Pavarotti’nin 'evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellâl iken, pireler berber iken' kalecilik yaptığını duyduğumuz an tepkimiz üç aşağı beş yukarı 'Tamam, yeryüzünün en güzel sesli tenoru lâkin kantarda nerdeyse 200 kilo çekiyor ve onulmaz bir spagetti dostu' olmuştu…
İtiraf edelim şunu düşünmedik de değil; 'Acaba Fatty Foulke gibi olabildiğince kilo alayım ve kalede topun geçeceği bir boşluk kalmasın!' hinliğine mi soyunmuştu yoksa!
Ekim 1935'de Modena varoşlarında dünyayla tanıştı Pavarotti. Babası fırıncı annesi tütün fabrikasında işçiydi. Savaş ve fakirlik gibi iki büyük belaya karşın neşeli bir çocukluk dönemi geçirmiş olmalı ki, ileriki yıllarda o günlerini hep özlemle anacaktı. Babasıyla beraber küçük bir kilise korosunda şarkı söylemeye başladığında 9 yaşındaydı. Ama birçok akranı gibi hayali netti, berraktı; futbolcu olmak…
Neylersiniz aşılmaz bir anne engeli dikilecekti önüne ve kendisini doğuran kadın futbolcu değil öğretmen olmaya ikna edecekti onu. Zaten çocuklarla annelerin mücadelesinde hemen her zaman karşı taraftır kazanan!
İki sene eğitmenlik yapınca fark edecekti ki müzik sevgisi ağır basıyor, hayat rotasını değiştirecek kararı tıpkı büyük kaleciler gibi tereddüt etmeden alacaktı. Babası istemeyerek fikrine rıza gösterecek, 30 yaşına kadar kendini göstermesi için fırsat tanıyacak, daha verimli çalışabilsin diye odada tek başına kalmasına müsaade edecekti. İyi olacak hastanın doktor ayağına gidermiş ya, işte o sözün sağlaması yapılırcasına; Arrigo Pola gibi sıra dışı bir öğretmenle güçlü tenorun yolu kesişecek ve 2,5 sene boyunca bedava ders almasının önü açılacaktı…
Bazen kendisinden şüphe duyacak, bir ara öğretmenlik ve sigortacılık yapacak ancak müzik eğitimini sürdürecekti. Ta ki 25 yaşında vereceği o talihsiz konsere dek. Onun açısından feciat geçen konser sonrası müziği bırakmaya karar verecekti koca İtalyan ama kader onu zirveye taşımaya çoktan karar vermiş, kalemler kırılmış, mürekkepler kurumuştu...
Çok değil yalnızca 2 sene sonra sert eleştiriler yerini övgülere bırakacak ve makarna canavarının şanı yürüdükçe yürüyecekti. Hatta yürümek ne demek; kanatlanıp uçacaktı!
Hatırlarsanız biraz önce fiziğiyle ilgili şaka yapmıştık ama kaleciliğe sevdalandığı yıllarda incecikti sevimli İtalyan, dahası bizzat seyredenler söylüyor ki çok da çevikmiş. Anlayacağınız o toprakların aradığı özelliklere sahipmiş; çabuk ve gözü pek. Sevimliliği de cabası...
Çocukluğunda profesyonelliğin getirisi şimdilerin 10'da biri hatta 20'de biri olsaydı, belki de annesi önünü açardı Pavarotti'nin. Yazık ki bunu bilebilme şansımız yok. Yaşadığı müddetçe futbol hayranlığını her platformda içtenlikle haykırmayı sürdürdü büyük tenor. Evet, yıllar geçtikçe o incecik delikanlının göbeği de ününe paralel büyüdü durdu ancak futbol sevdası yüzünden iki büyük dostu Placido Domingo ve Jose Carreras'la birlikte Dünya Kupalarının neredeyse resmi şarkıcısı olup çıktı!
2007'de pankreas kanserinden yaşama veda ettiğinde Juventus o günlerde dünyanın tartışmasız en iyisi gösterilen Gigi Buffon'u kulübü temsil etmesi için cenaze törenine gönderecek ve Buffon'un ağzından şu sözler dökülecekti; İtalya bir numarasını kaybetti…
Başka alemlerde futbol oynanıyorsa eğer; bu kadar güzel sesli bir kaleciye Yaşinler, Trautmanlar, Mazurkiewiczler mutlaka güzellik yapacak, arada bir formasını çıkarıp verecektir…
VAROL ÜRKMEZ HİKAYESİNDEN HOŞLANDIYSANIZ EĞER…
Seneler önce Kalecinin Seyir Defteri ve Kalede İz Bırakanlar kitaplarımız yayımlanmıştı…
Orada yer alan hikayelerden Varol Ürkmez’in bir anısını Topun Arkasına Saklanan Hayat kitabımıza koymuştuk çünkü ilginizi çekeceğinden emindik…
Neden daha önce aklımıza gelmedi bilemiyoruz lâkin “Better late than never” yani “Geç olması hiç olmamasından iyidir”…
Kitap kargo ücreti 1000 grama kadar aynı olduğundan, sponsorlar kanalıyla o kitapları bastırdığımızdan ötürü Topun Arkasına Saklanan Hayat kitabımızı almak isteyenlere 168 ve 212 sayfalık, renkli, birinci hamur kağıt, 18 ayda hazırladığımız iki kitabı 150 lira ek bedelle gönderebiliriz. Yanlış anlamayın da beğenmeyen çıkmadı henüz…
Şu an bastırsak maliyeti 500 liranın üzerinde olan bu iki eseri son kitabımızı alanlara ise arzu ederlerse olursa kargo dahil 250 liraya ulaştırabiliriz…
Teklif var ısrar yok ama emsalini bulamazsınız ve içinde Julio Iglesias, Che Guevera, 155 kiloyla kaleye geçen, İngiltere’de Lig maçlarına tabancayla çıkan, kalesinin içine Kur’an koyan Dasaev, gol yiyerek seyirciyi bayıltan, boynu kırıkken 17 dakika oynayan, siste unutulan, maç esnasında sigara tüttüren derken yığınla ilginç gerçek ve neşeli hikaye var; her sayfası da resimli…
Yani kısacası Topun Arkasına Saklanan Hayat, Kalecinin Seyir Defter, Kalede İz Bırakanları aynı anda isteyenler kargo dahil 650; Kalecinin Seyir Defteri ile Kalede İz Bırakanları isteyenlere 250 lira ödeyecek…
Arzu edenlere duyurulur...