Serdar ARSEVEN
Köşe Yazarı
Serdar ARSEVEN
 

Yarı Başkanlık Modeli Türkiye’ye uyar mı?

Halk TV ve benzerlerinin programlarına da göz atmaya çalışıyorum. Oralarda, “İktidar Partisi güç kaybediyor ama Cumhurbaşkanlığı seçimi başka. Erdoğan seçim ustası. Yine kazanabilir, hiç belli olmaz!” yorumları dikkat çekiyor. Yayımladıkları anketlere göre CHP, yarım puan civarı farkla birinci parti. “Ak Parti’nin hâlâ bu kadar iddialı konumda olması şaşılacak şey!” yollu yorumlar da işitiyorum oralarda. CHP yerel seçimde büyük başarı elde etti ama o başarıyı genel seçime, hele hele Cumhurbaşkanlığı seçimine taşımak çok zor. Vatandaş yerel seçimde iktidara rahatlıkla “sarı kart” gösterir ama iş “esas seçimlere” gelince çok daha fazla düşünür, ince eler, sık dokur. Zira, o tercihin dönüşü yoktur. Ak Parti’ye başta “emeklileri ihmal etmesi” olmak üzere, birçok etkeni göz önünde bulundurarak “sarı kart” gösteren seçmen, CHP tarafından yönetilmek ister mi? CHP’ye yakın kanalların açıkladığı anket sonuçları da seçmende Ana Muhalefet’e yönelimin olmadığını gösteriyor. Yerel seçimin birinci partisi o günden bu yana oy arttırmış değil, hatta bir miktar da gerileme var. Yerel seçimin ikinci partisi de o günden bu yana oy kaybetmiş değil. Halk TV’nin önceki akşamki yayınında, İktidar Partisi’nin son bir ayda yüzde 0.8 oranında oy artışı sağladığı ifade ediliyordu mesela. İktidara yakın anket şirketleri bu oy artışını bir, iki puana çıkartabiliyorlar. “Terörsüz Türkiye” sürecinin oy tercihlerine yansımasına baktığımızda, İktidar Partisi lehine gelişmeler görüyoruz. Daha önce HDP-DEM çizgisindeki partilere oy verenlerin “muhafazakâr kimlikli” olanlarından bir bölümü, İktidar Partisi’ne dönmüş gibi. İktidar Partisi, “Terörsüz Türkiye” sürecinden dolayı bazı illerimizde bir miktar oy kaybına uğramış olabilir ama toplama baktığımızda, oylarını bir miktar arttırdığı söylenebilir. Oy dağılımlarına şöyle bir bakalım: AK Parti ile CHP'nin toplam oyu yüzde 70 civarında. Cumhur İttifakı, AK Parti artı MHP, yüzde 45’e yaklaşıyor. CHP yüzde 32, 33, en fazla 35. Diğer partiler yüzde 25 ile yüzde 30 arasındaki bir oy oranını paylaşacaklar bu durumda. Bunun da yüzde 10’u DEM’in. DEM, bir miktar oy kaybına uğrayabilir. Oradan uzaklaşan “muhafazakâr oylar”ın bir bölümü iktidara yönelebilir.   Bu durumda da, Sayın Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilme ihtimali çok artar. DEM’in Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayla temsil edilmesi beklendiğine göre, Cumhur İttifakı’nın karşısındaki CHP ile yanına alabileceği oy oranları düşük birkaç partinin Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma ihtimali azalıyor. Cumhurbaşkanlığı meselesi böyle. Milletvekilliği genel seçimine gelince… Orada durum biraz farklı olabilir. Vatandaş, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile milletvekilliği genel seçimi arasında ayrım yapabilir ve iktidarı "vekil sayısını azaltarak" uyarmayı düşünebilir. AK Parti’nin vekil sayısı son zamanlarda azalıyor malûm, bu azalma daha da devam edebilir. Böyle bir durumda da, ülkenin yönetilmesi biraz daha güç hale gelebilir. Devletin başındaki isim elbette kendisinden sonrasını da düşünüyordur. Bendeniz de bunca yıldır siyaseti yakından takip eden, ülkenin temel meselelerine kafa yoran bir yazar olarak, bundan sonrasına ilişkin düşüncelerimi dile getiriyorum. Mesela, Türkiye için “Yarı Başkanlık” sisteminin Sayın Erdoğan’ın siyasi hayatının final bölümünde gerçekleşmesine öncülük edebileceği bir model olduğunu düşünüyorum. YARI BAŞKANLIK SİSTEMİ Bu modelde, Cumhurbaşkanı tüm halkı temsil eden tarafsız bir Lider. Tüm milletin temsilcisi. Yarı başkanlık sisteminde Cumhurbaşkanı, şimdiki gibi partili de olabilir ya da öylesi uygun görülürse partisiz de... Cumhurbaşkanı partisiz de olsa, bir ittifakın adayı olacağı için elbette siyasi kimliğini korur ama resmiyette partisiz olmasından dolayı “partiler üstü” kalabilir. Yarı başkanlık sistemi, başkanlık ve parlamenter sistemlerini unsurlarını bir araya getiren karma bir yönetim modeli olarak tarif edilebilir. Bu sistemde yürütme yetkisi, halk tarafından doğrudan seçilen cumhurbaşkanı ile parlamentoya karşı sorumlu olan başbakan arasında paylaşılır. Cumhurbaşkanı, beş yılda bir doğrudan milletin oyuyla seçilir. Dış politika, savunma ve ulusal güvenlik gibi alanlarda belirleyici rol üstlenir. Başbakanı atar ve gerekli gördüğünde meclisi feshederek erken seçim çağrısı yapar. Cumhurbaşkanının kriz zamanlarında geniş yetkileri bulunur. Devletin başı tarafından atanan başbakanın görevini sürdürebilmesi için Meclis’ten güvenoyu alması şarttır. Başbakan, iç politika, ekonomi ve günlük idari işlerden sorumludur. Bakanlar kurulunu yönetir ve yürütmenin parlamentoya karşı sorumlu olan kısmını temsil eder. Meclis, güvensizlik oyu ile başbakanı ve hükümeti görevden alabilir. Cumhurbaşkanı ile başbakan aynı partiden, aynı ekolden olursa, bu modelin uyum içinde işlemesi kolaylaşır. Olmazsa… Ortaya, ortaya Fransa’daki “cohabitation” yani “birlikte yaşama” durumu çıkar. Bu dönemlerde cumhurbaşkanı, muhalif partiden bir başbakan atamak zorunda kalır ve yetkiler daha keskin şekilde paylaşılır. Böylece dış politika cumhurbaşkanının, iç politika ise başbakanın alanı haline gelir. Türkiye için bakacak olursak… Yarı Başkanlık modelinde, Cumhurbaşkanı da Başbakan da, aynı ekolden ya da ittifaktan olabilir. Bugünkü durumda, Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Sayın Bahçeli’nin de (ya da bir başka MHP'linin, olmadı AK Parti'den birinin) başbakan olduğunu düşünün. Böyle bir durum olabilir. Ya da… Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan ise mecburen bir CHP’li! Dış Politika, Ulusal Güvenlik, Savunma konuları Sayın Erdoğan’da… Ekonomi, işçiye-memura maaş zammı işleri CHP’de mesela! CHP ekonominin yükünü alsın bakalım üstüne, neler oluyor memlekette!                  
Ekleme Tarihi: 21 Ağustos 2025 -Perşembe

Yarı Başkanlık Modeli Türkiye’ye uyar mı?

Halk TV ve benzerlerinin programlarına da göz atmaya çalışıyorum.

Oralarda, “İktidar Partisi güç kaybediyor ama Cumhurbaşkanlığı seçimi başka. Erdoğan seçim ustası. Yine kazanabilir, hiç belli olmaz!” yorumları dikkat çekiyor.

Yayımladıkları anketlere göre CHP, yarım puan civarı farkla birinci parti.

“Ak Parti’nin hâlâ bu kadar iddialı konumda olması şaşılacak şey!” yollu yorumlar da işitiyorum oralarda.

CHP yerel seçimde büyük başarı elde etti ama o başarıyı genel seçime, hele hele Cumhurbaşkanlığı seçimine taşımak çok zor.

Vatandaş yerel seçimde iktidara rahatlıkla “sarı kart” gösterir ama iş “esas seçimlere” gelince çok daha fazla düşünür, ince eler, sık dokur.

Zira, o tercihin dönüşü yoktur.

Ak Parti’ye başta “emeklileri ihmal etmesi” olmak üzere, birçok etkeni göz önünde bulundurarak “sarı kart” gösteren seçmen, CHP tarafından yönetilmek ister mi?

CHP’ye yakın kanalların açıkladığı anket sonuçları da seçmende Ana Muhalefet’e yönelimin olmadığını gösteriyor.

Yerel seçimin birinci partisi o günden bu yana oy arttırmış değil, hatta bir miktar da gerileme var.

Yerel seçimin ikinci partisi de o günden bu yana oy kaybetmiş değil.

Halk TV’nin önceki akşamki yayınında, İktidar Partisi’nin son bir ayda yüzde 0.8 oranında oy artışı sağladığı ifade ediliyordu mesela.

İktidara yakın anket şirketleri bu oy artışını bir, iki puana çıkartabiliyorlar.

“Terörsüz Türkiye” sürecinin oy tercihlerine yansımasına baktığımızda, İktidar Partisi lehine gelişmeler görüyoruz.

Daha önce HDP-DEM çizgisindeki partilere oy verenlerin “muhafazakâr kimlikli” olanlarından bir bölümü, İktidar Partisi’ne dönmüş gibi.

İktidar Partisi, “Terörsüz Türkiye” sürecinden dolayı bazı illerimizde bir miktar oy kaybına uğramış olabilir ama toplama baktığımızda, oylarını bir miktar arttırdığı söylenebilir.

Oy dağılımlarına şöyle bir bakalım:

AK Parti ile CHP'nin toplam oyu yüzde 70 civarında.

Cumhur İttifakı, AK Parti artı MHP, yüzde 45’e yaklaşıyor.

CHP yüzde 32, 33, en fazla 35.

Diğer partiler yüzde 25 ile yüzde 30 arasındaki bir oy oranını paylaşacaklar bu durumda.

Bunun da yüzde 10’u DEM’in.

DEM, bir miktar oy kaybına uğrayabilir.

Oradan uzaklaşan “muhafazakâr oylar”ın bir bölümü iktidara yönelebilir.

 

Bu durumda da, Sayın Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilme ihtimali çok artar.

DEM’in Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayla temsil edilmesi beklendiğine göre, Cumhur İttifakı’nın karşısındaki CHP ile yanına alabileceği oy oranları düşük birkaç partinin Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma ihtimali azalıyor.

Cumhurbaşkanlığı meselesi böyle.

Milletvekilliği genel seçimine gelince…

Orada durum biraz farklı olabilir.

Vatandaş, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile milletvekilliği genel seçimi arasında ayrım yapabilir ve iktidarı "vekil sayısını azaltarak" uyarmayı düşünebilir.

AK Parti’nin vekil sayısı son zamanlarda azalıyor malûm, bu azalma daha da devam edebilir.

Böyle bir durumda da, ülkenin yönetilmesi biraz daha güç hale gelebilir.

Devletin başındaki isim elbette kendisinden sonrasını da düşünüyordur.

Bendeniz de bunca yıldır siyaseti yakından takip eden, ülkenin temel meselelerine kafa yoran bir yazar olarak, bundan sonrasına ilişkin düşüncelerimi dile getiriyorum.

Mesela, Türkiye için “Yarı Başkanlık” sisteminin Sayın Erdoğan’ın siyasi hayatının final bölümünde gerçekleşmesine öncülük edebileceği bir model olduğunu düşünüyorum.

YARI BAŞKANLIK SİSTEMİ

Bu modelde, Cumhurbaşkanı tüm halkı temsil eden tarafsız bir Lider. Tüm milletin temsilcisi. Yarı başkanlık sisteminde Cumhurbaşkanı, şimdiki gibi partili de olabilir ya da öylesi uygun görülürse partisiz de...

Cumhurbaşkanı partisiz de olsa, bir ittifakın adayı olacağı için elbette siyasi kimliğini korur ama resmiyette partisiz olmasından dolayı “partiler üstü” kalabilir.

Yarı başkanlık sistemi, başkanlık ve parlamenter sistemlerini unsurlarını bir araya getiren karma bir yönetim modeli olarak tarif edilebilir.

Bu sistemde yürütme yetkisi, halk tarafından doğrudan seçilen cumhurbaşkanı ile parlamentoya karşı sorumlu olan başbakan arasında paylaşılır.

Cumhurbaşkanı, beş yılda bir doğrudan milletin oyuyla seçilir.

Dış politika, savunma ve ulusal güvenlik gibi alanlarda belirleyici rol üstlenir.

Başbakanı atar ve gerekli gördüğünde meclisi feshederek erken seçim çağrısı yapar.

Cumhurbaşkanının kriz zamanlarında geniş yetkileri bulunur.

Devletin başı tarafından atanan başbakanın görevini sürdürebilmesi için Meclis’ten güvenoyu alması şarttır.

Başbakan, iç politika, ekonomi ve günlük idari işlerden sorumludur.

Bakanlar kurulunu yönetir ve yürütmenin parlamentoya karşı sorumlu olan kısmını temsil eder. Meclis, güvensizlik oyu ile başbakanı ve hükümeti görevden alabilir.

Cumhurbaşkanı ile başbakan aynı partiden, aynı ekolden olursa, bu modelin uyum içinde işlemesi kolaylaşır.

Olmazsa…

Ortaya, ortaya Fransa’daki “cohabitation” yani “birlikte yaşama” durumu çıkar.

Bu dönemlerde cumhurbaşkanı, muhalif partiden bir başbakan atamak zorunda kalır ve yetkiler daha keskin şekilde paylaşılır. Böylece dış politika cumhurbaşkanının, iç politika ise başbakanın alanı haline gelir.

Türkiye için bakacak olursak…

Yarı Başkanlık modelinde, Cumhurbaşkanı da Başbakan da, aynı ekolden ya da ittifaktan olabilir.

Bugünkü durumda, Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Sayın Bahçeli’nin de (ya da bir başka MHP'linin, olmadı AK Parti'den birinin) başbakan olduğunu düşünün.

Böyle bir durum olabilir.

Ya da…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan ise mecburen bir CHP’li!

Dış Politika, Ulusal Güvenlik, Savunma konuları Sayın Erdoğan’da…

Ekonomi, işçiye-memura maaş zammı işleri CHP’de mesela!

CHP ekonominin yükünü alsın bakalım üstüne, neler oluyor memlekette!

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi