Türk Dünyası’nın önemli dış politika uzmanlarından Cemal Akkuş’un Alternatif Araştırmalar Merkezi’ndeki yazılarının her biri “rapor” niteliğinde…
Ele aldığı konuları bütün yönleriyle değerlendirmeye çalışan…
Fırsatları ve riskleri ortaya koyan, yapılması gerekenleri tecrübelerine dayanarak gösteren bir kalem.
Sayın Akkuş’un “Kızılelma’da ABD Diş İzi” başlıkla raporunun tamamını Alternatif Araştırmalar Merkezi’nin resmi internet sitesinden okuyabilirsiniz.
Uzun yazılar, hele hele raporlar pek okunmuyor bizde.
Bendeniz, dikkatimi çeken raporları mümkün olduğunca kısaltarak, dikkatlerinize arz etmeye çalışıyorum.
Cemal Akkuş imzalı son rapor, ABD’nin 99 yıllığına “çökmeye” çalıştığı Zengezur Koridoru meselesine dair.
Girişi uzatmadan, özete geçelim:
Değişen Satranç Tahtası – İkinci Karabağ Savaşı Sonrası Yeni Güç Dinamikleri
44 Gün Savaşı olarak da bilinen İkinci Karabağ Savaşı, sadece Azerbaycan'ın işgal altındaki topraklarını kurtardığı bir askeri operasyon değil, aynı zamanda Güney Kafkasya'daki güç dengelerini kökten değiştiren bir dönüm noktasıdır. Türk SİHA'ları başta olmak üzere Türk savunma sanayiinin teknolojik üstünlüğü ve Türkiye'nin Azerbaycan'a sağladığı sarsılmaz stratejik destekle kazanılan bu zafer, yaklaşık 30 yıldır devam eden statükoyu yerle bir etmiştir. Bu zafer, bölgede Rusya'nın aracılık tekelini kırmış ve Türkiye'yi Kafkasya'da oyun kurucu bir aktör olarak masaya oturtmuştur. En önemlisi, savaşın sonucunda ortaya çıkan yeni jeopolitik durum, Zengezur kilidini açmak ve Türk Dünyası'nın fiziki birliğini sağlamak için eşi benzeri görülmemiş bir tarihi fırsat sunmuştur. Azerbaycan'ın askeri ve diplomatik üstünlüğü, bu asırlık sorunu milli menfaatler doğrultusunda çözme gücünü Bakü'ye vermiştir.
Ancak zaferin kendisi, paradoksal bir şekilde yeni bir zafiyeti de beraberinde getirmiştir. Türkiye-Azerbaycan ittifakının ezici başarısı, bölgedeki Rus hegemonyasını zayıflatarak bir güç boşluğuna yol açmıştır. Jeopolitikanın temel kuralı gereği, doğan bu boşluk, daha güçlü ve sofistike bir hegemon olan Amerika Birleşik Devletleri'nin dikkatini çekmiştir. Rusya'nın engelleme kapasitesinin azaldığını ve Türkiye-Azerbaycan ekseninin inisiyatifi ele aldığını gören Washington, sürece sadece bir arabulucu olarak değil, stratejik koridorun tamamını kendi küresel çıkarları için devşirecek bir aktör olarak dahil olmuştur.
Rusya'nın Ukrayna'daki savaşa saplanması, askeri, ekonomik ve diplomatik kaynaklarını tüketerek Kafkasya gibi "yakın çevre" olarak gördüğü bölgelere odaklanma kapasitesini ciddi şekilde azaltmıştır. Azerbaycan, bu zafiyeti ustaca kullanarak 2024 yılında Karabağ'daki Rus barış gücünün görev süresi dolmadan bölgeden çekilmesini sağlamış ve egemenliğini tam anlamıyla tesis etmiştir.
Washington Anlaşması – Hegemonya İçin Bir Truva Atı
Washington'da paraflanan ve "Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu" (TRIPP) olarak adlandırılan anlaşma, barış ve refah kisvesi altında sunulan modern bir neokolonyal düzenlemedir. Bu projenin temel amacı, bölge ülkeleri arasında bir uzlaşı sağlamak değil, Avrasya'nın kalbindeki bu stratejik geçidin kontrolünü ABD'ye devretmektir.
Koridorun geliştirme ve işletme haklarının 99 yıl gibi olağanüstü uzun bir süre için münhasıran ABD liderliğindeki bir konsorsiyuma verilmesi, egemen toprağın fiili bir devridir. Bu, basit bir ticari anlaşma değil, stratejik kontrolün transferidir. Tarihteki İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin ticari faaliyetlerle başlayıp Hindistan'ı nasıl sömürgeleştirdiği unutulmamalıdır.
Anlaşma, devlet başkanları tarafından imzalanıp parlamentolar tarafından onaylanmış nihai bir metin değil, sadece dışişleri bakanları düzeyinde paraflanmış bir ön mutabakattır. Uluslararası hukukta bu aşamanın nihai bir bağlayıcılığı yoktur ve taraflar nihai anlaşmayı imzalamaktan imtina edebilirler.
Küresel ve Bölgesel Aktörlerin Stratejik Analizi
TRIPP anlaşması, ABD'nin düşük maliyetle yüksek etki elde etme stratejisinin bir şaheseridir. Resmi bir askeri üs kurma maliyetine ve siyasi yüküne katlanmadan, ticari bir anlaşma kisvesi altında kilit bir jeopolitik geçidin kontrolünü ele geçirmektedir. Bu hamle, ABD'nin Ege ve Suriye/Irak'taki mevcut baskı noktalarına Kafkasya'yı da ekleyerek Türkiye'yi çevreleme stratejisinin son ve en kritik halkasını tamamlamaktadır.
İsrail'in sürece doğrudan müdahil olmasa da rolü kritik öneme sahiptir. Anlaşma, İsrail'in bölgedeki en önemli ortağı olan Azerbaycan'ı güçlendiriyor gibi gözükürken, baş düşmanının sınırlarına bir Amerikan varlığını yerleştirmektedir.
Türkiye İçin Stratejik Çıkış Yolları ve Proaktif Politikalar
Ankara, ABD öncülüğündeki projenin kök salmasını beklemeden, inisiyatifi ele alarak hem diplomatik söylemi hem de jeopolitik gerçekliği yeniden şekillendirmek zorundadır. Türkiye'nin atacağı adımlar, pasif bir tepkiden ziyade, oyun kurucu bir proaktifliği yansıtmalıdır.
Bölgesel Sahipliği Yeniden Tesis Etmek
Bu stratejinin temel amacı, Zengezur meselesinin çözümünü bölge dışı aktörlerin elinden alıp, bölge ülkelerinin kendi inisiyatifine devretmektir.
Türkiye, Azerbaycan ile birlikte, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından önerilen bölgesel sahiplik modelini agresif bir şekilde yeniden gündeme getirmelidir. Türkiye, Rusya, İran ile Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'ı bir araya getirmeyi hedefleyen bu platform, bölgesel sorunlara bölgesel çözümler üretme ilkesine dayanır ve ABD gibi dış aktörlerin müdahalesini gayrimeşru kılar. Bu, ABD'nin müdahalesini "istenmeyen bir misafir" olarak çerçevelemenin en etkili diplomatik yoludur.
Erivan'a, bir "havuç ve sopa" politikası uygulanmalıdır. Bir yanda, TRIPP projesinden çok daha fazla egemenlik hakkı tanıyan, bölgesel olarak yönetilen bir koridorda yer alma ve ekonomik entegrasyon "havucu" sunulmalıdır. Diğer yanda, bu yapıcı teklifi reddetmesi halinde, bölge barışının önündeki tek engel olarak diplomatik tecride uğratılacağı "sopası" gösterilmelidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dile getirdiği 40+40+20 formülü, bölgesel sahiplik ilkesini somutlaştıran ortak yatırım ve yük paylaşımı modeli olarak yorumlanmalıdır. Bu, projenin finansmanının ve yönetiminin dış güçlere muhtaç olmadığını, Türkiye, Azerbaycan ve potansiyel diğer bölgesel ortaklar tarafından üstlenilebileceğini göstermesi açısından kritik bir mesajdır.
Uygulanabilir Alternatifler Geliştirmek
TRIPP projesinin cazibesi, Zengezur düğümünü çözebilecek tek seçenek olduğu algısından kaynaklanmaktadır. Bu algıyı kırmak, Türkiye'nin elindeki en önemli kozlardan biridir. Bu nedenle, somut ve uygulanabilir alternatifler geliştirmek ve bunları diplomatik bir koz olarak kullanmak hayati önem taşır.
Azerbaycan'ı Nahçıvan'a İran toprakları üzerinden bağlayacak bir güzergahın fizibilitesi ciddi bir şekilde masaya yatırılmalıdır.
Avantajları: Ermenistan'ı tamamen denklem dışı bırakır, mevcut diplomatik kilitlenmeyi aşar, İran'ın transit ülke kalma çıkarıyla örtüşür ve ABD etkisine karşı güçlü bir Türkiye-Azerbaycan-İran ekonomik bloğu meydana getirme potansiyeli taşır.
Dezavantajları: Türkiye-Azerbaycan bağlantısını Tahran rejiminin istikrarına ve keyfiyetine bağımlı kılar, İran'a yönelik ABD yaptırımları nedeniyle güzergahı risklere açık hale getirir ve daha dolaylı bir rotadır.
Mevcut Bakü-Tiflis-Kars (BTK) demiryolunun kapasitesini artırmak için büyük yatırımlar yapılmalıdır. Bu, Nahçıvan'a doğrudan bir bağlantı sağlamasa da, halihazırda "dost" ülkelerin kontrolünde olan Orta Koridor'un ana arterini güçlendirir. BTK'nın kapasitesinin artırılması, Zengezur güzergahının stratejik önemini göreceli olarak azaltır ve bu güzergahı kontrol edenlerin Türkiye üzerindeki pazarlık gücünü zayıflatır. Bu alternatiflerin sadece uygulanabilirliği değil, aynı zamanda diplomatik bir koz olarak değeri de büyüktür. Türkiye ve Azerbaycan'ın, İran rotasını ve BTK'nın geliştirilmesini aktif ve aleni bir şekilde takip etmesi, Washington ve Erivan'a TRIPP anlaşmasının tek seçenek olmadığı mesajını verir. Bu durum, projenin Ermenistan için cazibesini azaltır ve ABD'yi ya daha iyi şartlar sunmaya ya da projesinin atıl kalması riskini göze almaya zorlar.
Proaktif Karşı Dengeleme
Diplomatik ve ekonomik hamleler, askeri caydırıcılıkla desteklenmediği sürece eksik kalır. Türkiye, bölgedeki askeri-stratejik varlığını ABD planını dengeleyecek şekilde yeniden konumlandırmalıdır.
Türkiye, Türk Devletler Teşkilatı’nı, Türk Dünyası'nı birbirine bağlayan ana arterin bölge dışı bir gücün kontrolü altına girmesinin kabul edilemez olduğu yönünde ortak ve sert bir tavır almaya yönlendirmelidir. Bu, konuyu sadece bir Kafkasya meselesi olmaktan çıkarıp, tüm Türk devletlerini ilgilendiren uluslararası bir mesele haline getirir ve Türkiye'nin diplomatik pozisyonunu güçlendirir.
Hegemonyaya Karşı Milli Bir Strateji
Mevcut durumda öncelikli hedef, anlaşmanın hukuki ve diplomatik zayıflıklarını kullanarak, mevcut haliyle onaylanmasını ve uygulanmasını engellemektir. Türkiye, bu anlaşmanın henüz paraflanmış bir metin olduğunu, uluslararası hukukta nihai bağlayıcılığının bulunmadığını, Ermenistan Anayasası'ndaki toprak iddiaları gibi temel sorunları çözmediğini ve bölge dışı bir gücü Kafkasya'nın kalbine yerleştirerek istikrar yerine istikrarsızlığı körükleyeceğini vurgulayan kapsamlı bir diplomatik kampanya başlatmalıdır.
Türkiye'nin nihai hedefi, bağlantı ve ulaşıma engel olmak değil, bu bağlantının bölge halklarının ve özellikle Türk Dünyası'nın çıkarlarına hizmet etmesini sağlamaktır.