devam edelim.

Zengin oldukları halde “En fazla iki!” diyenlerin de kendilerine göre gerekçeleri var…

Kimileri…

“Akran zorbalığı artıyor, sokaklarda güvenlik azalıyor, başıboş köpekler insanları parçalıyor…Yeşilay kumar oynama yaşının 15’e indiğini açıkladı.

“Bu ortamda çocuk sayısını arttırıp da ne yapacağız!” diyor mesela…

*

Sayın Aile Bakanı’nın üzerinde tefekkür etmesi gereken çok mesele var…

Mesela…

Mecburi eğitimin 12 yıl olmasının ve aşırı üniversiteleştirmenin sonuçları üzerine tefekkür edebilir…

Birçok yazımız var bu konuda, birçok da konuşmamız…

Onlardan istifade etse, konuşmaları “daha da” zenginleşir!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi