Kıbrıs meselesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihindeki en çetin sınavlardan biridir. Bu sınavda kimileri “ver kurtul” diyerek sorumluluktan kaçarken, kimileri ise vatan toprağını bağrına basarak bedel ödemeyi göze almıştır. Bugün hâlâ bu iki zihniyetin mücadelesi sürüyor.
12 Ada’dan Kıbrıs’a: Tarihten Ders Almalı
Ege’deki kendi kıta sağınlığımızda olan yani Türkiye ana karasına daha yakın olan 12 Ada’nın bir masa başı kararıyla elden çıkması, Türkiye’nin denizlerdeki stratejik gücünü zayıflatan bir dönüm noktasıydı. Bu kararın ardındaki zihniyet, Kıbrıs gibi bir vatan parçasını da gözden çıkarabilecek kadar teslimiyetçiydi. Dönemin yöneticisi İsmet İnönü’nün, Kıbrıs Türklerinin önde gelen isimlerinden Hacı İsmail Sadıkoğlu ve arkadaşlarının yardım talebinde bulunmak için Ankara'ya giderek yardım talep etmesi üzerine bu acil yardım çağrısına kulak tıkaması ve ertesi gün gazetelere yaptığı “Büyük Britanya gibi bir dostumuzu küçücük bir ada için karşımıza alamayız” açıklaması, Rumların cesaret bulmasına ve Kıbrıs Türklerine yönelik katliamların başlamasına zemin hazırlamıştı.
Hacı İsmail Sadıkoğlu ve arkadaşları Kıbrıs’ta mücahitler teşkilatı TMT ve Volkan teşkilatını kurarak kanlı Rum Katliamlarına karşılık vererek Ana vatandan gelecek desteği beklemekten başka çareleri kalmamıştı.
Direnişin ve Onurun Adı: 1974 Barış Harekâtı
1974 yılına gelindiğinde, Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve Bülent Ecevit’in kararlı duruşu sayesinde Türk milleti, Kıbrıs Türklerinin çığlığına sessiz kalmadı. Kahraman Türk askeri, Kıbrıs Türkü ile omuz omuza vererek Barış Harekâtı’nı başlattı. Bu harekât sadece bir askeri müdahale değil, aynı zamanda bir milletin onurunu ve kardeşliğini koruma iradesiydi.Eğer o günlerde Erbakan ve Ecevit hükümeti olmasaydı, Kıbrıs belki de çoktan “ver kurtul” anlayışına kurban edilmiş olacaktı.
“Vatan Senin Dü***ün Değil ki Veresin
Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığı döneminde “Topraklarımızın bir kısmını Rumlara iade etmeliyiz” açıklaması, tarihten ders almayan bir yaklaşımın tezahürüydü.
Bu sözler, 1920 Azerbaycan’ında Ali Haydar Karayev’in “Karabağ’ı Ermenilere verelim sulh olsun” sözünü hatırlatıyor. O dönemde Neriman Nerimanov’un verdiği cevap hâlâ kulaklarda çınlıyor: “Vatan senin dübürün değil, herkese veresin.” demişti.
19 Ekim Cumhurbaşkanlığı Seçimi: Teslimiyet mi, Egemenlik mi?
KKTC'deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri, sadece bir siyasi tercih değil, bir gelecek vizyonunun oylanmasıdır. Bir yanda iki devletli, adil ve kalıcı çözümden yana olan Sayın Ersin Tatar; diğer yanda Rumların bile istemediği federasyon modelini savunanlar. Bu seçim, “ver kurtul” anlayışının mı yoksa Rauf Denktaş’ın ve aziz şehitlerimizin izinden gidenlerin mi kazanacağını gösterecek.
Denktaş’ın Mirası: KKTC Bir Evlattır
Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Raif Denktaş’ın şu sözleri bugün hâlâ yol göstericidir:
“KKTC Devleti bir evlat gibidir. Bu evladı yaşatmak, ona zarar vermeye çalışan herkese ‘dur’ demek tüm Kıbrıslı Türklerin görevi olmalıdır.”
Bu evladı yaşatmak, sadece siyasetçilerin değil, her bir yurttaşın görevidir. Çünkü Kıbrıs, sadece bir ada değil; direnişin, bağımsızlığın ve Türk milletinin onurunun sembolüdür.
Eğer Aziz şehitlerimizin ruhunu incitecek kararlar alınırsa bilinki Aziz şehitlerimizin ruhu yakanızı bırakmaz.