“Yıkılsın bu zalim dünya düzeni!” diye defalarca yazmıştım. “Artık bu konuları yazmam.”diye düşünüyordum fakat Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun başına gelenleri görünce bir kere daha yazayım dedim.
1945 yılında Yalta Konferansı ile kurulan iki kutuplu dünya düzeni1991 de SSCB’nin dağılışı ile son bulmuş ve yerine tek kutuplu yenidünya düzeni kurulmuştu. Bu iki düzeninde insanlığa bir hayrı dokunmadı. Sadece güçlülerin dünyayı istediği gibi şekillendirmesine yaradı.
Bu öyle bir düzen ki düzen sahipleri istediği ticareti kirli ve gayrimeşru, istediği ticareti ise temiz ve meşru kabul ediyor. İstediği yöneticiyi meşru görürken istemediğini diktatör diye yaftalayarak bir şekilde alaşağı ediyor. Bu düzen batsın, bu düzen yıkılsın artık.
Bu dünya düzeni 80 yıldır çeşitli uluslararası kurum ve kuruluşlar ile sağladığı algılarla insanlığı öyle kandırdı ki, milletlerbu uluslararası kuruluşları yıllarca demokrasi ve insan hakları için mücadele ediyor sandılar.
Oysa işin aslı hiç de öyle değildi. Türkiye, İran, Irak, Suriye, Afganistan, Vietnam, Kore, Kamboçya,Endonezya, Filipinler, Lübnan, Libya ve birçok Güney Amerika ülkesi bu yapının çatısı pozisyonundaki ABD tarafından bir şekilde müdahale edilerek perişan edilmiş ülkelerdir.
Bu ülkelere bazen Komünizm tehlikesi bahane edilerek, bazen demokrasi götürme vaadiyle bazen deMaduro da olduğu gibi terör ve uyuşturucu bahane edilerek müdahaleler yapılır. Bu müdahalelerde İMF, AB, BM, NATO, DÜNYA BANKASI, gibi uluslararası kuruluşlar gerekirse aparat olarak kullanılır.
Hatırlayalım: Irak kimyasal silah bulundurduğu gerekçesi ile işgal edilmek isteniyordu. Türk hükümeti temkinli davranıyordu ve Birleşmiş Milletler heyeti Irak’ta yaptığı çalışmalar sonucu kimyasal silah bulunmadığını açıkladı.
Dönemin Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı, “BM gözlemcilerinin raporuna göre Irak’ta kimyasal silah yok. Öyle ise Irak’ın işgaline de gerek yok…” mealinde açıklama yapmıştı. “Sen misin böyle diyen?” dediler veTürk siyasetine bir müdahale ile erken seçim kararı aldırdılar.
Sonra ne mi oldu? Seçim kararı alan ve “Irak’ın işgaline gerek yok.”diyen koalisyonun üç partisi baraj altında kaldı. “ABD Stratejik ortağımız, ABD Irak’ı işgal ederse yardımcı oluruz…” mealinde destek vereceğini açıklayan parti iktidara taşındı.Görüldüğü üzere Siyonist zihniyet her şekilde işini yürütüyor.
Siyonist zihniyet, İsrail aleyhine karar alan, İsrail’i her ortamda eleştiren bir lideri koltuğunda tutar mı? Maduro hem bu kadar yeraltı kaynaklarını emperyalistlerin kullanımına kapatıp hem de Siyonist zihniyete her yerde engel çıkarıp iktidarını koruyabilir mi? Koruyamadı işte, alaşağı edildi.
Acı olan ise tıpkı Saddam da olduğu gibi Maduro’yu da en yakınındakilerin satmış olmasıdır. Bu durum zaten biliniyordu fakat bir kez daha tescillendi. Yani görüldüğü üzere herkesin bir bedel karşılığı satın alınması mümkün olabiliyor.
Libyalılar kaybedince Kaddafi’yi mumla aradılar, Iraklılar ise Saddam’a çok yandılar. Venezuela’ya gitmedim, medyadan takip ettiğim kadarıyla Maduro’nun ciddi bir muhalefeti vardı fakat herkesin bir muhalefeti oluyor.
Birine muhalefet etmek illaki onun kötü birisi olduğunu gösterir mi? Göstermediğini çok tecrübe ettik. İnşallah Venezuelalılar Maduro’yu aramazlar.
Dünya çok büyük bir tehlike altında. Sermaye sahipleri tarafından sömürülen ülkeler ivedi bir şekilde bir şeyler yapmalılar. Aksi halde sömürülmeye bile razı olacak durumlara düşecekler.
Cumhurbaşkanımızın BM Genel Kurulunda tarihi bir sözü vardı, “Dünya Beşten Büyüktür!” diye. Evet, bütün dünya bu sözü rehber edinip bir çözüm üretmeli. Aksi halde yakın zamanda bütün dünya tek merkezden yönetilmeye başlayacak. Şayet böyle olur ise bugünleri arayacağımız kesin değil mi