Serdar ARSEVEN
Köşe Yazarı
Serdar ARSEVEN
 

Sorgulayacağız!

EĞİTİM sistemimiz “araştırmaya, sorgulamaya” pek de açık değil. Hocalarımızın büyük bölümü de öyle. Turizm alanındaki önlisans eğitimimin ilk yılında “İnkılap Tarihi” dersinden bütünlemeye kalmamın tek sebebi, Ultra Kemalist Hoca’nın söylediklerini bir soru ile çürütmemdi. Beni ikmale bırakmasına itiraz edebilirdim ama bunu yapmadım. Bütünleme sınavında çok yüksek not aldım, rahatlıkla geçtim. Bizde böyle bir durum var. Birileri söylediklerini, yaptıklarını “İşittik ve itaat ettik!” kıvamındaki teslimiyetle kabullenmemizi bekliyorlar. Sadece Kemalistler değil, muhafazakârlar da itirazla karşılaştıklarında sinir oluyorlar. İstiyorlar ki her dediklerine “evet” diyelim, her yaptıklarında “hikmet” arayalım… Ne münasebet efendim; herkesin eleştiriye, ikaza, yanlışlarının dile getirilmesine ihtiyacı var! Soru sordunuz mu, karşı çıktınız mı “kabahatli” oluyorsunuz. Bir yerlere yerleştiriliyor, damgalanıyorsunuz bir takım sosyal medya unsurları tarafından. O ideolojiden, bu ideolojiden bana ne? Ben hakikatin peşindeyim. Kimse lâyüsel değil. Sorgulamak da inancımın gereği. “Aklımızı kullanmamızı” emreden onca ayet varken, kulların düşüncelerini, stratejilerini mi “rehber” edineceğiz? Düşüncelerimize fren, sorularımıza “sınır” mı koyacağız? Hz. Peygamber (s.a.v.)’nin hayatına baktığımızda toplumun en sert üsluplu, en “itirazcı”, en arızalı görünümlü fertlerinden gelen sorulara bile “tepki göstermeden” cevap verdiğini görüyoruz. Bedevi’nin biri karşısına geçerek, “Seni Allah mı gönderdi? Beş vakit namazı Allah mı emretti? Oruç tutmayı Allah mı emretti? Zenginlerden alıp fakirlere dağıtmayı Allah mı emretti?” diye sorduğunda… “Sen kim oluyorsun da koskoca Peygaberi sorguluyorsun, yalan mı söylüyoruz sanki, sen kaç paralık adamsın, kendine gel!” demedi. Sorulara teker teker cevap verdi Muazzez Peygamber (s.a.v.). Tebliğini sorgular hallerdeki bedevi de, cevap verenin tavrından ve sözlerinden etkilenerek o anda iman etti. Bunun gibi birçok misal var; “taban” soruyor ve Hazret-i Peygamber (s.a.v.) “Haddini bil!” demeden teker teker cevap veriyor. *** Bizde ise “şöhretlendirilmiş” gazetecilerden bazılarına nazikçe itiraz ettiğinizde bile “engeli” yiyorsunuz. Hatta hakareti yiyorsunuz! Vekillerin hepsi “sayın” vekil, çoğu da burunlarından kıl aldırmıyor. Birçokları, gerçek duygu ve düşüncelerini dile getirmekten en azından “dışlanma” endişesinden dolayı çekiniyor! Ortam böyle… Birileri habire damgalıyor insanları. Kahramanlarla hainler duruma göre sürekli olarak yer değiştiriyor. Ben öyle inanıyorum ki bu ülkenin insanlarının kahir ekseriyeti vatanseverdir. Bizim gibi düşünmeyenlerin büyük bir bölümünün “hain” olduğunu zannetmek, kendimize güvensizliktir. Kendimizi inkârdır. Ben, hata yaptığımda ikaz eden kişiye “dost” derim. Size “dostum” diyen kişi sürekli olarak sigara içiyor ve siz onu ikaz etmiyorsanız... Ya da bir, iki kez ikaz ediyor ve “Amaaan, dedim işte, kendisi bilir!” rahatlığıyla boş veriyorsanız... Bu olmaz. Anneler babalar çocuklarını çok severler, onun için de kendilerine zarar verdiklerinde sessiz kalamazlar. “Amaaan dedim işte, dinlemiyor ne yapayım?” deseler de yürekleri rahat etmez. Sevgi böyledir, sevilenin zarar görmemesi için kılı kırkbin yarmayı gerektirir. Biz bu memleketi çok seviyoruz… Onun için de kim ne derse desin, hangi kavramı, ideolojiyi, söylemi öne sürerse sürsün “sorgulayacağız”. *** “İşittik itaat ettik!” Yalnızca Allah’a… Allah’ın hükümlerine. Kimse… Kemalizm adına, muhafazakârlık adına, “kayıtsız şartsız itaat” beklemesin bizden. Hayra motor, şerre fren olmak için gayret edelim. Rabbimize, aklımızı ve kalbimizi hayırlarla doldurması için dua edelim.
Ekleme Tarihi: 17 Temmuz 2025 -Perşembe

Sorgulayacağız!

EĞİTİM sistemimiz “araştırmaya, sorgulamaya” pek de açık değil.

Hocalarımızın büyük bölümü de öyle.

Turizm alanındaki önlisans eğitimimin ilk yılında “İnkılap Tarihi” dersinden bütünlemeye kalmamın tek sebebi, Ultra Kemalist Hoca’nın söylediklerini bir soru ile çürütmemdi.

Beni ikmale bırakmasına itiraz edebilirdim ama bunu yapmadım.

Bütünleme sınavında çok yüksek not aldım, rahatlıkla geçtim.

Bizde böyle bir durum var.

Birileri söylediklerini, yaptıklarını “İşittik ve itaat ettik!” kıvamındaki teslimiyetle kabullenmemizi bekliyorlar.

Sadece Kemalistler değil, muhafazakârlar da itirazla karşılaştıklarında sinir oluyorlar.

İstiyorlar ki her dediklerine “evet” diyelim, her yaptıklarında “hikmet” arayalım…

Ne münasebet efendim; herkesin eleştiriye, ikaza, yanlışlarının dile getirilmesine ihtiyacı var!

Soru sordunuz mu, karşı çıktınız mı “kabahatli” oluyorsunuz.

Bir yerlere yerleştiriliyor, damgalanıyorsunuz bir takım sosyal medya unsurları tarafından.

O ideolojiden, bu ideolojiden bana ne?

Ben hakikatin peşindeyim.

Kimse lâyüsel değil.

Sorgulamak da inancımın gereği.

“Aklımızı kullanmamızı” emreden onca ayet varken, kulların düşüncelerini, stratejilerini mi “rehber” edineceğiz?

Düşüncelerimize fren, sorularımıza “sınır” mı koyacağız?

Hz. Peygamber (s.a.v.)’nin hayatına baktığımızda toplumun en sert üsluplu, en “itirazcı”, en arızalı görünümlü fertlerinden gelen sorulara bile “tepki göstermeden” cevap verdiğini görüyoruz.

Bedevi’nin biri karşısına geçerek,

“Seni Allah mı gönderdi?

Beş vakit namazı Allah mı emretti?

Oruç tutmayı Allah mı emretti?

Zenginlerden alıp fakirlere dağıtmayı Allah mı emretti?” diye sorduğunda…

“Sen kim oluyorsun da koskoca Peygaberi sorguluyorsun, yalan mı söylüyoruz sanki, sen kaç paralık adamsın, kendine gel!” demedi.

Sorulara teker teker cevap verdi Muazzez Peygamber (s.a.v.).

Tebliğini sorgular hallerdeki bedevi de, cevap verenin tavrından ve sözlerinden etkilenerek o anda iman etti.

Bunun gibi birçok misal var; “taban” soruyor ve Hazret-i Peygamber (s.a.v.) “Haddini bil!” demeden teker teker cevap veriyor.

***

Bizde ise “şöhretlendirilmiş” gazetecilerden bazılarına nazikçe itiraz ettiğinizde bile “engeli” yiyorsunuz.

Hatta hakareti yiyorsunuz!

Vekillerin hepsi “sayın” vekil, çoğu da burunlarından kıl aldırmıyor. Birçokları, gerçek duygu ve düşüncelerini dile getirmekten en azından “dışlanma” endişesinden dolayı çekiniyor!

Ortam böyle…

Birileri habire damgalıyor insanları.

Kahramanlarla hainler duruma göre sürekli olarak yer değiştiriyor.

Ben öyle inanıyorum ki bu ülkenin insanlarının kahir ekseriyeti vatanseverdir.

Bizim gibi düşünmeyenlerin büyük bir bölümünün “hain” olduğunu zannetmek, kendimize güvensizliktir.

Kendimizi inkârdır.

Ben, hata yaptığımda ikaz eden kişiye “dost” derim.

Size “dostum” diyen kişi sürekli olarak sigara içiyor ve siz onu ikaz etmiyorsanız...

Ya da bir, iki kez ikaz ediyor ve “Amaaan, dedim işte, kendisi bilir!” rahatlığıyla boş veriyorsanız...

Bu olmaz.

Anneler babalar çocuklarını çok severler, onun için de kendilerine zarar verdiklerinde sessiz kalamazlar.

“Amaaan dedim işte, dinlemiyor ne yapayım?” deseler de yürekleri rahat etmez.

Sevgi böyledir, sevilenin zarar görmemesi için kılı kırkbin yarmayı gerektirir.

Biz bu memleketi çok seviyoruz… Onun için de kim ne derse desin, hangi kavramı, ideolojiyi, söylemi öne sürerse sürsün “sorgulayacağız”.

***

“İşittik itaat ettik!”

Yalnızca Allah’a…

Allah’ın hükümlerine.

Kimse…

Kemalizm adına, muhafazakârlık adına, “kayıtsız şartsız itaat” beklemesin bizden.

Hayra motor, şerre fren olmak için gayret edelim.

Rabbimize, aklımızı ve kalbimizi hayırlarla doldurması için dua edelim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi