Atadan zengin değilseniz ve iyi bir hayat sürmek istiyorsanız ya kıymetli bir mesleğiniz olmalı ya da güçlü bir torpiliniz olmalı. Bir mesleğiniz, geçerli bir diplomanız ya da özel bir yeteneğiniz yoksa bazen torpilde işe yaramaya biliyor.
Hem torpil için birilerine minnet etmektense, geçerli bir meslek sahibi olmak yeğlenmelidir. İnsan onuruna yakışan da budur ve bu insanı daha güçlü kılar.
Biz, çekirdekten yetişmiş diş teknisyeniyiz. Devletimiz zamanında bizlere hak tanıdı, Ankara’da bir fakültede bir dizi sınavlar açtı. Bu sınavlarda başarılı olanlara diş yapabilme ve diş protez imalatı yapılan laboratuvar açma yetkisi verdi.
Ondan sonra bir süre çıraklık eğitim merkezi üzerinden yetiştirdiğimiz elemanlarımızın belge meselesini, dolayısıyla çalışma belgesini halletmiştik. Böylesi çok iyi ve mantıklıydı.
Orada sistem şöyleydi, çıraklar haftanın bir günü çıraklık merkezine gidip eğitim alıp sonra kalfalık sınavına giriyordu. Kalfalık sınavında başarılı olanlar bir süre daha devam edip ustalık sınavında başarılı olduğunda mesleği yapma ve iş yeri açma hakkı kazanıyordu.
Çırak olarak bir şeyler öğretmeye çalıştığımız kardeşlerimizin, çıraklık merkezinde sigortalı oldukları bilgisi ve düşüncesiyle, sigortasını geç yapıp hakkına girdiklerimizden helallik bekleriz. O zaman sigortalı sayılan çocuklarımız EYT de mağdur edildiler.
Çıraklık merkezi sayesinde hatırı sayılır personelimiz belge sahibi oldu ve mesleğini icra etme hakkı kazandı. Tabii ki yanımızda çalışanların hepsi aklı başında çocuklar değildi. Bazıları iş yerine sokulmayacak kadar haylazdılar.
Ve fakat,“Bu çocuklar da bizim çocuklarımız. Bu çocukları da topluma kazandırmalıyız.” diye düşündüğümüz için onları idare ediyorduk.
Bu konu ile ilgili ilginç bir olay yaşamıştık. Bir gün Çıraklık Eğitim Müdürü bir çırağımız yüzünden bizi okula çağırdı. Çocuklarımızı önemsediğimiz için kalktık gittik.
Okul Müdürü, “Bazı öğrenciler çok haylaz, sınıfın düzenini bozuyor.Hatta birisi 4. kattaki sınıfın camından diğer sınıfa geçiyormuş, okul ile ilişiğini keseceğiz.” demişti.
Müdür Beye, “Ben sıradan, küçük bir esnafım. Bahsettiğin çocuk benim çırağım. Ben bu çocuğu topluma kazandırmak ve bir meslek sahibi yapmak için haftanın 5 günü idare ediyorum, ona katlanıyorum da görevi bu çocukları topluma kazandırmak olan sizler 1 gün idare edemiyor musunuz? Biz bu çocuklara sahip çıkmak zorundayız Müdür Bey…” demiştim. Ve sağ olsun Müdür Bey çocuklarımızı idare etmişti.
Artık elemanımızı kendimiz yetiştiremiyoruz. Üniversitelerin iki yıllık fakültelerinden diploma alıyorlar. Bu mektepli gençler teorik olarak yetişiyor fakat pratikte yetersiz mezun oluyorlar. Maalesef mezunların çok küçük bir bölümü mesleğini icra edebiliyor.
Diş teknisyenliği mesleği el becerisi gerektiren bir meslek. İnsanda belli bir yaştan sonra el melekesinin gelişmesi hayli zor. Bunu ancak çok özel yetenekli ve çok istekli gençlerimiz başarabiliyor.
Zamanında diş teknisyenliği liseleri açılmış fakat sanırım planlama sağlıklı yapılamadığı için sonuç alınamamış. Biz bu mesleği icra etmek isteyenlerin en geç lise çağında meslek ile buluşması gerektiğini düşünüyoruz.
Bu düşüncemiz doğrultusunda, Samsun Diş Teknisyenleri Dernek Başkanlığı yaptığım dönemde bir rapor hazırlayıp dönemin Samsun Valisine gitmiş, ondan fikir ve yardım istemiştik.
Vali Beye özetle, “Bir meslek lisesinde bir diş protez sınıfı açıp her yıl otuz, otuz beş öğrenci alınıp bunların Samsun’daki laboratuvarlarda staj yapmasını, lise bitince kalfa olarak mesleğini icra edebilme yetkisi verilmesini, ben devam edip laboratuvar açma yetkisi istiyorum.” diyen öğrencilerinde iki yıllık fakülteye gitmesini ve mezun olanlarında Samsun ve ihtiyaç duyulan yerlerde istihdam edilebileceğini…” söylemiştik.
“Bu sınıflar meslekte öne çıkan şehirlerde de açılmalı.” diye ilave ettik. Vali Bey önerimizi mantıklı buldu, çok ilgili davrandı ve İl Milli Eğitim Müdürünü çağırtmıştı. Müdür makamında değildi. İl Milli Eğitim Müdürü ile bu konuyu istişare edip, hemen bizi bilgilendireceğini söylemişti fakat yıllar geçti hala ses soluk çıkmadı.
Bu durumu Ak Partide üst düzey yöneticilik yapmış bir büyüğümle paylaşmıştım. O da çok olumlu buldu, “İlk fırsatta birlikte Bakanlığa gidelim ve Bakanlık bu konuda bir çalışma yapsın.” demişti fakat o abimizden de henüz ses soluk çıkmadı.
Peki şimdi bunu niye yazdık çünkü hatıralarımız ve acılarımız depreşti. Geçen gün bir arkadaş aradı staj yapmak isteyen bir tanıdığı olduğunu, bizde staj yapıp yapamayacağını sordu. “Gelsin bir görüşelim.” dedim.
Öğrenci kızımız annesiyle geldi. Konuştuk,mesleği yapma konusunda çok hevesli fakat bizde yapacağı stajla ve fakültede alacağı pratik eğitimle işinin zor olduğunu bir kez daha müşahede ettik. Yazık bu çocuklarımızın hayallerine.
Allah'da şahit bilenler de şahit, mesleğimizin geleceği ve meslek emekçilerimizin çalışma şartlarını iyileştirmek için çok gayret ettik. Ancak bu kadarını başarabildik. Bazı şeyleri daha iyi yapabilirdik ama olmayışının en azından bir kısmının sorumlusu bizler değiliz.
Biz, yaptıklarımızın yanında yapmak isteyip yapamadıklarımızı da tarihe not düşmek adına bu köşe yazısı ile kamuoyuna duyuruyoruz.
Taktir Meslektaşlarımızın ve Milletimizindir.