Sporseverlerin zihninde silinmemecesine yer etmiştir ‘Futbol nankördür!’ lakırdısı. Hakikatte "Futbol son derece adil bir oyunken nankör olan insandır!"
Futbol nankör değildir çünkü kendini adayana, yaşantısına dikkat edip yeterli ve sıkı çalışana, sabredene (ekstrem hadiseler gelişmedikçe) mutlaka ama mutlaka karşılığını verir…
Öte yandan adaletlidir de zira iyi oynayanı yüceltir hata yapanı anında ifşa eder! Bilindiği üzere ülkemizde uzun yıllardır hiçbir konuda alınan yanlış kararların, atılan eğri adımların, ortaya çıkan istenmeyen sonuçların sorumluluğunu üstlenen, masaya konan hesabı ödeyen tek bir Allah'ın kuluna rast gelinmemiştir!
Futbolda gol atıldığında her ne kadar takımın artı hanesine yazılsada atağı başlatan, geliştiren, asisti yapan, golü atan haliyle takdirin çoğunu toplar. Gol yerken de durum aynıdır; kademeye girmeyen, ıskalayan, adamını marke edemeyen, topu elinden kaçıran okkanın altına ilk gidenler olur…
Daha ilginci futbolda birde ikide olmasa da, üçüncü, dördüncü hatanın ardından mutlaka hesap sorulur, revizyon zarureti doğar. İşler iyiden iyiye sarpa sardığındaysa hoca, futbolcu, sağlık ekibi derken sorumluluk garanti birilerine ihale ediliverir!
Geniş katılımlı protestolarda kimsenin yeri garanti değilken ne hikmetse bizde dünya yansa sorumluluk üstlenen çıkmaz kendiliğinden. Aleni zafiyetler varken ve kimi aktörler formsuzken dahi duyarlı bir fani zuhur etmez ufukta…
Şark kültüründe kötü sonuçlar sürekli başkalarına, şanssızlığa yahut kadere bağlanır ve istifa denilen mekanizma mecbur kalınmadıkça çalıştırılmaz. Halbuki futbolda ortada bu denli ciddi kusurlar varken ya birileri fedakarlık yapar (genellikle zorunlu fedakarlık hocadan başlar!) yahut başkan devreye girip hesap sorar, faturayı keser, taşları yerinden oynatıp kötü gidişatı tersine çevirmeye yönelik adımlar atar...
Atmak da zorundadır çünkü raconun bunu gerektirmesi bir yana, piyangonun bir sonra vuracağı talihli belirsizdir!
Biliyor musunuz, aktif kalecilik yıllarımızda hatalı gol yediğimizde takım arkadaşlarımızdan hemen hiç tepki almadık. Nedeni basitti; futbolu 24 saat yaşayıp, sürekli çalıştığımızdan ötürü az hata yapmanın dışında ‘arkadaşlarımızın hatasıyla gol yiyince faturayı birilerine kesme ucuzluğuna tevessül etmiyor, yenilen golün müsebbibi bizken saha içinde hatayı üstleniyorduk!’ Yalnızca laubali bir hatanın ardından gole mani olduğumuzda kızardık; elbette abartmadan, şova kaçmadan!
Futbolda geçmişiniz ne kadar parlak olursa olsun ayaklarınızın, ellerinizin hüneri azaldığında ayrılık çanları çalmaya başlar. Dile kolay çeyrek asrı Real Madrid çatısı altında geçiren, yığınla şampiyonluk gören, defalarca dünyanın en iyi kalecisi seçilen Iker Casillas bile bakıldı ki eski formuna ulaşamayacak; duygusal bir veda konuşmasının ardından teşekkür edilerek uğurlandı…
Yazık ki ülkemizde bürokraside, siyasette, sanatta derken hemen her alanda geçmişte yaptığınız iyi şeyler kesintisiz referans olmayı sürdürür!
Tam 32 sene önce seyrettiğimiz Forest Gump filminde başrol oyuncusu koşmaya başlamış ve o koştukça peşine takılanların sayısı çığ gibi büyümüştü. İşin ilginç yanıysa ne önde koşan ne arkadan takip edenler nereye, niçin koşulduğunu da bilmiyordu, varılacak yahut durulacak yeri de bilmiyordu…
Ve an geldi Tom Hanks koşmaktan vazgeçerek arkasına dahi bakmadan gerisin geriye dönüverdi! Kimseye izahat verme gereği duymadı çünkü arkamdan gelin dememişti!
Bu kadar zor mudur sorumluluk üstlenmek? ‘Sahada karşıma karım gelse tanımam, bacağını eline veririm; futbol ölüm kalım meselesi değildir, daha önemlidir!’ diyen karizmatik menajer Bill Shankley bile üstelik de zirvedeyken son noktayı koyabiliyorsa; sürekli hatalı gol yemeye başlamış kalecilerden yahut gol atmayı, attırmayı unutmuş santrforlardan neden bir tanesi olsun ‘beni dinlendirin, diğer arkadaşa da şans tanıyın, istemeden takıma zarar veriyorum galiba!’ deyip takımın önünü açmıyor!?
İşin özeti saha dışında, hayat mücadelesinde de sürekli gol yemeye başladık ve ama sistemde, ama taktik anlayışında, ama oyuncuların formunda ve yeteneğinde, ama hocanın dirayetinde, ama yönetimde eksikler, hatalar, aymazlıklar var. Yıllardır kronikleşmiş sorunları çözemeyenler kabahatli de sürekli onlara güvenip hayal kırıklığına uğradığı halde fikrini değiştirmeyenler masum mu!?
Yedek kulübesinde oturanların gelecek adına umut vaat etmeyişi can sıkıntısını tavana vurduruyor yazık ki. Sorunlara vakıf, çözüm üretmeye ehil, inandırıcılık özelliğini haiz insanları her sahada dört gözle bekliyoruz...