Ortadoğu yine ateş çemberinde…
İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik askeri hamleleri, buna karşılık İran’ın bölgedeki ABD üslerine ve İsrail’e verdiği karşılıklar…
Dünya bir kez daha barut kokusunu soluyor.
Savaşın Görünen Yüzü, Görünmeyen Hesabı
Resmi açıklamalara bakarsanız mesele “nükleer tehdit”, “bölgesel güvenlik”, “istikrar” ve “caydırıcılık” başlıkları altında anlatılıyor. Ancak Ortadoğu’nun tarihine biraz yakından baktığınızda, her büyük müdahalenin arkasında daha derin hesapların bulunduğunu görürsünüz.
Irak’ta “kitle imha silahları” gerekçesiyle başlayan süreç nasıl ki yıllar sonra petrol sahalarının ve enerji hatlarının paylaşımıyla sonuçlandıysa, bugün İran üzerinden yürütülen gerilim de sadece güvenlik söylemiyle açıklanamayacak kadar karmaşık.
Ortadoğu demek enerji demektir.
Enerji demek güç demektir.
Güç demek küresel hâkimiyet demektir.
Petrol, Doğalgaz ve Jeopolitik Satranç
İran; dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerinden birine, ciddi petrol kaynaklarına ve kritik boğazlara hâkim bir ülke. Özellikle Hürmüz Boğazı, küresel enerji akışının can damarı. Böylesine stratejik bir noktada güçlü, bağımsız ve Batı eksenine mesafeli bir yönetim; küresel güç dengeleri açısından her zaman bir “sorun” olarak görülmüştür.
Ancak burada şu soruyu sormak gerekir:
Gerçekten amaç rejim değişikliği mi?
Yoksa enerji kaynaklarının ve bölgesel dizaynın yeniden şekillendirilmesi mi?
“Büyük İsrail” Tartışmaları ve Bölgesel Dönüşüm
Ortadoğu’da yıllardır konuşulan “Büyük İsrail” söylemi, kimi çevrelerce bir ideolojik hedef, kimi çevrelerce ise abartılı bir komplo olarak görülür. Fakat şu bir gerçektir ki; İsrail’in güvenlik stratejisi, çevresindeki güçlü ve tehdit algılanan devletlerin zayıflatılmasını esas alır.
Irak’ın parçalanması, Suriye’nin iç savaşla yıpranması, Lübnan’ın istikrarsızlığı… Bu tabloya şimdi İran’ın da eklenmesi ihtimali konuşuluyor.
Bölgede güçlü devletlerin zayıfladığı her denklem, yeni sınır tartışmalarını ve yeni güç haritalarını beraberinde getirir. Tarih bize şunu gösteriyor: Ortadoğu’da haritalar masa başında çizildiğinde, bedelini sahada halklar öder.
İran’ın Cevabı ve Savaşın Yayılma Riski
İran’ın ABD üslerine ve İsrail’e karşılık vermesi, çatışmayı sadece iki ülke arasında bırakmıyor. Körfez ülkeleri, enerji hatları, deniz ticaret yolları… Her biri potansiyel hedef haline geliyor.
Bir uçak gemisine yapılacak saldırı, zincirleme misillemeleri tetikleyebilir. Bölgesel bir çatışma, küresel bir krize dönüşebilir. Petrol fiyatlarının fırlaması, ekonomik dalgalanmalar, yeni göç dalgaları… Savaş artık sadece cephede değil; sofrada, pazarda, ekonomide hissediliyor.
Asıl Soru: Kimin Savaşı?
Bu savaş; İran halkının mı?
İsrail halkının mı?
Amerikan halkının mı?
Yoksa küresel güç mücadelesinin yeni bir perdesi mi?
Ortadoğu’da her savaş “güvenlik” söylemiyle başlar, “istikrar” vaadiyle sürer ama geride yıkılmış şehirler, parçalanmış toplumlar ve tükenen umutlar bırakır.
Türkiye Nerede Durmalı?
Bu coğrafyanın tam ortasında bulunan Türkiye için en hayati mesele; aklıselim, diplomasi ve çok boyutlu dış politika yürütmektir. Bölgesel yangınların büyümesi, sadece komşu ülkeleri değil, Türkiye’nin güvenliğini ve ekonomisini de doğrudan etkiler.
Bugün ihtiyaç olan şey; yeni cepheler açmak değil, yeni diplomasi kapıları aralamaktır.
Çünkü savaşın kazananı olmaz.
Ama kaybedeni her zaman halklar olur.
Ortadoğu’nun artık yeni haritalara değil, adalete ve istikrara ihtiyacı var.
Aksi halde petrol kuyuları yanarken, insanlık da yanmaya devam edecek.
Sonuç ise Büyük İsrail Devleti'nin kurulmasının önü ise tamamen açılmış olacak