Murat MARAP
Köşe Yazarı
Murat MARAP
 

ŞEHİR HASTANELERİNDE YAŞANAN İNSANLIK DRAMI

2025 yılı 23 Nisan’ında meydana gelen deprem sonrası evin sallanmasıyla düşen ve tamamen yatalak hale gelen Parkinson hastası annemiz için son günlerde yaşadıklarımız, Türkiye’de sağlık sisteminin geldiği noktayı sorgulatacak cinsten bir insanlık dramına dönüştü. İki hafta öncesine kadar annemize kardeşim bakıyordu. Daha iyi şartlarda yaşamını sürdürebilmesi için onu yanıma aldım. Ancak 17 Mayıs 2026 günü durumu ağırlaşınca ambulans çağırarak annemizi Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi aciline götürdük. İlk yapılan değerlendirmede annemizin ciğerlerinde ciddi enfeksiyon olduğu ve yoğun bakımda yatması gerektiği söylendi. Önce “Kritik Bakım” bölümüne aldılar, ardından “Dahili Bakım” alanına çıkardılar. O sırada görüştüğümüz nöroloji doktoru bize şu cümleyi kurdu: “Bu hastanın mutlaka yoğun bakımda yatması gerekir. Ancak anestezi uzmanı onay vermediği için yoğun bakıma alamıyorum.” Bir doktor, hastanın yoğun bakımda yatması gerektiğini söylüyor ama başka bir doktor onay vermediği için hasta taburcu edilmek zorunda kalıyor. Daha da vahimi, doktorun şu sözleri oldu: “Benim branşımın hastası değil. Bana sevk ettiler, ben de taburcu etmek zorundayım.” İnsan ister istemez soruyor: Madem bu hasta ağır, neden sahip çıkan yok? Madem yoğun bakımlık, neden eve gönderiliyor? Üstelik hastayı eve götürmek için ambulans talep ettiğimizde de “yetkimiz yok” cevabını aldık. Yoğun bakım ihtiyacı olduğu söylenen annemizi bir taksiyle eve götürmek zorunda kaldık. Aradan birkaç gün geçti… 22 Mayıs gecesi annemiz yeniden fenalaştı. Tekrar ambulans çağırdık ve yine Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’ne gittik. Bu kez kırmızı alandaki doktor bize annemizin durumunun daha da ağırlaştığını, ciğer enfeksiyonunun arttığını ve entübe edilmesi gerektiğini söyledi. Saatler sonra annemizi tekrar “Kritik Bakım” bölümüne aldılar. Ancak burada yaşananlar tam anlamıyla akıl tutulmasıydı. Doktor bize elimize verilen epikriz raporuyla başka hastanelerde yoğun bakım aramamız gerektiğini söyledi. Kendilerine şu soruyu sordum: “Yoğun bakım bulmak hasta yakınının görevi mi, hastanenin görevi mi?” Aldığım cevap ise ibretlikti: “Sistem böyle.” Peki ya hasta o süreçte ölürse? Bunun sorumlusu kim olacak? Bu sorunun cevabını veren olmadı. Saatler sonra annemizi yeniden dahili bakıma aldılar. Ardından başka bir doktor yoğun bakım ve entübe gerektiğini söyledi. Fakat birkaç saat sonra bu kez yeniden taburcu kararı çıktı. Bir yanda “yoğun bakımlık hasta” deniliyor… Diğer yanda “eve götürün” deniliyor… Tıbbi ciddiyetin yerini adeta sorumluluktan kaçış almıştı. "HASTALARINIZI ŞEHİR HASTANELERİNE GETİRMEYİN" Durumu görüşmek için doktorların kapısını aşındırırken duyduğum bir cümleyi ise hayatım boyunca unutmayacağım. Bir doktor bana aynen şunu söyledi: “Hastalarınızı şehir hastanelerine getirmeyin. Çünkü bu hastanelerde istediğiniz ilgi gösterilmiyor. Doktorlar sorumluluk almamak için hastayı birbirine sevk ediyor.” Bu sözleri söyleyen kişi sıradan biri değil, hastanenin kendi doktoruydu. Gece saat 23.00 civarında annemizi kendi imkanlarımızla Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi götürdük. Buradaki sağlık çalışanları bile annemizin durumunu görünce şaşkınlık yaşadı. “Hastayı bu halde nasıl gönderdiler?” diye sordular. Ancak ne yazık ki burada da farklı bir tabloyla karşılaşmadık. Sabaha kadar serum takıldı. Daha sonra annemizin midesine hortum takılması gerektiği söylendi. Hastanede gerekli ekipman olmadığı için medikale yönlendirildik. Asıl trajikomik olay ise burada yaşandı. Medikalci, “Kaç numara hortum olacak?” diye sorunca doktoru aradık. Doktorun verdiği cevap şuydu: “Yapay zekaya sorun.” Bir hastanın midesine takılacak hortumun ölçüsünü bile bilmeyen bir sistemin içinde, insanlar hayat mücadelesi veriyor. Ve sonuç? Yoğun bakım ihtiyacı olduğu söylenen annemizi yine taburcu ettiler. Yine ambulans vermediler. Yine kendi imkanlarımızla eve dönmek zorunda kaldık. Türkiye, dünyanın dört bir yanından hasta getirebilen bir ülke… Ama kendi vatandaşına bir ambulansı çok görebiliyor. Bu yaşadıklarımız bize çok acı bir gerçeği öğretti: Hasta haklarını bilmeyen insanlar, hastane koridorlarında çaresiz bırakılıyor. Bugün şehir hastaneleri devasa binalarla övülüyor olabilir. Fakat mesele beton değil, insan hayatıdır. İnsan hayatının değersizleştiği yerde en büyük bina bile vicdansız bir koridora dönüşür. Biz annemiz için mücadele ederken şunu gördük: Sistem büyümüş olabilir ama merhamet küçülmüş. Ve ne yazık ki bazen bir hastayı öldüren şey hastalığın kendisi değil; ilgisizlik, sorumsuzluk ve sahipsizlik oluyor.
Ekleme Tarihi: 23 Mayıs 2026 -Cumartesi

ŞEHİR HASTANELERİNDE YAŞANAN İNSANLIK DRAMI

2025 yılı 23 Nisan’ında meydana gelen deprem sonrası evin sallanmasıyla düşen ve tamamen yatalak hale gelen Parkinson hastası annemiz için son günlerde yaşadıklarımız, Türkiye’de sağlık sisteminin geldiği noktayı sorgulatacak cinsten bir insanlık dramına dönüştü.

İki hafta öncesine kadar annemize kardeşim bakıyordu. Daha iyi şartlarda yaşamını sürdürebilmesi için onu yanıma aldım. Ancak 17 Mayıs 2026 günü durumu ağırlaşınca ambulans çağırarak annemizi Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi aciline götürdük.

İlk yapılan değerlendirmede annemizin ciğerlerinde ciddi enfeksiyon olduğu ve yoğun bakımda yatması gerektiği söylendi. Önce “Kritik Bakım” bölümüne aldılar, ardından “Dahili Bakım” alanına çıkardılar. O sırada görüştüğümüz nöroloji doktoru bize şu cümleyi kurdu:

“Bu hastanın mutlaka yoğun bakımda yatması gerekir. Ancak anestezi uzmanı onay vermediği için yoğun bakıma alamıyorum.”

Bir doktor, hastanın yoğun bakımda yatması gerektiğini söylüyor ama başka bir doktor onay vermediği için hasta taburcu edilmek zorunda kalıyor. Daha da vahimi, doktorun şu sözleri oldu:

“Benim branşımın hastası değil. Bana sevk ettiler, ben de taburcu etmek zorundayım.”

İnsan ister istemez soruyor:
Madem bu hasta ağır, neden sahip çıkan yok?
Madem yoğun bakımlık, neden eve gönderiliyor?

Üstelik hastayı eve götürmek için ambulans talep ettiğimizde de “yetkimiz yok” cevabını aldık. Yoğun bakım ihtiyacı olduğu söylenen annemizi bir taksiyle eve götürmek zorunda kaldık.

Aradan birkaç gün geçti…

22 Mayıs gecesi annemiz yeniden fenalaştı. Tekrar ambulans çağırdık ve yine Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’ne gittik. Bu kez kırmızı alandaki doktor bize annemizin durumunun daha da ağırlaştığını, ciğer enfeksiyonunun arttığını ve entübe edilmesi gerektiğini söyledi.

Saatler sonra annemizi tekrar “Kritik Bakım” bölümüne aldılar. Ancak burada yaşananlar tam anlamıyla akıl tutulmasıydı.

Doktor bize elimize verilen epikriz raporuyla başka hastanelerde yoğun bakım aramamız gerektiğini söyledi.

Kendilerine şu soruyu sordum:

“Yoğun bakım bulmak hasta yakınının görevi mi, hastanenin görevi mi?”

Aldığım cevap ise ibretlikti:

“Sistem böyle.”

Peki ya hasta o süreçte ölürse?
Bunun sorumlusu kim olacak?

Bu sorunun cevabını veren olmadı.

Saatler sonra annemizi yeniden dahili bakıma aldılar. Ardından başka bir doktor yoğun bakım ve entübe gerektiğini söyledi. Fakat birkaç saat sonra bu kez yeniden taburcu kararı çıktı.

Bir yanda “yoğun bakımlık hasta” deniliyor…
Diğer yanda “eve götürün” deniliyor…

Tıbbi ciddiyetin yerini adeta sorumluluktan kaçış almıştı.

"HASTALARINIZI ŞEHİR HASTANELERİNE GETİRMEYİN"

Durumu görüşmek için doktorların kapısını aşındırırken duyduğum bir cümleyi ise hayatım boyunca unutmayacağım.

Bir doktor bana aynen şunu söyledi:

“Hastalarınızı şehir hastanelerine getirmeyin. Çünkü bu hastanelerde istediğiniz ilgi gösterilmiyor. Doktorlar sorumluluk almamak için hastayı birbirine sevk ediyor.”

Bu sözleri söyleyen kişi sıradan biri değil, hastanenin kendi doktoruydu.

Gece saat 23.00 civarında annemizi kendi imkanlarımızla Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi götürdük.

Buradaki sağlık çalışanları bile annemizin durumunu görünce şaşkınlık yaşadı.
“Hastayı bu halde nasıl gönderdiler?” diye sordular.

Ancak ne yazık ki burada da farklı bir tabloyla karşılaşmadık.

Sabaha kadar serum takıldı. Daha sonra annemizin midesine hortum takılması gerektiği söylendi. Hastanede gerekli ekipman olmadığı için medikale yönlendirildik.

Asıl trajikomik olay ise burada yaşandı.

Medikalci, “Kaç numara hortum olacak?” diye sorunca doktoru aradık. Doktorun verdiği cevap şuydu:

“Yapay zekaya sorun.”

Bir hastanın midesine takılacak hortumun ölçüsünü bile bilmeyen bir sistemin içinde, insanlar hayat mücadelesi veriyor.

Ve sonuç?

Yoğun bakım ihtiyacı olduğu söylenen annemizi yine taburcu ettiler.
Yine ambulans vermediler.
Yine kendi imkanlarımızla eve dönmek zorunda kaldık.

Türkiye, dünyanın dört bir yanından hasta getirebilen bir ülke…
Ama kendi vatandaşına bir ambulansı çok görebiliyor.

Bu yaşadıklarımız bize çok acı bir gerçeği öğretti:
Hasta haklarını bilmeyen insanlar, hastane koridorlarında çaresiz bırakılıyor.

Bugün şehir hastaneleri devasa binalarla övülüyor olabilir.
Fakat mesele beton değil, insan hayatıdır.
İnsan hayatının değersizleştiği yerde en büyük bina bile vicdansız bir koridora dönüşür.

Biz annemiz için mücadele ederken şunu gördük:
Sistem büyümüş olabilir ama merhamet küçülmüş.

Ve ne yazık ki bazen bir hastayı öldüren şey hastalığın kendisi değil; ilgisizlik, sorumsuzluk ve sahipsizlik oluyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sakine Aydın
(23.05.2026 14:44 - #292)
Malesef hastaneler ticarethaneye dönüşmüş durumda. İlaçlar iyileştirmek için değil sürekliliği sağlamak için kullanılıyor. Rocfeller tıbbı diyerek adlandırılan şimdiki sağlık sektörü, hastaneler tamamen ticarhane konumundadır .
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.