Murat MARAP
Köşe Yazarı
Murat MARAP
 

İSRAİL'İN AYAK OYUNLARI... ASIL MESELE ARZ-U MEVUD MU?

Ortadoğu coğrafyası tarih boyunca güç mücadelelerinin merkezi olmuş, büyük devletlerin çıkar hesaplarının en sert şekilde sahaya yansıdığı bir bölge olmuştur. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. ABD’nin ile birlikte hareket eden İsrail’in, “İran’ın kimyasal ve nükleer füze programını durdurma” gerekçesiyle İran’a yönelik saldırıları, kamuoyuna sunulan gerekçenin ötesinde çok daha derin bir stratejinin parçası olarak görülmektedir. Resmi söylemde mesele nükleer tehdit gibi gösterilse de, bölgedeki siyasi gerçeklikler bu saldırıların arkasında farklı hesapların bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle İsrail’in uzun yıllardır savunduğu ve dini-siyasi bir hedef olarak dile getirilen “Arz-u Mevud”, yani vaat edilmiş topraklar ideali, Ortadoğu’daki birçok gelişmenin arka planında sıkça tartışılan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hedef doğrultusunda bölgede yaşanan her kriz, her çatışma ve her siyasi kırılma yeni bir stratejik hamlenin parçası olarak değerlendirilmektedir. Bugün İsrail’in ABD’yi de yanına alarak İran’a karşı askeri adımlar atmasının temel amaçlarından biri, İran’ın bölgedeki askeri ve siyasi gücünü zayıflatmaktır. Çünkü İran, Ortadoğu’daki dengelerde İsrail’in karşısında duran önemli güç merkezlerinden biri olarak görülmektedir. Ancak bu stratejinin yalnızca askeri operasyonlarla sınırlı kalmadığı da açıktır. Aynı zamanda diplomatik ve psikolojik bir savaş yürütülmekte, İran’ın bölgedeki müttefikleriyle arasına mesafe koyulmaya çalışılmaktadır. Son günlerde Türkiye ve Azerbaycan topraklarına düştüğü iddia edilen füzeler etrafında oluşan tartışmalar da bu çerçevede dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır. Füzelerin İran tarafından atıldığı iddiaları gündeme getirilmiş, ancak İran yönetimi bu iddiaları sert bir dille reddetmiştir. İran’ın bu saldırıların kendi topraklarından yapılmadığını ve kendileriyle ilgisinin bulunmadığını açıklaması, olayın arkasındaki ihtimallerin yeniden sorgulanmasına neden olmuştur. Bu noktada akıllara gelen soru şudur: Bölgedeki gerilim bilinçli olarak mı tırmandırılmaktadır? Eğer Türkiye’ye İran tarafından füze atıldığı yönünde bir algı oluşturulabilirse, iki ülke arasındaki gerilim hızla büyüyebilir. Böyle bir senaryo ise yalnızca İran’ı değil, aynı zamanda Türkiye’yi de doğrudan çatışmanın içine çekme riskini barındırır. Oysa bölgedeki stratejik dengeler düşünüldüğünde, İsrail’in karşısında duran en önemli iki bölgesel güçten biri Türkiye, diğeri ise İran’dır. Bu iki ülkenin aynı anda zayıflaması veya birbirleriyle karşı karşıya gelmesi, Ortadoğu’daki güç dengelerini köklü biçimde değiştirebilir. Böyle bir durumda bölgedeki birçok stratejik hedefin önündeki engellerin ortadan kalkacağı da açıktır. Ortadoğu’da yaşanan her gelişme, görünenin ötesinde çok katmanlı bir stratejik hesap içerir. Bu nedenle olayları yalnızca yüzeyde görünen açıklamalarla değerlendirmek, büyük resmi görmeyi zorlaştırır. Bugün bölgede yaşanan krizler, yalnızca askeri operasyonların değil aynı zamanda algı yönetiminin, diplomatik hamlelerin ve jeopolitik satranç oyunlarının da bir parçasıdır. Unutulmamalıdır ki Ortadoğu’da savaş sadece cephede verilmez; bazen bir füzenin nereden geldiği tartışması bile büyük bir siyasi oyunun parçası olabilir. Bu nedenle Türkiye’nin de bölgedeki gelişmeleri soğukkanlılıkla, akılcı diplomasiyle ve stratejik derinlikle değerlendirmesi hayati önem taşımaktadır. Çünkü Ortadoğu’da atılan her adım, sadece bugünü değil, geleceğin haritasını da şekillendirmektedir.
Ekleme Tarihi: 10 Mart 2026 -Salı

İSRAİL'İN AYAK OYUNLARI... ASIL MESELE ARZ-U MEVUD MU?

Ortadoğu coğrafyası tarih boyunca güç mücadelelerinin merkezi olmuş, büyük devletlerin çıkar hesaplarının en sert şekilde sahaya yansıdığı bir bölge olmuştur. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. ABD’nin ile birlikte hareket eden İsrail’in, “İran’ın kimyasal ve nükleer füze programını durdurma” gerekçesiyle İran’a yönelik saldırıları, kamuoyuna sunulan gerekçenin ötesinde çok daha derin bir stratejinin parçası olarak görülmektedir.

Resmi söylemde mesele nükleer tehdit gibi gösterilse de, bölgedeki siyasi gerçeklikler bu saldırıların arkasında farklı hesapların bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle İsrail’in uzun yıllardır savunduğu ve dini-siyasi bir hedef olarak dile getirilen “Arz-u Mevud”, yani vaat edilmiş topraklar ideali, Ortadoğu’daki birçok gelişmenin arka planında sıkça tartışılan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hedef doğrultusunda bölgede yaşanan her kriz, her çatışma ve her siyasi kırılma yeni bir stratejik hamlenin parçası olarak değerlendirilmektedir.

Bugün İsrail’in ABD’yi de yanına alarak İran’a karşı askeri adımlar atmasının temel amaçlarından biri, İran’ın bölgedeki askeri ve siyasi gücünü zayıflatmaktır. Çünkü İran, Ortadoğu’daki dengelerde İsrail’in karşısında duran önemli güç merkezlerinden biri olarak görülmektedir. Ancak bu stratejinin yalnızca askeri operasyonlarla sınırlı kalmadığı da açıktır. Aynı zamanda diplomatik ve psikolojik bir savaş yürütülmekte, İran’ın bölgedeki müttefikleriyle arasına mesafe koyulmaya çalışılmaktadır.

Son günlerde Türkiye ve Azerbaycan topraklarına düştüğü iddia edilen füzeler etrafında oluşan tartışmalar da bu çerçevede dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır. Füzelerin İran tarafından atıldığı iddiaları gündeme getirilmiş, ancak İran yönetimi bu iddiaları sert bir dille reddetmiştir. İran’ın bu saldırıların kendi topraklarından yapılmadığını ve kendileriyle ilgisinin bulunmadığını açıklaması, olayın arkasındaki ihtimallerin yeniden sorgulanmasına neden olmuştur.

Bu noktada akıllara gelen soru şudur: Bölgedeki gerilim bilinçli olarak mı tırmandırılmaktadır?

Eğer Türkiye’ye İran tarafından füze atıldığı yönünde bir algı oluşturulabilirse, iki ülke arasındaki gerilim hızla büyüyebilir. Böyle bir senaryo ise yalnızca İran’ı değil, aynı zamanda Türkiye’yi de doğrudan çatışmanın içine çekme riskini barındırır. Oysa bölgedeki stratejik dengeler düşünüldüğünde, İsrail’in karşısında duran en önemli iki bölgesel güçten biri Türkiye, diğeri ise İran’dır.

Bu iki ülkenin aynı anda zayıflaması veya birbirleriyle karşı karşıya gelmesi, Ortadoğu’daki güç dengelerini köklü biçimde değiştirebilir. Böyle bir durumda bölgedeki birçok stratejik hedefin önündeki engellerin ortadan kalkacağı da açıktır.

Ortadoğu’da yaşanan her gelişme, görünenin ötesinde çok katmanlı bir stratejik hesap içerir. Bu nedenle olayları yalnızca yüzeyde görünen açıklamalarla değerlendirmek, büyük resmi görmeyi zorlaştırır. Bugün bölgede yaşanan krizler, yalnızca askeri operasyonların değil aynı zamanda algı yönetiminin, diplomatik hamlelerin ve jeopolitik satranç oyunlarının da bir parçasıdır.

Unutulmamalıdır ki Ortadoğu’da savaş sadece cephede verilmez; bazen bir füzenin nereden geldiği tartışması bile büyük bir siyasi oyunun parçası olabilir. Bu nedenle Türkiye’nin de bölgedeki gelişmeleri soğukkanlılıkla, akılcı diplomasiyle ve stratejik derinlikle değerlendirmesi hayati önem taşımaktadır.

Çünkü Ortadoğu’da atılan her adım, sadece bugünü değil, geleceğin haritasını da şekillendirmektedir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi