Bir haftadır fon vurgunu konusu ortalığı kasıp kavuruyor. Konu hem ilgi hem de bilgi alanıma uzak olduğu için, “Geliyorum.” diye bağıran vurgun hiç dikkatimi çekmedi.
Konu bilgi sahibi olduğumuz bir alan değil fakat meseleyi farklı bir açıdan biz de biraz değerlendirelim. Dediğimiz gibi, anladığımız bir konu değil; sürçülisan edersek affola.
Fon vurgunu ile ilgili konuyu anlayabilmek için onlarca açıklama okuduk, çok da video izledik. Yine de tam manasıyla olanları anlamış değiliz.
Para batıran iki kişi ile konuştuk. Birisine, “Neden borsa değil de fon?” diye sorduk. Cevap olarak, “Çok büyük kâr vaadi vardı.” dedi.
Diğerine de, “Piyasa belli, bu kadar yüksek kârlılık olur mu? Bu işte bir çapanoğlu olduğunu anlamadın mı? Kime, nasıl güvendin?” diye art arda sorular sorduk.
O da, “Devletin SPK diye yatırımcıyı koruması gereken kurumuna ve Alkin kardeşlerin fonların yönetiminde oluşuna güvendim.” dedi.
Yani iki kişi de para yatırırken riskli olduğunu bilerek yatırmış. İkisi de devlete güvendiğini ve tedbir alınmasından devletin sorumlu olduğunu ayrıca söyledi.
Telaffuz edilen rakam korkunç boyutta. Konuyu bir bilen ile konuştum. Müdahale için, “Tam zamanında müdahale edilmiş. Üç gün daha beklenseydi zarar kaça katlanırdı, bilemiyorum...”
dedi. O zaman şu da ortaya çıkıyor: Üç gün önce müdahale edilse zarar daha az olacakmış.
İster kayırma diyelim ister çıkar için ihmal diyelim, ikisi de kabul edilir gibi değil. Böyle bir ihmal olur mu? Böyle bir kayırma olur mu? Bu, göz göre göre ve bile isteye yapılmış bir
soygun gibi değil mi?
Fonlara bağlı şirketlerin halka arzında ihmali olan ve arza onay verenler de kanun önünde ivedi bir şekilde hesap vermeli ve zarar onlara da rücu ettirilmelidir.
Bazı mağdurlar, “Suçluların yedi sülalesinden hesap sorulsun!” diye tepki gösteriyor.
Haklılar, mağdur olmuşlar. Bu soygunun içinde olan, sülale içi ve dışında da kim varsa herkesten hesap sorulsun.
Fakat onlar fazla para kazanma hayaliyle mağdur oldular diye aileden olan, ama suçsuz insanları zan altında bırakma hakları yok.
Yürütülen soruşturma kapsamında fon şirketlerinin yöneticilerinin yanı sıra eşleri, birinci dereceden yakınlarının ve kan hısımlarının mal varlıklarını dondurma ve koruma kararı alınmış.
Alınan kararlar uygulandı mı bilmiyoruz. Fakat ilaveten işin içinde siyasi, iş insanı ya da bürokrat kim varsa para akışı takip edilip para transfer edilenler de bu listeye dâhil edilmelidir.
Borsaya ve fona hayatı boyunca para yatırmamış, ekmeğini kazanmanın dışında hayali olmayan, ilaca ve ekmeğe bile vergi ödeyen gariban insanların ödediği vergilerle bu mağdurların zararının karşılanmasını adil bulmuyoruz. Çok para kazanmayı düşünüp risk alanlar da bir bedel ödemeliler.
Ve fakat bu süreçte sorumluluğu ve ihmali olan herkesin mal varlığına el konulmalı, yurt dışına kaçırdıkları paralar varsa geri iadesi sağlanmalı ve buradan sağlanacak kaynak ile mağdurların mağduriyeti adil bir şekilde giderilmelidir.
İhmali olanların devlet ile ilişkisi derhâl kesilmeli ve kanunda bulunan cezai müeyyide ile ivedi bir şekilde cezalandırılmalılar.
Akıl alır gibi değil! Üç beş yıllık şirketlerin borsada Türkiye’nin en büyük şirketlerinden daha değerli oluşunu nasıl fark etmezler? Ya da neden ve kime güvenerek görmezden gelebilirler?
Maliye ve Hazine Bakanı Sayın Mehmet Şimşek, sıkı para politikası gereği milletin ümüğünü sıkıyordu. Kayıp parayı görünce insan, “Keşke Sayın Bakan garibanların değil de bunların
ümüğünü sıksa.” demekten kendisini alamıyor.
Zurnanın bile zırt diyemediği ve şaşırdığı bir durum var ortada. Sayın Şimşek, geçen sene Kasım ayında, “...Yaptığınızdan haberdarız!” diye açıklama yapmış ve SPK’yi uyarmış.
Peki, bu kadar zamandır neden bir müdahale yapılmadı? Bu durum kamuoyuna mutlaka açıklanmalı. Cumhurbaşkanımızdan suçu ve ihmali olan hiç kimseye acımadan hesap
sormasını bekliyoruz.
Söylenecek o kadar çok şey var ki... Fakat bazen düşündüklerinizi söylememek, söylemekten hayırlı olabilir. Bu kadarından da maksadın hâsıl olduğunu düşünüyoruz. Allah yardımcımız
olsun, bu millete dayanma gücü ve sabır versin.