Hayat, kalbimizin ve dilimizin arasındaki ince çizgide akar. Kimi zaman bir cümle insanı diriltir, kimi zaman da tek bir kelime gönülde onarılmaz yaralar açar. Sadece dilimizle değil, ruhumuzla da konuştuğumuz bu yolda, ecdadımızın ve hikmet ehlinin asırlar ötesinden süzülüp gelen bir uyarısı vardır kıymetli dostum: "İnsan ruhunu iki şey karartır; susulacak yerde konuşmak, konuşulacak yerde susmak."
Hakikaten de öyle değil mi? İnsan, kelâmın ve sükûtun imtihanındadır. Hayatın koşturmacası içinde bazen ölçüyü kaçırır, yerini ve zamanını tayin edemeyiz. Oysa her şeyin bir vakti, her hâlin bir edebi vardır.
Hz. Mevlânâ’nın, "Aklı olan, konuşmak için düşünür; aptal olan ise konuşurken düşünür" dediği gibi, düşünmeden sarf edilen sözler ruhun aynasına vurulan pas gibidir. Yerinde söylenmeyen her söz, kalpteki huzur iklimini bulutlandırır. Gıybetin, malayaniyatın, lüzumsuz tartışmaların ve nefsi müdafaaların o ağır yükü omuzlarımıza bindiğinde, ruhumuzun karardığını derinden hissederiz. Dil, kalbin kapısıdır. Kapıyı her rüzgârda ardına kadar açmak, içeriye toz duman dolmasından başka ne getirebilir ki? Susulması gereken yerde nefse yenilip konuşmak, insanın kendi iç huzurunu dağıtır. Çünkü fuzuli kelâm, insanın maneviyatını tüketir, ferasetini körleştirir.
Lakin mesele sadece lüzumsuz konuşmakla bitmez; belki de ruhu daha çok yaralayan, tam aksine susulmaması gereken yerde lal olmaktır. Haksızlığın karşısında, zulmün at koşturduğu meydanlarda, mazlumun ahı yükselirken ya da hakkı ve hakikati haykırmak icap eden anlarda dilsiz şeytan kesilmek... İşte bu, vicdanın sönüşüdür. Sevgili Peygamberimiz Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Sizden kim bir münker (kötülük) görürse, onu eliyle değiştirsin; gücü yetmezse diliyle değiştirsin; ona da gücü yetmezse kalbi buğzetsin." buyurmuştur. Hakikatin ortada durduğu, adaletin sesini duyurmaya muhtaç olduğu bir yerdesusmak, sükûtun en asil hâli değil, korkaklığın ve hakikati inkârın sükûtudur. Yerinde söylenmeyen hak söz, içimizdeki kandilin yağı bitercesine ruhumuzu karanlığa mahkûm eder.
İnsanın ruhunu aydınlığa çıkaran şey, ne sürekli konuşmak ne de her daim susmaktır; sır, hikmetle hareket edebilmektedir. Hangi an susulacağını, hangi an ise cesaretle hakikatin savunulacağını bilmek büyük bir basiret ve iman meselesidir.
Rabbimiz dilimizi lüzumsuz sözlerin kirliliğinden, vicdanımızı ise hakikat karşısındaki suskunluklardan korusun. Bize, yerinde konuşmanın izzetini ve yerinde susmanın hikmetini nasip etsin. Zira selamet, ancak bu ince dengenin muhafaza edildiği kalplerdedir.