Dün gibi gözümüzün önünde Varşova’da ki maça 62’de girişi, 70’de topu filelerle buluşturuşu, 81’de kenara gelerek “Ölüyorum, beni çıkarın” deyişi…

1996’da Legia Varşova – BJK maçının (Siyah-Beyazlılar tarihinde ilk defa üst üste 3 yabancı takımı eleyecekti) oynandığı Jozef Pilsudski Stadyumu gördüğümüz en uzun ölçülere sahip sahalardan biriydi. Öyle ki oyuncular ısınıken şakayı çok seven ve Türkçe’yi de gayet iyi çözen Bulgar Yankov’a “Mrmiç var avut kullanmak sana, sen var onu yollamak orta sahaya” diye takılmıştık…
Kulakları çınlasın Yankov öyle tatlı ve zeki bir adamdı ki yine bir Avrupa Kupası maçı öncesi ama bu kez otobüste “Yankov var sen unutmamak bizim renkler siyah beyaz olmak ve sen topu alınca vermek o renklere” diye verdiğimiz pası “Fattih hoca, sen yok söylemek onu bana; söylemek Oktay’a, Rahim’e” diyerek gole çevirmişti!!
Orhan Kaynak tabii ki iyi futbolcuydu ve karşılıklı oynamamış olsak da asla rakibimiz olmasını istemeyeceğimiz bir değerdi. Nerede ne yapacağı kestirilemeyen, en zor pozisyonlardan gol çıkarabilen hareketli bir forvetti. Abileriyle, özellikle Reşit (1952-1999) ve Kayhan’la (1960-1994) karşı karşıya da yan yana da defalarca oynamıştık…
Kayhan hem genç hem A Milli takımdan oda arkadaşımızken Reşit’le rakip olmuştuk birkaç kez. Reşit’ten biri penaltıdan iki gol yemişken FB – Samsun karşılaşmasında neyse ki Kayhan’ın şahane volesini üst direk kurtarmıştı!
İrfan, İlhan ve Ayhan’la aynı anda topun peşinden koşup koşmadığımızı hatırlayamıyoruz ama şurası kesin ki Kaynak ailesinden vasat futbolcu çıkması mümkün değildi!
Orhan’ın futbolculuğundan önce insanlığına vurgu yapılmalı çünkü pozitif bir kişiliğe sahipti, samimiydi, güler yüzlüydü, seviliyordu. Zaten kaliteli bir oyuncu olmasa 20 yıl yeşil çimenler üzerinde kalabilir, 10 ayrı kulüpte forma giyebilir miydi?
Yakından tanımadığımız için kesin bir değerlendirme yapamıyoruz lâkin ailece sahip oldukları genetik miras genç yaşta abilerini hayattan koparırken onun bu gerçeğin farkında olarak hayat mücadelesini sürdürebilmesi, hem de üst düzey sürdürebilmesi hem zor hem takdir edilesi…
Satrançta oyun bitince şahı da piyonu da aynı kutuya koyuyorlar malumunuz! Neylersiniz yaşam satrançında birilerini toprağa verdikten sonra arkasından ağır ifadeler kullanılıyorken birilerini toprağa verince arkasından içtenlikle dualar okunuyor, adları güzellikle anılıyor. Orhan’ın ikinci gruba girdiği kesin..
Şahsen biz hiçbir platformda ondan olumsuz bahsedildiğini duymadık. Nasıl duyacaktık ki; pırlanta gibi insandı. Nurlar içinde yatsın, Yaradan’ın rahmeti üzerine olsun…
Ne mutlu hayırla yâd edilen fanilere…