Rahmetli Adnan Sakoğlu Başkanım, sizden özür diliyorum. Sizinle hiç tanışmamış ve hiçbir ortamda birlikte çalışmamıştık. Bugün düşündüm de o günlerde size haksızlık etmiş
olabileceğim kanaati oluştu ve bunca yıl sonra bu özür yazısını yazıyorum.
İnsan sürekli öğrenen, öğrendikçe gelişen ve geliştikçe fikri değişen bir varlık. Size karşı bir art niyetim ya da ön yargım yoktu.
Fakat o zamanlar, “Bir insan bir yere başkan olmayı düşünüyorsa, başkan olduğunda yapacaklarına dair hayalleri vardır ve bu hayallerini belli bir sürede gerçekleştirmelidir. Şayet hayallerini belli bir süre içinde gerçekleştirememişse ya o makamı hak etmiyordur ya da hayallerini gerçekleştirmek için işi ağırdan alıyordur. Her iki durumda da o makamın hakkını verememiş olur ki o makamı bırakmalıdır.” diye düşünüyordum.
O günlerde gençliğin verdiği heyecan ve millete hizmet etme aşkıyla bazen sonunun nereye varacağını düşünmeden, aceleci davranıp kırıp döktüğümüz oluyordu.
Size de seçim sürecinizde, “…Sayın Sakoğlu, on yedi yıldır Samsun’a dair hangi hayalinizi gerçekleştiremediniz de yine aday oluyorsunuz? Samsun’u düşünüyorsanız lütfen adaylıktan çekilin!” diye ASKON Samsun Şube Başkanı olarak bir basın açıklaması yapmış ve çekilmenizi istemiştim.
O gün yaptığımız o basın açıklamamız rakipleriniz tarafından çok beğenilmiş ve kullanılmıştı.
Fakat emin olun benim onların hiçbiriyle ne siyasi ne de ticari bir bağım olmadığı gibi
Samsun’a, milletimize ve ülkemize hizmet etmek dışında bir gayem de yoktu.
O zamanlar başkanların gelirken kurduğu hayallerin üzerine başka hayaller kurabileceği ve bu hayalleri gerçekleştirmek için o makamlarda daha fazla kalma isteği doğabileceği hiç aklıma
gelmemişti. Tecrübesizlik işte, o zaman bunu maalesef düşünememişim.
Oysa bu durumlar o gün de olağanmış, görüldüğü üzere bugün de hâlâ olağan. Ne siyasi ne de STK temsilcisi hiçbir koltuk sahibi, “Ben artık yoruldum, millete bu kadar hizmet ettiğim
yeter. Biraz da başkaları yorulsun!” diyerek kendi rızasıyla kenara çekilmiyor.
Edirne’den Hakkâri’ye, Muğla’dan Artvin’e kimse oturduğu makamı bırakmak istemiyor.
Başkanlarımız, millete hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyorlar ve kendilerinin dışında kimsenin layıkıyla milletimize hizmet edemeyeceğini düşünüyorlar! Bu sebepten olsa gerek, kendilerinden sonrası için birilerini de yetiştirmiyor olabilirler.
Ve fakat bunu bana geçen on yedi yıllık süreç öğretti. Ayrıca millet için bile olsa öyle çıkışların gereksiz olduğunu ve üç günlük dünya için kimseyi kırmamak gerektiğini de öğretti.
Şimdi kimsenin işine, gidişine ve gelişine fikir belirtmiyorum.
Sayın Sakoğlu, haberiniz var mı bilemiyorum ama şimdi de durum aynı. Fakat ben artık kimin il başkanı olacağını, kimin belediye başkanı olacağını, kimin milletvekili olacağını pek umursamıyorum.
Bunu adalet ve millete hizmet duygumu yitirdiğim için değil, yönetenlerin milletin sorunlarını çözeceğine olan inancım zayıfladığı için böyle davranıyorum.
Buna rağmen ve yine de koltuğunu bırakmak istemeyenlerin, imkânı ve kabiliyeti olduğu hâlde millete hizmet etmek konusunda kenarda duranlardan kıymetli olduklarını düşünüyorum.
Sayın Sakoğlu, sizden tekrar özür diliyor ve helallik istiyorum. Ben o günlerde şunu fark edememişim: Koltuklar sıcak, güç cezbedici, millete hizmet kutsal. Koltuk sahipleri de bu hizmeti ilelebet yapıp çok fazla sevap kazanmak istiyor olabilir.
Kimsenin sevap kazanmasına karşı durma ya da buna engel olmak için bir şeyler söyleme hakkını artık kendimde görmüyorum!