Fatih URAZ
Köşe Yazarı
Fatih URAZ
 

PENALTININ GİZEMİ VE 5'DE 4 KURTARMAK …

Futbolun en dramatik, en heyecanlı, en gizemli enstantanesi iki saatlik koşuşturma ardından çekilen beşer penaltılardır…   120 dakikalık mücadele sonrası zihnen, bedenen tükenme sınırına gelmiş oyuncuların neler yapabileceğini Yaradan’dan gayrı kimse bilemez… Yeteneklerin kolaylıkla körelebildiği, 7,32 metrelik kalenin ustaların gözünde dahi küçülebildiği, cesurların ürkek tavşanlara dönüşebildiği anlardır beşer penaltı…   Hatırlarsanız Copa Americano'da Brezilya gibi hünerli ayaklara sahip bir takım bile dört penaltıdan yararlanamamış; Thiago, Elano, Santos, Fred bir isabet kaydederken (Paraguay'lı Justo Villar kurtardı) dağlar, taşlar dövülmüştü!   Aslında yeri geldiğinde ‘Zico’nun, Socrates’in, Platini’nin, Maradona’nın, Ronaldo’nun, Messi’nin 11 metreden topu filelere temas ettiremediği düşünüldüğünde hedefi ıskalayanlara insaf sınırlarını aşan sözcüklerle yüklenilmemeli diyenlerdeniz…   2006 Dünya Kupası finalinde direğe çarpan penaltı şampiyonu belirlemişti hatırlarsanız (kurtarış yoktu!)   Aslında yorgunluk, gerginlik ve korkunun yanında penaltı kaçmasına sebebiyet veren en önemli etken maç öncesi ihmal edilen küçük bir ayrıntıdır. Kaybeden takım hocaları “Onlarca, yüzlerce kez alıştırma yaptığımız halde idmanda hiç kaçırmayan oyuncum topu kaleciye teslim etti (yahut avuta gönderdi, direğe nişanladı), daha ne yapabilirdim?” düşüncesiyle avunur nedense!   İyi, güzel, hoş da o penaltıları stressiz ortamda ve zihnen, bedenen fit oyunculara yaptırıyorsunuz! Oysa ağır antrenman sonrası hakem eşliğinde yahut benzer ambiyansı sağlayarak penaltı attırmalısınız ki, gerçekten işe yarayabilsin. Eğlence ortamında değil baskı altında, yorgun bedenlere penaltı alıştırması yaptırmayan ve rakip kaleciyi gereğince analiz etmeyenlerin işi şansa yahut bir numaralarının hünerine kalacaktır…   1996-97 sezonunda Gençlerbirliği-Galatasaray kupa maçı 34. penaltıyla bitebilmişti (istisnai bir gündü ve Hayrettin’le Kubilay’ın basireti bağlanmıştı!)   Özetle beşer penaltıda kaybedenler “Şanssızlığa, yorgunluğa bahane arayacaklarına ev ödevlerini çalışsalar daha az sorun yaşarlar!” Ödev yapmayı sevmeyenlerse gelen geçeni yakalayan birini bulmak zorunda (Yaşin, Ducadam, Glaser muadili!)   Sakın yanlış anlamayın da gerek futbolculuk gerek hocalık dönemimizde mutlaka penaltı atanları rakip kaleci; kaleciyi de atışı kullanacaklar hakkında bilgilendirirdik. Örneğin 1998’deki BJK-GS kupa finali öncesi son idmanda Fevzi’yi Hagi’nin penaltı stiliyle (tâ ilk yılından itibaren takip ediyorduk Rumen yıldızı) çalıştırmıştık (o kurtarışla kupa gelmişti!)   2 gün önceki tarihi maça ve Ocak 2005 doğumlu Edoardo Motta’nın sıra dışı performansına değinmeden Onana ve Okan’ın hakkını teslim edelim öncelikle! Hayli zamandır lig ve kupa maçlarını seyretmiyoruz, seyretmeye de niyetimiz yok! Lâkin kalecilerin 5 penaltı kurtardığını duyunca özetlere baktık ve gördük ki oyuncular aslında kötü vuruşlar yapmamış, kaleciler ekstra iş çıkarmış …   Yeniden Motta’ya dönersek atışların kalitesi nasıl olursa olsun üst üste 4 penaltı kurtarmak büyük iştir ve pek az faniye nasip olur. Kaldı ki dört vuruştan ikisi köşeye kararlı gidenlerin dahi çelemeyebileceği kırattaydı…   Ancak Raspadori dışında kalan 4 Atalanta’lının (Scamacca, Zappacosta, Pasaliç, De Ketelaere) Motta’nın sürekli yükselen öz güvenine ve psikolojik tuzağına düşmesi ilginçti doğrusu…   Lazio’nun iki karavanayla beşer penaltılara başlamasına karşın Isaksen ve Taylor’la skor üretip beşinci atışa gerek duymayışının yorumunu ise sizlere bırakıyoruz…   Lazio kalecisi atışları bir çoğunuzun düşündüğü gibi rakibin ne yapacağını görmek için beklemedi; yalnızca kafasına koyduğu köşeye tam vuruş anında hareketlenerek penaltı tekrarının önünü kesti! Rakiplerin zihnini karıştırma adına ürettiği formülse takdire şayandı! Üçüncü penaltı öncesi sağ elini havaya kaldırıp soluna giderken, dördüncü penaltıda sol elini havaya kaldırıp sağına gitti, beşinci penaltıda sağ elini havaya kaldırıp soluna gitti! Yani dememiz odur ki herkes bakabilir ama herkes göremez…   Diğer kaleci ise bir köşeyi gösterip terse dönüp ilk gösterdiği köşeye hareketlenmeyi yeğledi. Pek çok oyuncunun kaleciye bakmadığını hesaba katmayarak!   Kenarda olsak en azından bir oyuncuya (iki de olabilir) kalenin ortasına vurmasını söyler ve kalan atışlara da müdahil olurduk (en iyi penaltıcılara dahi tavsiyede bulunurduk.) Sakın yanlış anlaşılmasın ama tüm takımlarımızda atışı yapanları, kalede bekleyenleri yönlendirdik ve dinleyenler hiç pişman olmadı…   Öte yandan 28 penaltı kurtarmış olmamıza rağmen eğer şu anki bilgimizin yarısına hatta çeyreğine mazide sahip olsak o sayı 40’ı geçerdi… Hadi fırsat bu fırsat diyerek genel kabul görmüş bir yanlışı daha düzeltelim; “Penaltı kurtarılmaz, kaçırılır der kimileri oysa kaçan penaltı vardır kurtarılan penaltı vardır ve sanılanın aksine penaltı oluşumunda kalecinin direkt hatası yoksa stres altına girecek olan topun başına geçendir! Öyle ya; kaleci penaltı atışı esnasında tüm riskleri alabilir, her türlü fanteziyi deneyebilir zira golü yediğinde suçlanmayacaktır. Hâlbuki atışı kullanan başarılı olduğunda 'Ee penaltı yani; altı üstü 11 metreden vuruyor' denecek, kaçırdığında yerden yere vurulacaktır. O ortamda kaleci mi yoksa oyuncu mu stres altına girer dersiniz?”   Kitaplarımızda 16 sayfa yer verdiğimiz halde tam izah edemediğimiz çetrefilli bir konudur penaltı. Bu kadarla yetinin iyisi mi ... Son söz mü; İyi penaltıyı kurtarmak zordur ama imkânsız değildir, bir; penaltıyı gole çevirmek sanıldığı kadar kolay değildir, iki…          
Ekleme Tarihi: 24 Nisan 2026 -Cuma

PENALTININ GİZEMİ VE 5'DE 4 KURTARMAK …

Futbolun en dramatik, en heyecanlı, en gizemli enstantanesi iki saatlik koşuşturma ardından çekilen beşer penaltılardır…
 
120 dakikalık mücadele sonrası zihnen, bedenen tükenme sınırına gelmiş oyuncuların neler yapabileceğini Yaradan’dan gayrı kimse bilemez…
Yeteneklerin kolaylıkla körelebildiği, 7,32 metrelik kalenin ustaların gözünde dahi küçülebildiği, cesurların ürkek tavşanlara dönüşebildiği anlardır beşer penaltı…
 
Hatırlarsanız Copa Americano'da Brezilya gibi hünerli ayaklara sahip bir takım bile dört penaltıdan yararlanamamış; Thiago, Elano, Santos, Fred bir isabet kaydederken (Paraguay'lı Justo Villar kurtardı) dağlar, taşlar dövülmüştü!
 
Aslında yeri geldiğinde ‘Zico’nun, Socrates’in, Platini’nin, Maradona’nın, Ronaldo’nun, Messi’nin 11 metreden topu filelere temas ettiremediği düşünüldüğünde hedefi ıskalayanlara insaf sınırlarını aşan sözcüklerle yüklenilmemeli diyenlerdeniz…
 
2006 Dünya Kupası finalinde direğe çarpan penaltı şampiyonu belirlemişti hatırlarsanız (kurtarış yoktu!)
 
Aslında yorgunluk, gerginlik ve korkunun yanında penaltı kaçmasına sebebiyet veren en önemli etken maç öncesi ihmal edilen küçük bir ayrıntıdır. Kaybeden takım hocaları “Onlarca, yüzlerce kez alıştırma yaptığımız halde idmanda hiç kaçırmayan oyuncum topu kaleciye teslim etti (yahut avuta gönderdi, direğe nişanladı), daha ne yapabilirdim?” düşüncesiyle avunur nedense!
 
İyi, güzel, hoş da o penaltıları stressiz ortamda ve zihnen, bedenen fit oyunculara yaptırıyorsunuz! Oysa ağır antrenman sonrası hakem eşliğinde yahut benzer ambiyansı sağlayarak penaltı attırmalısınız ki, gerçekten işe yarayabilsin. Eğlence ortamında değil baskı altında, yorgun bedenlere penaltı alıştırması yaptırmayan ve rakip kaleciyi gereğince analiz etmeyenlerin işi şansa yahut bir numaralarının hünerine kalacaktır…
 
1996-97 sezonunda Gençlerbirliği-Galatasaray kupa maçı 34. penaltıyla bitebilmişti (istisnai bir gündü ve Hayrettin’le Kubilay’ın basireti bağlanmıştı!)
 
Özetle beşer penaltıda kaybedenler “Şanssızlığa, yorgunluğa bahane arayacaklarına ev ödevlerini çalışsalar daha az sorun yaşarlar!” Ödev yapmayı sevmeyenlerse gelen geçeni yakalayan birini bulmak zorunda (Yaşin, Ducadam, Glaser muadili!)
 
Sakın yanlış anlamayın da gerek futbolculuk gerek hocalık dönemimizde mutlaka penaltı atanları rakip kaleci; kaleciyi de atışı kullanacaklar hakkında bilgilendirirdik. Örneğin 1998’deki BJK-GS kupa finali öncesi son idmanda Fevzi’yi Hagi’nin penaltı stiliyle (tâ ilk yılından itibaren takip ediyorduk Rumen yıldızı) çalıştırmıştık (o kurtarışla kupa gelmişti!)
 
2 gün önceki tarihi maça ve Ocak 2005 doğumlu Edoardo Motta’nın sıra dışı performansına değinmeden Onana ve Okan’ın hakkını teslim edelim öncelikle! Hayli zamandır lig ve kupa maçlarını seyretmiyoruz, seyretmeye de niyetimiz yok! Lâkin kalecilerin 5 penaltı kurtardığını duyunca özetlere baktık ve gördük ki oyuncular aslında kötü vuruşlar yapmamış, kaleciler ekstra iş çıkarmış …
 
Yeniden Motta’ya dönersek atışların kalitesi nasıl olursa olsun üst üste 4 penaltı kurtarmak büyük iştir ve pek az faniye nasip olur. Kaldı ki dört vuruştan ikisi köşeye kararlı gidenlerin dahi çelemeyebileceği kırattaydı…
 
Ancak Raspadori dışında kalan 4 Atalanta’lının (Scamacca, Zappacosta, Pasaliç, De Ketelaere) Motta’nın sürekli yükselen öz güvenine ve psikolojik tuzağına düşmesi ilginçti doğrusu…
 
Lazio’nun iki karavanayla beşer penaltılara başlamasına karşın Isaksen ve Taylor’la skor üretip beşinci atışa gerek duymayışının yorumunu ise sizlere bırakıyoruz…
 
Lazio kalecisi atışları bir çoğunuzun düşündüğü gibi rakibin ne yapacağını görmek için beklemedi; yalnızca kafasına koyduğu köşeye tam vuruş anında hareketlenerek penaltı tekrarının önünü kesti! Rakiplerin zihnini karıştırma adına ürettiği formülse takdire şayandı! Üçüncü penaltı öncesi sağ elini havaya kaldırıp soluna giderken, dördüncü penaltıda sol elini havaya kaldırıp sağına gitti, beşinci penaltıda sağ elini havaya kaldırıp soluna gitti! Yani dememiz odur ki herkes bakabilir ama herkes göremez…
 
Diğer kaleci ise bir köşeyi gösterip terse dönüp ilk gösterdiği köşeye hareketlenmeyi yeğledi. Pek çok oyuncunun kaleciye bakmadığını hesaba katmayarak!
 
Kenarda olsak en azından bir oyuncuya (iki de olabilir) kalenin ortasına vurmasını söyler ve kalan atışlara da müdahil olurduk (en iyi penaltıcılara dahi tavsiyede bulunurduk.) Sakın yanlış anlaşılmasın ama tüm takımlarımızda atışı yapanları, kalede bekleyenleri yönlendirdik ve dinleyenler hiç pişman olmadı…
 
Öte yandan 28 penaltı kurtarmış olmamıza rağmen eğer şu anki bilgimizin yarısına hatta çeyreğine mazide sahip olsak o sayı 40’ı geçerdi…
Hadi fırsat bu fırsat diyerek genel kabul görmüş bir yanlışı daha düzeltelim; “Penaltı kurtarılmaz, kaçırılır der kimileri oysa kaçan penaltı vardır kurtarılan penaltı vardır ve sanılanın aksine penaltı oluşumunda kalecinin direkt hatası yoksa stres altına girecek olan topun başına geçendir! Öyle ya; kaleci penaltı atışı esnasında tüm riskleri alabilir, her türlü fanteziyi deneyebilir zira golü yediğinde suçlanmayacaktır. Hâlbuki atışı kullanan başarılı olduğunda 'Ee penaltı yani; altı üstü 11 metreden vuruyor' denecek, kaçırdığında yerden yere vurulacaktır. O ortamda kaleci mi yoksa oyuncu mu stres altına girer dersiniz?”
 
Kitaplarımızda 16 sayfa yer verdiğimiz halde tam izah edemediğimiz çetrefilli bir konudur penaltı. Bu kadarla yetinin iyisi mi ...
Son söz mü; İyi penaltıyı kurtarmak zordur ama imkânsız değildir, bir; penaltıyı gole çevirmek sanıldığı kadar kolay değildir, iki…
 
 
futbol, futbol ve yazı görseli olabilir

 futbol ve futbol görseli olabilir

 

futbol, futbol, krampon ve şunu diyen bir yazı 'crypt' görseli olabilir

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.