12 Eylül’ün karanlık günlerinde Mamak zindanlarında ölümle burun buruna gelen Gazeteci-Yazar Halis Özdemir, aradan geçen yıllara rağmen yaşadıklarını unutmadı, unutturmadı. Özdemir, Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’na yaptığı açık arzında; hücrelerde, sorgularda ve işkence altında geçen günlerini anlatarak, kendisine ve binlerce gence yapılanların hesabının sorulmasını istedi: “İşkenceciler adalet önüne çıkarılsın, yapanın yanına kalmasın.”
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Adalet Bakanımız,
Gösterdiğiniz irade ve gayret neticesinde dosyası kapatılmış, hasır altı edilmiş ve hatta “dokunulmaz” hale sokulmuş dava dosyalarının açılması, gecikmiş adaleti sağlamak olduğu gibi aziz milletimiz nezdinde de devletimizin “adil hukuk devleti” olarak yeniden neşvünema bulması yolunda atılan adımlar olarak görmekteyim.
Yol uzun ve çetrefillidir!
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Adalet Bakanımız,
Sayın Cumhurbaşkanım,
Zatıâlinizle, Milli Türk Talebe Birliğinde başlayan birlikteliğimiz elli yıllık bir geçmişe sahiptir. Şahsım 1974-1975 eğitim öğretim döneminde Tokat MTTB Teşkilat Başkanlığı yaptım. Aynı tarihlerde siz de MTTB Genel Merkezinde görev yapıyordunuz ve birlikte çalıştığımız tarihten itibaren tanışırız ve zatıâlinizi sevgim ve saygım bakidir.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Arzım 12 Eylül Askerî Müdahalesi'nde yaşadıklarımla ilgilidir.
Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ın “bizim çocuklar Türkiye’de yönetime müdahale etti” diyerek 12 Eylül Askerî Müdahalesi'ni kimlerin yaptığını çok açık ve tartışmasız bir şekilde gün yüzüne çıkarmıştır.
12 Eylül Müdahalesi'ni yapan işbirlikçilerin yargılandığı davada müşteki sıfatı ile müdahil oldum. Dava, suçlu tarafların ölümleri sebebi ile maalesef akim kalmış olmasına rağmen darbecilerin yargılanmaları büyük cesaret ve gelişme olarak tarihteki yerini almıştır.
Ayrıca TBMM tarafından kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna da davet edildim ve askerî müdahaleye dair bilgiler sundum.
Meclis Araştırma Komisyonu tarafından Kasım 2012 yılında yayınlanan ve iki cilt halinde kitaplaştırılan raporda bizzat şahsıma atıfta bulunulmuştur.
Daha sonra gene TBMM tarafından yayınlanan “Demokrasiye Kara Bir Leke” ve gene “Milli İradeye ve Demokrasiye İlk Darbe 27 Mayıs 1960” iki cilt halinde kitaplaştırılarak yayınlanan raporlarda da şahsımın açıklamalarına yer verilmiş bulunmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Adalet Bakanımız;
12 Eylül Askerî Müdahalesi yapıldığı sırada Türkiye’de “İslamcı” gençlik olarak tasnif edilen Akıncılar teşkilatında yöneticilik yaptım. Akıncı Gençler Derneği kuruculuğu ve yöneticiliği yanında Akıncı Sporcular Derneği Genel Başkanlığı yaptığım sırada askerî müdahalede bulunuldu ve ben de binlerce Türk genci gibi eğitimim yarıda kesilerek tutuklandım. Askerî mahkemelerde yargılandım.
Yargılanma süreci başlamadan önce, Ankara Mamak Askerî Garnizonunda bir binanın bodrum katında oluşturulan ve bir metre kare dahi olmayan zifiri karanlık hücrede insan pisliklerinin içinde tutuldum. Kırk günlük gözetimim sırasında “sen ölmüyorsun” denilerek on altı defa sorguya alındım. Sorgulamanın genellikle dört defa uygulanmakta olduğunu daha sonra tutukluluğum sırasında öğrendim.
Sorgu dedimse savcıların ya da görevlilerin karşı karşıya olduğu sorgudan bahsetmiyorum. Her sorguya götürülmeden önce, “Allah’ım emanetini al artık dayanamıyorum” diye Allah’a yalvardığım, işkence bitince de hücreme tıkılınca secde edecek yer olmadığı için karşımdaki duvara secde edip, yaşadığım için “Allah’ıma şükrettiğim” ve ertesi gün gene emanetini al diye yalvardığım ve on altı defa uygulanan sorgulamamdan bahsediyorum.
Elbette gerek sizlerin gerekse kamuoyunun merak edeceği şey ise bu süreçte bana ne sorulduğu ve ne ile suçlandığım olacaktır. Sıkıyönetim Savcılığı tarafından Akıncılar hakkında açılan davada iddia makamı, “Şeriat devleti kurmak için silahlı cemiyet kurmak” ve “silahlı eğitim kampları düzenlemek” iddiasında bulunmuş ve silahlı kampların sorumlusu olarak sorgulanıyordum.
Sorgularımda teşkilat yapısı ile ilgili süreç çok kısa sürmüştür. Akıncılar Teşkilatının açıklamakta zorlanacağı, yüzünü yere eğeceği bir durum olmamıştır.
Benim sorgularımın uzun ve insanlık dışı olmasına gelince;
Benden “silahlı kampların sorumlusu” olarak sadece şu cümleyi yazmamı istediler; “Akıncı Sporcular Teşkilatı tarafından tertip edilen SİLAHLI KAMPLARIN emrini Necmettin Erbakan verdi, kampın parasını da MSP verdi” diyeceksin!
Oysa ne silahlı kamp ve ne de emrini Erbakan’ın verdiği ve finansmanının da MSP tarafından sağlandığı doğru değildi.
Gerçekleştirdiğimiz, Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençlerle yaptığımız spor kampıydı.
Bu ifadeyi benden almak istemelerinin sebebi ise; Akıncılar davası ile MSP davasını birleştirmek ve ben ve üç arkadaşımın olduğu gibi Merhum Erbakan’ı da idamla yargılamak veya belki de ömür boyu cezaya çarptırmaktı. Bunu da açık açık bana gözüm bağlı olarak yapılan sorgularımda ifade ediyorlardı, “Erbakan da idam edilecek, niye direniyorsun!” diyorlardı.
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Adalet Bakanımız,
Size müracaatımın nedenini çok kısa olarak arz etmiş bulunuyorum. Yazmış bulunduğum Mamak Zindanlarında Bir Akıncı Tarihe Notlar Kitabımda mevcuttur. Ayrıca hâlen hayatta olan ve Mamak mahkemelerinde savunmamızı yapan çok değerli ağabeyimiz, eski TBMM Başkan Vekilliği de yapmış olan Av. Yasin Hatipoğlu’nun da bilgilerine başvurulabilir.
12 Eylül 1980 yılında Mamak Askerî Ceza ve Tutukevinde Başsavcı Albay Nurettin Soyer ve Savcı Yüzbaşı Enis Karakış görev yapmakta idi. Benim hücreye atılma ve orada işkence emrimi Savcı Yüzbaşı Enis Karakış vermiştir. Bu konuyu 1 No.lu Askerî Mahkemedeki yargılanmam sırasında ifademde de belirttim.
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Adalet Bakanımız,
Mamak Askerî Ceza ve Tutukevinde binlerce Türk genci işkence görmüş, kimisi hayatını kaybetmiş, kimisi sağlığını, kimisi eğitimini yarıda bırakmıştır. Bir dönemin gençleri adeta kıyılıp geçirilmiştir.
Sizlerden talebim,
Bana ve benim gibi binlerce gencimize işkence yapanların tespiti ile gerekli cezanın verilmesidir.
Şahsım maddi hiçbir talebim yoktur.
Bana yaşatılanların bu dünyada karşılığı verilemez! Karşılığını yüce Allah’ımızdan beklemekteyim.
Aksi halde bırakın şahsımın yaşadıklarını, merhum annemin tutuklandığımı öğrendiğinde yere yığılıp sekiz ay yatalak kaldığının karşılığı bu dünyada olabilir mi?
Ve gene o sırada avukatımız olan çok değerli Yasin Hatipoğlu ağabeyimin gözleri önünde cereyan eden ve bana yıllar sonra bizzat anlattığı, (merhum) annemin tutuklandığımı öğrenmesinden sekiz ay sonra beni ziyarete geldiği ve iki-üç dakika süren ziyaret sonunda benim ziyaret mahallini terk ettiğimden sonra bayılarak yere düştüğü, o sırada yanında bulunan dört yaşlarındaki kardeşim korkudan donup kaldığının dünyada bedeli olabilir mi?
Sayın Cumhurbaşkanım ve Sayın Adalet Bakanım,
Zatıdevletlerinizden ve devletimizden talebimiz işkencecilerin adalet önüne çıkarılmasıdır. Yapanın yanına kalmamasıdır.
Saygıyla arz ederim.