İlginç bir 30 Ağustos geçirdik. Şöyle oturup dün neler oldu diye baktığımda bir zafer bayramından çok; meydanlara sıkışan koltuk kavgalarını, mikrofon kapatma ayıplarını ve bürokratik restleşmeleri gördüm açıkcası.
Karaman’da protokol müdürü ile belediye başkanı kameralar önünde birbirine girdi, siyasi parti il başkanları alanı terk etti Sinop’ta bir kaymakam ile koruması protokolün gözü önünde kavgaya tutuştu. Balıkesir’de çelenk sırası anonsunun sırası konusunda kriz oluştu; Zonguldak’ta anıta çelenk sunan sivil toplumun ve muhalefetin yüzüne ses sistemi kapatıldı, İstiklal Marşı mikrofonsuz okunmak zorunda bırakıldı. Aydın Bozdoğan'da bayrak asılmadığı gerekçesiyle yerel yönetimler hedef alındı, Çanakkale’de STK'ların çelek koyması engellendi, İzmir'de taştışmalar yaşanarak güzergâhlar değiştirildi Kocaeli'de yerel meclis üyeleri ile belediye yönetimleri arasında karşılıklı sert açıklamalar yapıldı.
Sorulması gereken asıl soru şu 30 Ağustos günü yaşanan ve basına çarşaf çarşaf servis edilen bu suni gerginlikleri kim, neden körüklüyor? Bu kargaşadan kim, nasıl bir siyasi veya bürokratik rant devşirmeyi umuyor?
Özellikle yerel yönetimler (belediyeler) ile merkezi idarenin taşra teşkilatı (valilikler ve kaymakamlıklar) arasında giderek kronikleşen bu kriz, tesadüfi bir koordinasyonsuzluk değildir.
Bir yanda "devlet benim" refleksiyle hareket edip seçilmiş yerel temsilcileri dışlamaya çalışan, parti teşkilatlarını devlet hiyerarşisinin önüne koyma gafletine düşen bürokratik şımarıklık; diğer yanda ise her tören alanını bir siyasi güç gösterisine ve mağduriyet üretme zeminine dönüştürmek isteyen dar siyasi hesaplar var.
Unutmayın ki millet meydanlara bayrağını dalgalandırmak, ecdadını anmak ve birlik duygusunu tazelemek için çıkarken; kamu otoritesini temsil edenlerin "önde oturma", "önce anons edilme" veya "mikrofon kapatma" gibi ucuz güç savaşlarına girişmesi devlet ciddiyetini aşındırmaktan başka bir işe yaramaz.
Valilik ile belediyenin, mülki amir ile seçilmiş başkanın halkın gözü önünde kutuplaşması; yalnızca toplumsal ayrışmayı derinleştirmek isteyen odakların ekmeğine yağ sürer.
Devletin saygınlığı bir protokol sırasına, bir anons hiyerarşisine kurban edilemez.
Meydanları küçük iktidar kavgalarının arenası haline getirenlere verilecek en doğru cevap, bu milletin ortak değerlerini hiçbir siyasi hesaba meze yaptırmama kararlılığı olacaktır.
Tevfik YAZICILAR
31 Ağustos 2026