Halis ÖZDEMİR
Köşe Yazarı
Halis ÖZDEMİR
 

Muhsin Yazıcıoğlu Suikast Dosyası Tekrar Açıldı

Yıllardır tartışılan Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında yeni bir dönem başladı. Gazeteci-Yazar Halis Özdemir'e göre, bu gelişme yalnızca bir dava değil, Türkiye'nin karanlıkta kalan olaylarının aydınlatılması adına önemli bir adım niteliğinde. İşte Özdemir'in çok konuşulacak çok tartışılacak o yazısı!..   Muhsin Yazıcıoğlu Suikast Dosyası Tekrar Açıldı Şimdi sıra Sivas Madımak Oteli Provokasyonu Dosyasında Adaleti Ararken Bak Şu İşe! Türkiye'de Neler Olmuş Neler! Maraş Çorum Sivas provokasyon Katliamları ve Tokat Provokasyonu…   Muhsin Yazıcıoğlu dosyası tekrar açıldı. Hayırlı olsun. Sivas Madımak Oteli davası da hiç vakit kaybedilmeden tekrar açılmalıdır. Merhum Yazıcıoğlu ile 12 Eylül 1980 Askeri müdahalesinde tutuklandığımda Mamak ceza ve tutukevinde B blokta, ben 6. Koğuşta Yazıcıoğlu da 5. Koğuşta kalıyordu. Koğuşlarımız karşılıklı ve volta alanlarımız da bir idi. Meşhur Mamak işkenceci savcısı Nurettin Soyer'in C-5 işkencehanesinde de yolumuz kesişmişti. Bir bakıma "mahpushane arkadaşlığımız" var denilebilir. Çileli başlayan hayat kimileri için çileli devam ediyor vesselam!   Bu yazımız üç ayrı örnekle Türkiye'de adaletin işleyişine provokasyonlar ve entrikalara örneklik teşkil edecektir.   Birincisi, merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü ile üzerindeki sis perdeleri kalkmadan ortadan kalkan dosya Türkiye'de "yapanın yanında kalıyor" algısını besleyen kritik ve önemli davalardan birisi olarak tarihte yerini almış ve Türkiye üzerinde kara leke olarak kalmışken şimdi adalet sistemimiz içinde, "Temizeller operasyonu"nu Türkiye'de hayata geçirilmesi idi. Tam da burada çok şaibeli olan dava dosyaları kapatılan ve yeniden açılan bazı cinayet dosyalarında olduğu gibi Yazıcıoğlu dosyasının tekrar açılması, bundan böyle "yapanın yanında kalmayacağı" hatta organize ve muhtemelen arkasında karanlık ellerin olduğu halkın kahır ekseriyeti tarafından düşünülen ve milletin vicdanında derin yara bırakan, merhum Yazıcıoğlu dosyasının tekrar açılması gönüllere su serpmiş, devlete güven yoluna adeta işaret olmuştur. Gerçeğin ortaya çıkacağına inancımız tamdır!   Faili meçhul ve üzerinde sis perdesi olan cinayet davalar sağ sol demeden bütün vatandaşlar için adalet prensibi ile yürütülmelidir. İlhan Erdost'un, Uğur Mumcu'nun ölümlerindeki sis perdesi aileleri ve halkın bir kesimine göre aralanmamıştır. Her iki davanın "günah keçisi ilan edilen ve üzerlerine suç isnat edilen" Erdost davası sanıkları ile 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinde Mamak ceza ve tutukevinde tutukluluğum sırasında aynı koğuşta kaldım. Kanaatim suçlu ilan edilenlerin suçsuzluğudur!   Öyle olaylar ve öyle davalar var ki akıl alır gibi değil! İşte bir örnek, "6 yaşında çocuk evliliği" gibi akıl dışı propagandaya kurban gitmiş Yusuf Ziya hoca nihayet tahliye edildi. "Bir zulme daha böylece son verilmiş oldu!" Darısı gene aynı şekilde propagandaya kurban edilmiş Sivas Madımak Oteli davası. İnanıyoruz ki bu davanın da yeniden açılması halinde gerçek suçlular provokatörler ortaya çıkarılacaktır. Halen tutuklular arasında da gerçek suçlular varsa onlar da tespit edilmelidir.   Sivas'ta Türkiye'yi karıştırmak isteyenler operasyon yapmıştı! Otel yakmışlar ve içinde insanlar yanmıştı. Olanlar akıl vicdan havsala alır gibi değildi! Sivas'ta yaşananlar katliamdı ve vicdanları yaralamış, ülke üzerine karabulut gibi çökmüştü. Bu olayları tertip edenler, katliam yapanlar katliamlarına Başbağlar'da 33 vatandaşı yakarak devam etmişler, vatandaşlarımızı öldürmüşlerdi.   2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'taki Madımak Oteli'nde meydana gelen katliamda, aralarında yazar, sanatçı ve şairlerin bulunduğu 33 kişi ile 2 otel görevlisi olmak üzere toplam 35 kişi hayatını kaybetti. Türkiye tam bir operasyonel provokasyon yaşamıştı. Akabinde ise Erzincan Başbağlar kasabasına da saldırılmış, kasaba halkından otuz üç vatandaş katledilmişti. Türkiye'yi karıştırmaya, kardeş kavgasının içine çekmeye azmetmişlerdi! Başaramadılar. Başaramayacaklar.   Türkiye'yi karıştırmak isteyenler, yeni Maraş Tokat Çorum kanlı olaylarını tezgahlayarak Türkiye'yi kardeş kavgasına çekmek isteyenlerin organize ettiği kanaati milletimizin zihnine yer etmiş SİVAS MADIMAK olaylarıdır.   Yazımıza örnek, üçüncü bir büyük davaya örnek olan SİVAS MADIMAK OTELİ KATLİAMI davası sanıkları da "hukuk garabeti" ne davayı takip edenlere göre de propagandaya kurban gitmişlerin davasıdır. Sivas Madımak Oteli davası sanıkları ile ilgili Akit Tv'de hazırlayıp sunduğum Vizyon programımda konuyu hem hukuk açısından hem de sosyal yönü itibarıyla ele almıştım. Tabiatıyla sanık yakınları ile de temasa geçmiş, Sivas olaylarının hukuki seyrini onlardan ve avukatlarından dinlemiştim. Sivas Madımak Oteli davası hakkındaki genel kanaat gibi benim de, "sanıkların kurban seçildiği" idi. Bu dava öyle midir böyle midir, işin aslı nedir ortaya çıkarmak katliamda hayatını kaybedenler ve aileleri açısından da mağdur sanıklar açısından da Türkiye'de hukukun işleyişi bakımından tarihi sorumluluktur. Dava dosyasının hazırlanış hikayelerinden bize anlatılanlara iki örnek verelim: Birincisi: "Avrupa'dan torunun sünnet merasimi için gelen gurbetçi vatandaşın sünnet için gereken alışverişleri yapmak üzere Sivas'a geldiği sırada provokatif Sivas Madımak Oteli olayları cereyan eder. Eder etmesine de olaylardan bihaber olan bu zat ve diğerleri bazı mahallelere konulan levhalara "Madımak olaylarında kimi gördüyseniz ismini bu listeye yazın" duyuruları ile kimilerinin hasım veya başka saikle yazdığı isimler yıllarca Sivas'ta ceza ve tutukevinde ömürleri geçmektedir." Otuzlu kırklı yaşlarda hapsedilmiş bu şahıslar bu gün seksenli yaşlara gelmişler, ömürleri geçmiştir. İkinci örnek: "Kamyon şoförlüğü yapan ve Sivas olaylarının yaşandığında Sivas'ta olmayan ve Malatya yöresinde trafik cezası da alan bir kamyon sürücüsü de bu operasyondan nasibini almış ve ömrünü cezaevinde geçirmektedir." Bu davaların dosyaları hiç vakit kaybedilmeden açılmalı ve Alevi yurttaşların yoğun olarak yaşadığı ve kardeş kavgası için özellikle seçilen "Türkiye'ye Sivas Madımak olayı" ile Maraş Çorum Tokat olaylarını tezgahlayanlar ortaya çıkarılmalıdır!   Tokat'ta 1975 yılı 15 Şubat günü tertip edilen provokasyonu bizzat yaşamış birisi olarak ders alınmak maksadıyla sizlerle paylaşmak isterim. 1974/1975 öğretim yılında Tokat Milli Türk Talebe Birliği başkanlığı yapmaktaydım. Tokat Valilik binasına yakın olan Ali Paşa Camii'nde cuma namazı çıkışı caminin hemen avlusunda bulunan bir çınar ağacının yükseltilmiş kısmına çıkan ve o güne kadar Tokat'ta kimsenin görmediği, tanımadığı bir şahıs camiden çıkan cemaati Bulvar Sineması'nda TÖS (Sol görüşlü Öğretmenler Sendikası) tarafından tertip edilen bir toplantıya işaretle; "Komünistler Bulvar Sineması'nda toplantı yaparken siz cuma namazı kılıyorsunuz. Bulvar Sineması'na yürüyün, toplantıyı başlarına yıkalım" gibi lafları peş peşe sıralıyor, etrafında gene kimsenin tanımadığı daha sonra ortaya çıkan birkaç kişi camiden çıkan halka kol kola girmelerini ve kimsenin ayrılmasına müsaade edilmemesi talimatını yağdırıyor ve birbirlerinden habersiz cemaati Bulvar Sineması önüne yığmayı başarmış ve gene o günden sonra bir daha Tokat'ta görülmeyen şahıslar önce emniyetin araçlarını yakıyor, yakamadıklarını ise ters çeviriyordu. Toplantının yapıldığı Bulvar Sineması'na girmeye çalışılırlarken bir yandan da Bulvar Sineması ateşe verilmişti. Neyse ki yangın hemen söndürülmüş, maksatlarına ulaşamamışlardı. Olaylar ikinci günde devam etti. Tokat'ın maruf şahsiyetlerinden dört yüz civarında kişi gözetim altına alındı. Kırk civarında şahıs tutuklandı. Tutuklananların da suçsuzlukları anlaşılınca serbest bırakıldılar. Provokatif yürüyüş sırasında topluluğun içinde kalmıştım, Bulvar Sineması'na ulaşıncaya kadar topluluğun arasından çıkamadım. Bu hikâyeyi anlatmaktaki maksadım, Sivas Çorum Maraş kanlı katliamlarının provokasyonlarının anlaşılmasına örnek olması içindir.   Maraş olaylarının bir hafta sonrasında ise Maraş'a gittim ve olayları yerinde gözlemlemek istedim. O sırada Akıncı Sporcular Genel Başkanlığı yapmaktaydım. Maraş Akıncılar başkanımızdan kan donduran olayların hikâyesini yerinde dinledim. Çorum Maraş Sivas Tokat olayları ile ilgili olarak gerek makalelerimle ve gerekse de "Mamak Zindanlarında Bir Akıncı Tarihe Notlar" kitabımda yer verdim.   Adalet gecikmiş olsa da Sivas davası sanıkları olarak bilinen ve büyük ihtimalle de suçsuz kişiler tarihe ve gelecek nesillerine "katil" olarak anılmamak isterler. Bu gerçeği ortaya çıkarmak devletin asli görevidir.   Merhum Muhsin Yazıcıoğlu davası ve Sivas Madımak davası Türkiye'de hukukun işleyişi ve Türkiye'de yerli ve yabancı mihraklar tarafından tertip edilen Türkiye için adeta kara leke olan davaların vuzuha kavuşması, Türkiye'nin bağımsızlığının mücadelesi içinde yerini alacaktır. Her iki dava da tarihidir.   Sivas Madımak davası ile ilgili siyasiler "Alevi vatandaşlar incinir" gibi bir endişeye kapılmaları son derece yersizdir. Alevi vatandaşlarımız hakkaniyeti ve adaleti şiar edinmiş vatandaşlarımızdır. Yeter ki mesele bütün çıplaklığı ile ortaya konulsun!   Bir başka konu da geçtiğimiz hafta beyaz et üreticisi şirketlere kayyum atanması konusudur. Bir hukukçu dostum bu konudaki endişesini benimle paylaştı ve "mülkiyet hakkı kutsaldır" genel hukuk kuralını hatırlattı. Bu konuda bir bilgim olmadığını ifade ederek, "Devletin vardır bir bildiği" genel kanaati üzerine hareket ettiğimi ama bu konuda şayet bir yanlışlık varsa haklı tarafın, hukukun mülkiyet hakkının kutsallığı tarafında yerimi alacağımı ifade ettim. Bu konuda kamuoyu bilgilendirilmeli, devlet ve hukuk sistemimiz yıpratılmamalıdır.   Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek kamuoyunu umutlandırmıştır. Netameli konularda geçmişte verilmiş kararlara veya sonuçsuz davalara bigane kalmamış, "neme lazım, ağrısız başım kaygısız aşım" dememiş, taşın altına elini koymuş, millete umut olmuştur. Marifet iltifata tabidir. Doğru işler yapanın her zaman yanında yer almaya devam edeceğimizden, yanlışların da karşısında olacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.   Karanlık, üzeri kapatılmış dosya ve dava kalmasın! Türkiye'nin Adalet yolculuğu aydınlık olsun! Vesselam
Ekleme Tarihi: 29 Haziran 2026 -Pazartesi

Muhsin Yazıcıoğlu Suikast Dosyası Tekrar Açıldı

Yıllardır tartışılan Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında yeni bir dönem başladı. Gazeteci-Yazar Halis Özdemir'e göre, bu gelişme yalnızca bir dava değil, Türkiye'nin karanlıkta kalan olaylarının aydınlatılması adına önemli bir adım niteliğinde. İşte Özdemir'in çok konuşulacak çok tartışılacak o yazısı!..

Muhsin Yazıcıoğlu Suikast Dosyası Tekrar Açıldı

 

Muhsin Yazıcıoğlu Suikast Dosyası Tekrar Açıldı

Şimdi sıra Sivas Madımak Oteli Provokasyonu Dosyasında

Adaleti Ararken Bak Şu İşe! Türkiye'de Neler Olmuş Neler!

Maraş Çorum Sivas provokasyon Katliamları ve Tokat Provokasyonu…
 

Muhsin Yazıcıoğlu dosyası tekrar açıldı. Hayırlı olsun.


Sivas Madımak Oteli davası da hiç vakit kaybedilmeden tekrar açılmalıdır. Merhum Yazıcıoğlu ile 12 Eylül 1980 Askeri müdahalesinde tutuklandığımda Mamak ceza ve tutukevinde B blokta, ben 6. Koğuşta Yazıcıoğlu da 5. Koğuşta kalıyordu. Koğuşlarımız karşılıklı ve volta alanlarımız da bir idi. Meşhur Mamak işkenceci savcısı Nurettin Soyer'in C-5 işkencehanesinde de yolumuz kesişmişti. Bir bakıma "mahpushane arkadaşlığımız" var denilebilir. Çileli başlayan hayat kimileri için çileli devam ediyor vesselam!
 

Bu yazımız üç ayrı örnekle Türkiye'de adaletin işleyişine provokasyonlar ve entrikalara örneklik teşkil edecektir.

 


Birincisi, merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü ile üzerindeki sis perdeleri kalkmadan ortadan kalkan dosya Türkiye'de "yapanın yanında kalıyor" algısını besleyen kritik ve önemli davalardan birisi olarak tarihte yerini almış ve Türkiye üzerinde kara leke olarak kalmışken şimdi adalet sistemimiz içinde, "Temizeller operasyonu"nu Türkiye'de hayata geçirilmesi idi. Tam da burada çok şaibeli olan dava dosyaları kapatılan ve yeniden açılan bazı cinayet dosyalarında olduğu gibi Yazıcıoğlu dosyasının tekrar açılması, bundan böyle "yapanın yanında kalmayacağı" hatta organize ve muhtemelen arkasında karanlık ellerin olduğu halkın kahır ekseriyeti tarafından düşünülen ve milletin vicdanında derin yara bırakan, merhum Yazıcıoğlu dosyasının tekrar açılması gönüllere su serpmiş, devlete güven yoluna adeta işaret olmuştur.


Gerçeğin ortaya çıkacağına inancımız tamdır!

 

Faili meçhul ve üzerinde sis perdesi olan cinayet davalar sağ sol demeden bütün vatandaşlar için adalet prensibi ile yürütülmelidir.

İlhan Erdost'un, Uğur Mumcu'nun ölümlerindeki sis perdesi aileleri ve halkın bir kesimine göre aralanmamıştır. Her iki davanın "günah keçisi ilan edilen ve üzerlerine suç isnat edilen" Erdost davası sanıkları ile 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinde Mamak ceza ve tutukevinde tutukluluğum sırasında aynı koğuşta kaldım. Kanaatim suçlu ilan edilenlerin suçsuzluğudur!

 

Öyle olaylar ve öyle davalar var ki akıl alır gibi değil!


İşte bir örnek, "6 yaşında çocuk evliliği" gibi akıl dışı propagandaya kurban gitmiş Yusuf Ziya hoca nihayet tahliye edildi. "Bir zulme daha böylece son verilmiş oldu!"


Darısı gene aynı şekilde propagandaya kurban edilmiş Sivas Madımak Oteli davası.


İnanıyoruz ki bu davanın da yeniden açılması halinde gerçek suçlular provokatörler ortaya çıkarılacaktır. Halen tutuklular arasında da gerçek suçlular varsa onlar da tespit edilmelidir.

 

Sivas'ta Türkiye'yi karıştırmak isteyenler operasyon yapmıştı!


Otel yakmışlar ve içinde insanlar yanmıştı. Olanlar akıl vicdan havsala alır gibi değildi!


Sivas'ta yaşananlar katliamdı ve vicdanları yaralamış, ülke üzerine karabulut gibi çökmüştü.


Bu olayları tertip edenler, katliam yapanlar katliamlarına Başbağlar'da 33 vatandaşı yakarak devam etmişler, vatandaşlarımızı öldürmüşlerdi.
 

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'taki Madımak Oteli'nde meydana gelen katliamda, aralarında yazar, sanatçı ve şairlerin bulunduğu 33 kişi ile 2 otel görevlisi olmak üzere toplam 35 kişi hayatını kaybetti.

Türkiye tam bir operasyonel provokasyon yaşamıştı.


Akabinde ise Erzincan Başbağlar kasabasına da saldırılmış, kasaba halkından otuz üç vatandaş katledilmişti.

Türkiye'yi karıştırmaya, kardeş kavgasının içine çekmeye azmetmişlerdi!


Başaramadılar.


Başaramayacaklar.

 

Türkiye'yi karıştırmak isteyenler, yeni Maraş Tokat Çorum kanlı olaylarını tezgahlayarak Türkiye'yi kardeş kavgasına çekmek isteyenlerin organize ettiği kanaati milletimizin zihnine yer etmiş SİVAS MADIMAK olaylarıdır.

 

Yazımıza örnek, üçüncü bir büyük davaya örnek olan SİVAS MADIMAK OTELİ KATLİAMI davası sanıkları da "hukuk garabeti" ne davayı takip edenlere göre de propagandaya kurban gitmişlerin davasıdır.

Sivas Madımak Oteli davası sanıkları ile ilgili Akit Tv'de hazırlayıp sunduğum Vizyon programımda konuyu hem hukuk açısından hem de sosyal yönü itibarıyla ele almıştım. Tabiatıyla sanık yakınları ile de temasa geçmiş, Sivas olaylarının hukuki seyrini onlardan ve avukatlarından dinlemiştim. Sivas Madımak Oteli davası hakkındaki genel kanaat gibi benim de, "sanıkların kurban seçildiği" idi.

Bu dava öyle midir böyle midir, işin aslı nedir ortaya çıkarmak katliamda hayatını kaybedenler ve aileleri açısından da mağdur sanıklar açısından da Türkiye'de hukukun işleyişi bakımından tarihi sorumluluktur.

Dava dosyasının hazırlanış hikayelerinden bize anlatılanlara iki örnek verelim:


Birincisi: "Avrupa'dan torunun sünnet merasimi için gelen gurbetçi vatandaşın sünnet için gereken alışverişleri yapmak üzere Sivas'a geldiği sırada provokatif Sivas Madımak Oteli olayları cereyan eder. Eder etmesine de olaylardan bihaber olan bu zat ve diğerleri bazı mahallelere konulan levhalara "Madımak olaylarında kimi gördüyseniz ismini bu listeye yazın" duyuruları ile kimilerinin hasım veya başka saikle yazdığı isimler yıllarca Sivas'ta ceza ve tutukevinde ömürleri geçmektedir."

Otuzlu kırklı yaşlarda hapsedilmiş bu şahıslar bu gün seksenli yaşlara gelmişler, ömürleri geçmiştir.

İkinci örnek: "Kamyon şoförlüğü yapan ve Sivas olaylarının yaşandığında Sivas'ta olmayan ve Malatya yöresinde trafik cezası da alan bir kamyon sürücüsü de bu operasyondan nasibini almış ve ömrünü cezaevinde geçirmektedir."

Bu davaların dosyaları hiç vakit kaybedilmeden açılmalı ve Alevi yurttaşların yoğun olarak yaşadığı ve kardeş kavgası için özellikle seçilen "Türkiye'ye Sivas Madımak olayı" ile Maraş Çorum Tokat olaylarını tezgahlayanlar ortaya çıkarılmalıdır!
 

Tokat'ta 1975 yılı 15 Şubat günü tertip edilen provokasyonu bizzat yaşamış birisi olarak ders alınmak maksadıyla sizlerle paylaşmak isterim.


1974/1975 öğretim yılında Tokat Milli Türk Talebe Birliği başkanlığı yapmaktaydım. Tokat Valilik binasına yakın olan Ali Paşa Camii'nde cuma namazı çıkışı caminin hemen avlusunda bulunan bir çınar ağacının yükseltilmiş kısmına çıkan ve o güne kadar Tokat'ta kimsenin görmediği, tanımadığı bir şahıs camiden çıkan cemaati Bulvar Sineması'nda TÖS (Sol görüşlü Öğretmenler Sendikası) tarafından tertip edilen bir toplantıya işaretle; "Komünistler Bulvar Sineması'nda toplantı yaparken siz cuma namazı kılıyorsunuz. Bulvar Sineması'na yürüyün, toplantıyı başlarına yıkalım" gibi lafları peş peşe sıralıyor, etrafında gene kimsenin tanımadığı daha sonra ortaya çıkan birkaç kişi camiden çıkan halka kol kola girmelerini ve kimsenin ayrılmasına müsaade edilmemesi talimatını yağdırıyor ve birbirlerinden habersiz cemaati Bulvar Sineması önüne yığmayı başarmış ve gene o günden sonra bir daha Tokat'ta görülmeyen şahıslar önce emniyetin araçlarını yakıyor, yakamadıklarını ise ters çeviriyordu. Toplantının yapıldığı Bulvar Sineması'na girmeye çalışılırlarken bir yandan da Bulvar Sineması ateşe verilmişti. Neyse ki yangın hemen söndürülmüş, maksatlarına ulaşamamışlardı.


Olaylar ikinci günde devam etti. Tokat'ın maruf şahsiyetlerinden dört yüz civarında kişi gözetim altına alındı. Kırk civarında şahıs tutuklandı. Tutuklananların da suçsuzlukları anlaşılınca serbest bırakıldılar. Provokatif yürüyüş sırasında topluluğun içinde kalmıştım, Bulvar Sineması'na ulaşıncaya kadar topluluğun arasından çıkamadım.


Bu hikâyeyi anlatmaktaki maksadım, Sivas Çorum Maraş kanlı katliamlarının provokasyonlarının anlaşılmasına örnek olması içindir.
 

Maraş olaylarının bir hafta sonrasında ise Maraş'a gittim ve olayları yerinde gözlemlemek istedim. O sırada Akıncı Sporcular Genel Başkanlığı yapmaktaydım. Maraş Akıncılar başkanımızdan kan donduran olayların hikâyesini yerinde dinledim. Çorum Maraş Sivas Tokat olayları ile ilgili olarak gerek makalelerimle ve gerekse de "Mamak Zindanlarında Bir Akıncı Tarihe Notlar" kitabımda yer verdim.

 


Adalet gecikmiş olsa da Sivas davası sanıkları olarak bilinen ve büyük ihtimalle de suçsuz kişiler tarihe ve gelecek nesillerine "katil" olarak anılmamak isterler. Bu gerçeği ortaya çıkarmak devletin asli görevidir.

 

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu davası ve Sivas Madımak davası Türkiye'de hukukun işleyişi ve Türkiye'de yerli ve yabancı mihraklar tarafından tertip edilen Türkiye için adeta kara leke olan davaların vuzuha kavuşması, Türkiye'nin bağımsızlığının mücadelesi içinde yerini alacaktır.


Her iki dava da tarihidir.
 

Sivas Madımak davası ile ilgili siyasiler "Alevi vatandaşlar incinir" gibi bir endişeye kapılmaları son derece yersizdir. Alevi vatandaşlarımız hakkaniyeti ve adaleti şiar edinmiş vatandaşlarımızdır. Yeter ki mesele bütün çıplaklığı ile ortaya konulsun!

 


Bir başka konu da geçtiğimiz hafta beyaz et üreticisi şirketlere kayyum atanması konusudur. Bir hukukçu dostum bu konudaki endişesini benimle paylaştı ve "mülkiyet hakkı kutsaldır" genel hukuk kuralını hatırlattı. Bu konuda bir bilgim olmadığını ifade ederek, "Devletin vardır bir bildiği" genel kanaati üzerine hareket ettiğimi ama bu konuda şayet bir yanlışlık varsa haklı tarafın, hukukun mülkiyet hakkının kutsallığı tarafında yerimi alacağımı ifade ettim. Bu konuda kamuoyu bilgilendirilmeli, devlet ve hukuk sistemimiz yıpratılmamalıdır.

 


Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek kamuoyunu umutlandırmıştır. Netameli konularda geçmişte verilmiş kararlara veya sonuçsuz davalara bigane kalmamış, "neme lazım, ağrısız başım kaygısız aşım" dememiş, taşın altına elini koymuş, millete umut olmuştur. Marifet iltifata tabidir. Doğru işler yapanın her zaman yanında yer almaya devam edeceğimizden, yanlışların da karşısında olacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.
 

Karanlık, üzeri kapatılmış dosya ve dava kalmasın!


Türkiye'nin Adalet yolculuğu aydınlık olsun!


Vesselam

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi