Gazeteci-yazar Halis Özdemir, kaleme aldığı köşe yazısında 1970’li yılların siyasi atmosferinde yaşanan iki dikkat çekici hatırayı gün yüzüne çıkarıyor. Yazıda, Akıncı gençlerinin Filistin’de El-Fetih kampında eğitilmesi yönündeki teklifin perde arkası ve Akıncılar Derneği Genel Merkezi’nin bir provokasyon sonucu kapatılma süreci anlatılırken, dönemin siyasi isimleriyle yapılan istişareler ve 12 Eylül sürecine uzanan çarpıcı gelişmeler okuyucuya aktarılıyor. İşte tarihin karanlıkta kalan sayfalarını aralayarak unutulmuş hatıraları ve perde arkasındaki gerçekleri gün yüzüne çıkaran o yazı.
Akıncılara Filistin El-Fetih Kampında Eğitim Teklifi
Akıncılar Derneği Genel Merkezinin Kapatılması
Abdullah Tomba ve Hüseyin Erdal
Her ikisi de Milli Selamet Partisi Milletvekili olan Merhum Abdullah Tomba ve Merhum Hüseyin Erdal ile ilgili iki hatıramı sizlerle paylaşmak isterim.
Abdullah Tomba MSP İstanbul Milletvekilliği yapmış milli boksör ve armatör iş adamıydı.
Hüseyin Erdal da MSP Yozgat Milletvekilliği yapıyordu. 1977 genel seçimlerinde seçim mitingleri sırasında Merhum Erbakan ile birlikte Yozgat’ta Hüseyin Erdal’ın evine misafir olmuş ve sofrasında bulunmuştuk.
Birinci anımız, Merhum Abdullah Tomba ile ilgili olandır;
1978 yılıydı o sırada ben hem Akıncılar Genel Merkez müfettişliği hem de Akıncı Sporcular Derneği Genel Başkanlığı yapıyordum. MSP İstanbul Milletvekili Abdullah Tomba abi benimle görüşmek istediğini ancak bu görüşmenin Hacı Bayram Camii etrafında yapmak istediğini söylediği için Hacı Bayram Camii’nde buluştuk. Abdullah abi tekliflerinin dinlenebileceği endişesini taşıdığı için görüşmeyi böyle istemişti.
Abdullah abi bizim partinin zenginlerinden olduğu gibi cömert ve yiğit bir insandı. Ayrıca da milli boksördü. Bu görüşmemizde bana; Halis başkan sana bir teklifim var onu söylemek istiyorum dedi. Tabi ki buyur abi dedim ve devam etti;
“…Benim gemilerim var gemilerimle Akıncılardan iki yüz genci Filistin’e götürelim orada El Fetih örgütünde eğitim aldıralım. Ben gençleri tayfa olarak gemiye alırım öylece Filistin’e götürürüm…” dedi.
Bu teklif beklediğimiz bir durum değildi. Akıncılar Türkiye’nin anarşi ortamını dışardan kardeşi kardeşe kırdırma politikası olduğuna inanıyor ve ona göre tavır geliştiriyordu. Akıncıların politikasına aykırı olmasına rağmen genç olmamızın da etkisi ile bunu Erbakan Hocamıza sormamız gerekir dedim. O sıralar El Fetih örgütü içinde Türkiye’den giden ve orada İsrail ile çatışan solcu guruplar da vardı.
Erbakan Hocamızdan randevu aldık ve TBMM’de bulunan grup odasında Abdullah abi, ben, Merhum Erbakan hocamız, Merhum Recai Kutan ve Lütfi Doğan hocamız vardı. Erbakan Hocamıza ve orada bulunan heyete Abdullah abinin teklifini söyledim.
Erbakan Hocamız bunu tekrar görüşelim perşembe günü gelin dedi ve oradan ayrıldık.
Perşembe günü denilen saatte tekrar MSP grup salonuna gittik bu defa Erbakan Hocamızın yanına o sıralarda MSP Genel Sekreteri olan merhum Oğuzhan Asiltürk abi de bulunuyordu. Oğuzhan abi ayaktaydı bizim teklifimiz bitmeden söze girdi ve;
”kardeşim siz ne dediğinizin farkında mısınız siz daha Filistin’e varmadan gidenlerin isimleri, bilgileri CIA’ya verirler Yasin Arafat ve yanındakileri siz kimler sanıyorsunuz” dedi.
Ortam buz gibi, Abdullah abi çok sinirlendi!
Tabiatıyla Abdullah Tomba’nın teklifi Oğuzhan abinin itirazı ile hayata geçmedi. Allah hepsine rahmet eylesin. Teklifi yapan da karşı gelip mani olan da çok samimi insanlardı. Merhum Erbakan Hocamız bazen “hayır” veya “evet” demeyi istişareye bağlayarak hem kimseyi üzmez hem de kararı istişare ile alarak istişarenin bereketi ve faydasını gösterirdi. Bizzat örnek olurdu.
Ve 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi gerçekleşti. Ben bir metre kare dahi olmayan hücrede 40 gün tutulduğum sırada 16 defa sorguya alınmış, Çin işkencesi dahil işkencelere tabi tutulmuştum. Bir gün olağanüstü bir şey oldu ve gecenin bir yarısı bana; “göz bağını bağla” dediler ve hücre kapısını açıp beni çıkardılar! Bu durum hiç hayra alamet değildi!
Beni köşe bir yere oturtup masanın üzerine koydukları bir tomar fotoğrafların kimlere ait olduğunu sordular. Göz bağını hafifçe yukarı kaldırdım ve önüme koyulan fotoğraflara baktım, bazılarının isimlerini bilmesem de simaları yabancı gelmiyordu ama çoğu tanımadığım şahıslardı. Bana sorulan kişiler iddiaya göre Van ilinden trenle İran’a oradan da Filistin’e gitmişler!
Düşünebiliyor musunuz bizler de Akıncılar olarak Filistin’e gitseydik!?
İkinci anımız da; Merhum MSP Milletvekili Hüseyin Erdal ile yaşadığımız olaydır.
1978 yılında o sırada Akıncılar Genel Başkanı olan Mehmet Güney’le birlikte Erzurum’a gitmiştik. Ben Erzurum Akıncı Sporcular Teşkilatını kurmak üzere Erzurum’a gitmiştim ve kuruluş yetkisini merhum Bahattin Yıldız’a vermiştim.
Erzurum’dan döndük. Ancak cuma günü cuma namazına yetişemedik, namaz sonrası Ankara Kızılay’da bulunan Akıncılar Genel Merkezine ulaştık. İçeri girmemizle arkamızdan jandarmalar teşkilatı bastı. Başlarındaki komutan direkt olarak teksir odasına yöneldi ve teksir makinası üzerine takılı mumlu kağıdı ve baskısı yapılmış bildirileri yakaladı.
O tarihlerde fotokopi yoktu, evrak çoğaltmak için teksir makinası kullanılıyordu. Hemen orada bir tutanakla Akıncılar Derneği Genel Merkezi kapatılmış oldu.
Cuma günü teşkilata bir şahıs geliyor ve teksir makinasını kullanmak istediğini söyleyip İran devrimini destekleyen bir bildiriyi Akıncıların teksir makinasında basıp gidiyor. Hacı Bayram Camisi ve diğer camilerin önünde bildirileri dağıtıyorlar.
Yani altı yüz civarında şubesi olan Akıncılar derneği, çaycı olarak çalışan Vanlı bir çalışanın dikkatsizliği mi, bilgisizliği mi, ahmaklığı mı, belki de ihaneti sonucu bir provokasyona kurban edilerek kapatılmış oluyordu.
Jandarma komutanı tutanak işi ile meşgulken ben hemen MSP meclis grubunu aradım, telefona Hüseyin Erdal çıktı, acil olarak gelmesini istedim. Meclisle Akıncılar Derneği çok yakındı, dakikalar içinde reno binek arabası ile geldi.
Ben de alabildiğim kadar klasörü Hüseyin abinin arabasına taşıdım. Çok ilginç olan da benim dernek genel merkezindeki evrakları taşımama kimsenin itiraz etmemesi idi.
Akıncılar ve Akıncı Sporcular derneğine ait dosyaları Hüseyin Erdal abinin arabası ile TBMM Meclisi MSP grup odasına götürdük. Birkaç ay evraklar orada kaldı.
Anadolu’nun her yanına dağılmış yüzlerce şubesi olan Akıncıların kapatılması böylece bir provokasyon sonucu olmuştur.
Burada anlattıklarım geçmiş olaylardan ders almak, ayrıca da geçmişe bir atıf yapmak, emektarları rahmetle anmak içindir.
Konu hakkında detaylı bilgiyi, “Mamak Zindanlarında Bir Akıncı Tarihe Notlar” kitabımızda yazdım.
Allah geçmişlerimize rahmeti ile muamele etsin.
Vesselam