Hiç şüphe yok ki “Kimseyi takmayan, bildiğinden şaşmayan” Montella, dünya kupasına katılma hakkını elde ederek hem koltuğunu sağlamlaştırdı hem de birilerine okkalı bir ders verdi…
Demek ki neymiş; klasik santrfor olmadan da gol atılabilir, maç kazanılabilir, hedefe ulaşılabilirmiş!
ABD vizesinin alınması demek biri 72’ye, diğeri 74’e, beriki 77’e dayanmış, aslında çoktan emekli olması gereken malum şahısların adlarının artık anılmaması manasına geliyor ki sevinmedik dersek yalan olur…
Kerem Aktürkoğlu’nun değişik özelliklere sahip bir oyuncu olduğu da tescil edildi bu ara! Futbolu yiyip yuttuklarını sananların ancak bilgileri son derece yüzeysel olanların yanıldığı nokta doğru diziliş ve birbirini tamamlayan kadro ile Kerem’in etkili olabileceği hususu. Sadece üst düzey futbolcular almak yeterli olsaydı FB bunca yıldır şampiyonluğa hasret kalmazdı…
Birkaç ay öncesine kadar diyorduk ki “Milli takıma çağrılan kaleciler arasında belirgin bir fark yok ve kaleye kimi koyarsanız koyun fark etmez” …
Berke’nin kendi elleriyle ipini çekmesi, M.G’nin azalan dinamizmi, oynamaya hasret A.B’nin kaybolan moral motivasyonu, Uğurcan’ın GS ile Avrupa kulvarında beklentilerin üzerine çıkması bu tespiti geçersiz kıldı. U.Ç Sarı-Kırmızılı ekipte kendini buldu, şu an diğer file bekçilerinin birkaç adım önünde gidiyor ve de rakipsiz…
İtalyan Hocayı tanımıyorsakta kamptan izinsiz ayrılma olayını pas geçerek af yolunu seçeceğine pek ihtimal vermiyoruz. Kendi kendini inkâr demek olur bu!
“Tarihin en karakterli ve en yetenekli milli takımı” diye son derece anlamsız, saçma, gereksiz bir demeç vermemiş ve eğitimsizliğini bir kez daha göz önüne sermemiş olsaydı ilkokul mezunu, geçmişinde hakemleri saatlerce stadyumda mahsur bırakmak gibi büyük defoya sahip zatı muhterem de kazananlar listesinde ilk sıraya yazılabilirdi!
Çözümleyemediğimiz nokta mevcut kadroyu yüceltmek isteyişi anlaşılabilir ve yerine göre gerekli de. Lâkin 103 senelik geçmişi bir anda silişi saçma desek değil çocukluk desek değil aymazlık desek değil…
Kaldı ki 2002’de yarı final oynadı milliler ve ancak 2026’da finale çıkarsa o söylemi anlam kazanabilir (gereği yok elbet.) Hoş, ülkede siyasetçisi, bürokratı, akademisyeni, hukukçusu derken kim nerede ne söyleyeceğinin kararını doğru verebiliyor ki?
İlk golü yedikten sonra oyunu gereksiz riske etme yanlışına düşülmez, talihsiz sakatlıklar yaşanmaz, hoca ilk İspanya maçı gibi durduk yere macera aramazsa (ki aramayacaktır çünkü ikinci İspanya maçında hatasından dönmesini bildi) yarı finali dahi görebilecek kapasiteye sahibiz (elbette yanılabiliriz.)
Ancak gruptan çıkamasak da şaşırmayız zira duygusal insanlarız ve olup bitenden kolay etkileniyoruz. Finali görebilme şansımızsa hayli az…
Tabii 2016’dan beri milli maçları izlemeyen ve özet görüntülerle yetinen birinin düşünceleri fazla ciddiye de alınmamalı!
NOT: Finallerde hangi netice alınırsa alınsın 2030'a kadar hoca görevine devam etmeli. Etmeli ki her başarısızlıkta sil baştan yapmaktan artık vazgeçilebilsin...
