1969 yılında başlattığı Milli Görüş hareketiyle Türkiye siyasetinde derin izler bırakan merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan, sadece bir siyasetçi değil; bir dava adamı, bir fikir ve aksiyon insanıydı. Vefatının yıldönümünde, onun bıraktığı izleri ve tartışmasız etkisini yeniden hatırlamak gerekiyor.
1969’da bağımsız milletvekili olarak Meclis’e giren Erbakan, ardından Milli Nizam Partisi ile başlayan siyasi yürüyüşünü; Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi gibi hareketlerle sürdürdü. Siyasi hayatı boyunca öncülük ettiği partilerin birçoğu kapatıldı. Ancak o, kapatılan tabelaların arkasında inancını ve iddiasını ayakta tutmaya devam etti. Onun için siyaset; makam değil, “dava” meselesiydi.
1974 yılında kurulan koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldığı dönemde gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye’nin uluslararası alandaki en önemli kırılma anlarından biri oldu. O dönem, Türkiye’nin kararlılığını ortaya koyduğu bir süreç olarak hafızalara kazındı.
1996-1997 yıllarında Başbakanlık görevini üstlendiği Refah-Yol hükümeti dönemi ise hem iç hem dış politikada farklı bir çizginin denendiği bir zaman dilimiydi. D-8 projesiyle İslam ülkeleri arasında ekonomik iş birliğini artırmayı hedefledi. Türkiye’nin dış politikada alternatif açılımlar yapabileceğini savundu.
28 Şubat ve Siyasetin Zor Yılları
Erbakan’ın başbakanlığı, 28 Şubat süreciyle kesintiye uğradı. Bu dönem, Türk siyasi tarihine “post-modern darbe” olarak geçti. Hükümeti istifaya zorlandı, ardından partisi kapatıldı ve kendisi siyasi yasakla karşı karşıya kaldı. Hapis cezası aldı. Ancak bu süreçler, onu savunduğu fikirlerden vazgeçirmedi.
Onu destekleyenler, Erbakan’ı “Siyonizme karşı duran bir lider” olarak tanımladı; eleştirenler ise politikalarını farklı açılardan değerlendirdi. Fakat şu bir gerçek ki; o, Türkiye’de ideolojik temelli siyasetin en belirgin figürlerinden biri oldu. İsrail-Filistin meselesinde Filistin halkına verdiği destek, konuşmalarında ve uluslararası girişimlerinde açıkça görülüyordu.
Bir Neslin “Hocası”
Sadece bir parti genel başkanı değil, aynı zamanda birçok siyasetçinin yetişmesinde etkili olmuş bir liderdi. “Hocam” hitabı, onun akademik kimliğinin ötesinde, fikir önderliğini ifade ediyordu. Siyasi yasaklar, kapatılan partiler ve baskılar; onun hareketini bitirmedi, aksine yeni kadroların yetişmesine vesile oldu.
27 Şubat 2011’de vefat ettiğinde arkasında yalnızca bir siyasi miras değil; bir düşünce geleneği bıraktı. Bugün hâlâ Türkiye siyasetinde onun açtığı yolun etkileri konuşuluyor, tartışılıyor.
Vefat yıldönümünde merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı rahmetle anarken; onu anlamanın, sadece sloganlarla değil; dönemin şartlarını, mücadelelerini ve fikir dünyasını bütün yönleriyle değerlendirmekle mümkün olduğunu unutmamak gerekir.
Rabbim mekânını cennet, makamını âli eylesin.