Murat MARAP
Köşe Yazarı
Murat MARAP
 

GENÇLERİMİZE NE OLUYOR?

Her gün yeni bir cinayet haberiyle sarsılıyoruz. Üstelik ölen de öldüren de çocuk… Yaşları 15 ile 17 arasında değişen gençler, henüz hayatın başında olmaları gerekirken ya mezarlıkta ya da cezaevi yolunda. Bu artık bireysel suçlar zinciri değil; toplum olarak içine sürüklendiğimiz derin bir ahlaki ve sosyal çöküşün açık göstergesidir. Bu tablo artık münferit değil; toplumsal bir çöküşün fotoğrafıdır. Sormak zorundayız: Gençlerimize ne oluyor? Ahlaki erozyon gözle görülür hâle geldi. Saygı, merhamet, sabır, edep gibi kavramlar hayatın merkezinden hızla uzaklaştırıldı. Yerine öfke, haz, şiddet ve “her şey mubahtır” anlayışı konuldu. Bunun en büyük taşıyıcılarından biri de maalesef ekranlar. Aile faktörü artık alarm veriyor. Anne-babalar geçim derdiyle evlatlarına vakit ayıramıyor, bazı evlerde ise ilgi, sevgi ve denetim neredeyse yok. Çocuklar aile içinde değil, sokakta ya da ekran başında büyüyor. Rol modeli anne-baba değil; dizilerdeki mafya karakterleri, sosyal medyadaki şiddet özentisi figürler oluyor. Her akşam evlerimize giren dizilere bakalım. Şiddet, entrika, aldatma, mafya övgüsü, silah ve kan… İyilik saf, kötülük ise güçlü gösteriliyor. Suç işleyen “karizmatik”, zalim olan “zeki”, ahlaklı olan ise “ezik” gibi sunuluyor. Genç bir zihin bu mesajları tekrar tekrar aldığında, gerçek hayatla kurduğu bağ da çarpıklaşıyor. Şiddet sıradanlaşıyor, ölüm normalleşiyor. Elbette sorumluluk sadece dizilerde değil. Aile zayıfladı, okul yalnızlaştı, mahalle kültürü dağıldı. Anne-baba çalışıyor, çocuk ekranla büyüyor. Değerler eğitimi sözde kalıyor. İnanç, ahlak ve vicdan; sınav sisteminin, kariyer hırsının ve tüketim kültürünün altında eziliyor. Ama yine de şu gerçeği görmezden gelemeyiz: Sürekli şiddet üreten bir medya dili, toplumu zehirler. Özellikle de savunmasız gençleri. Bugün sokakta bıçak çeken, yarın tetiğe basıyor. Çünkü zihni buna alıştırıldı. Bu gidişat durdurulmazsa, yarın konuşacak genç de bulamayacağız. Çözüm var mı? Elbette var. Önce aile yeniden güçlendirilmeli. Anne-baba sorumluluğu sadece “bakmak” değil, “yetiştirmek”tir. Okullar sadece akademik başarıya, bilgiye değil, karakter de inşa eden kurumlar hâline gelmelidir. Medya ve yapımcılar “reyting” uğruna toplumu ateşe atmaktan vazgeçmeli. Devlet, şiddeti özendiren içeriklere karşı daha kararlı ve caydırıcı adımlar atmalı. Ve en önemlisi; yeniden insan yetiştirmeyi konuşmalıyız. Merhameti, adaleti, ahlakı, hakkı, hukuku… Aksi hâlde bugün çocuklarımızı toprağa veriyoruz, yarın vicdanımızı gömeceğiz. Bu gidişat durdurulmazsa, yarın çok daha ağır bedeller öderiz. Bugün çocuklarımızı kaybediyoruz. Yarın ise toplum olarak vicdanımızı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Ekleme Tarihi: 19 Ocak 2026 -Pazartesi

GENÇLERİMİZE NE OLUYOR?

Her gün yeni bir cinayet haberiyle sarsılıyoruz. Üstelik ölen de öldüren de çocuk… Yaşları 15 ile 17 arasında değişen gençler, henüz hayatın başında olmaları gerekirken ya mezarlıkta ya da cezaevi yolunda. Bu artık bireysel suçlar zinciri değil; toplum olarak içine sürüklendiğimiz derin bir ahlaki ve sosyal çöküşün açık göstergesidir. Bu tablo artık münferit değil; toplumsal bir çöküşün fotoğrafıdır.

Sormak zorundayız: Gençlerimize ne oluyor?

Ahlaki erozyon gözle görülür hâle geldi. Saygı, merhamet, sabır, edep gibi kavramlar hayatın merkezinden hızla uzaklaştırıldı. Yerine öfke, haz, şiddet ve “her şey mubahtır” anlayışı konuldu. Bunun en büyük taşıyıcılarından biri de maalesef ekranlar.

Aile faktörü artık alarm veriyor. Anne-babalar geçim derdiyle evlatlarına vakit ayıramıyor, bazı evlerde ise ilgi, sevgi ve denetim neredeyse yok. Çocuklar aile içinde değil, sokakta ya da ekran başında büyüyor. Rol modeli anne-baba değil; dizilerdeki mafya karakterleri, sosyal medyadaki şiddet özentisi figürler oluyor.

Her akşam evlerimize giren dizilere bakalım. Şiddet, entrika, aldatma, mafya övgüsü, silah ve kan… İyilik saf, kötülük ise güçlü gösteriliyor. Suç işleyen “karizmatik”, zalim olan “zeki”, ahlaklı olan ise “ezik” gibi sunuluyor. Genç bir zihin bu mesajları tekrar tekrar aldığında, gerçek hayatla kurduğu bağ da çarpıklaşıyor. Şiddet sıradanlaşıyor, ölüm normalleşiyor.

Elbette sorumluluk sadece dizilerde değil. Aile zayıfladı, okul yalnızlaştı, mahalle kültürü dağıldı. Anne-baba çalışıyor, çocuk ekranla büyüyor. Değerler eğitimi sözde kalıyor. İnanç, ahlak ve vicdan; sınav sisteminin, kariyer hırsının ve tüketim kültürünün altında eziliyor.

Ama yine de şu gerçeği görmezden gelemeyiz: Sürekli şiddet üreten bir medya dili, toplumu zehirler. Özellikle de savunmasız gençleri. Bugün sokakta bıçak çeken, yarın tetiğe basıyor. Çünkü zihni buna alıştırıldı.

Bu gidişat durdurulmazsa, yarın konuşacak genç de bulamayacağız.

Çözüm var mı? Elbette var.

  • Önce aile yeniden güçlendirilmeli. Anne-baba sorumluluğu sadece “bakmak” değil, “yetiştirmek”tir.
  • Okullar sadece akademik başarıya, bilgiye değil, karakter de inşa eden kurumlar hâline gelmelidir.
  • Medya ve yapımcılar “reyting” uğruna toplumu ateşe atmaktan vazgeçmeli.
  • Devlet, şiddeti özendiren içeriklere karşı daha kararlı ve caydırıcı adımlar atmalı.
  • Ve en önemlisi; yeniden insan yetiştirmeyi konuşmalıyız. Merhameti, adaleti, ahlakı, hakkı, hukuku…

Aksi hâlde bugün çocuklarımızı toprağa veriyoruz, yarın vicdanımızı gömeceğiz.

Bu gidişat durdurulmazsa, yarın çok daha ağır bedeller öderiz.

Bugün çocuklarımızı kaybediyoruz. Yarın ise toplum olarak vicdanımızı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi