Ona bir kez kızmıştık! Müthiş soğuk bir havada takım tutmadığımız halde sırf onu seyretmek için Ankara Cebeci Stadyumu’na başlama saatinden 7 saat önce gittiğimiz gün (muhtemelen 1974-1975 sezonu.)
Pozisyonları daha rahat görme umuduyla kale arkası tribününün en yukarısına yerleşecek, ayazı yiyince en aşağısına inecektik!
Yetmezmiş gibi düdük çalar çalmaz Ankaragüçlü Ali Osman orta sahanın biraz önünden topu ampul gibi 90’a asmaz mı! Gayet nazik bir çocuk olduğumuz halde “Sana da, senin gibi kaleciye de, seni seyretmeye gelene de” deyip basacaktık kalayı (küfürsüz elbet!)
27 Haziran (Ocak!) 1942’de (1940!) başlayan yaşam macerasını 14 Ocak 1990’da Boğaziçi Köprüsü’nden aşağı atlayarak sonlandıran Sabri Dino, abartısız söyleyelim sayısız kaleciye top tutmayı sevdiren, file bekçisi olmaya özendiren sıra dışı bir figürdü…

Futbol dünyasından olması şart değil, sokakta karşıdan gelen ilk kişiye sorun; ‘Size futbolu sevdiren neydi?’ Cevaplar üç aşağı beş yukarı benzer çıkacaktır…
Bazen Maradona bazen Messi, kimi zaman mahalle arasında topu layıkıyla tekmeleyen kayıp bir yetenek derken kalbe futbol sevdasını zerkeden birileri vardır o sevdanın ardında…
Kibardı, güler yüzlüydü, centilmendi, formasının hakkını verirdi; daha ne olsun! Şeref Stadının taşlı topraklı zemininde attığı plonjonlar yüzünden dirsekleri perişan haldeyken, kollarını geniş açıyla açamazken yine de istikrar abidesiydi...
Bir kaleciye göre hayli erken sayılacak yaşta, 32’sinde nihai noktayı koydu çünkü ağrıları tahammül sınırını aşmıştı. Futbol dünyasının uzak ara en şık giyinen insanıyken saha içinde de tam bir centilmendi. Bırakın kırmızı kart görmeyi ihtar dahi almadan kariyerine son noktayı koydu ki buna muvaffak olabilmiş kaç fani tanıyorsunuz?
1 metre 80 cm’lik boyuyla uzun sayılmazdı, kuvvetli fiziğe sahip olduğu söylenemezdi, Titrek Sabri lakabının ona neden yakıştırıldığı belirsizdi! 1964’de kapısından içeri adım attığı BJK’de, Necmi Mutlu gibi devrin en klâs kalecilerinden birisiyle rekabete girdi ister istemez (Beyoğluspor’dan transfer edildi.) Ali Artuner, Yasin Özdenak gibi dişli rakiplerle boğuşması neticesinde milli formayı 12 kez giyebildi…

Hemen tüm kalecilerin yığınla kâbus dolu günleri olmuşken onun başını öne eğdirecek maç yoktu dense yeridir. Elbette burada bir noktayı aydınlatmak gerekir; çalıştıktan, elden geleni yaptıktan, fiziken ve zihnen hazırlandıktan sonra ortaya çıkan sonuç neden utanç vesilesi olsun? Gün gelmiş Ricardo Zamora - Frank Swift - Ali Artuner- Bert Trautmann gibi olağanüstü eldivenler dahi bir maçta 7-8 gol yemiştir…
Muhtemelen en büyük talihsizliği Beşiktaş’ın İstanbul’da 2-0 kazanıp da Romanya’da 3-0 kaybettiği kupa mücadelesiydi. Eşine menendine kolayına rastlanmayacak o maçta Beşiktaş Steagul Roşu’dan bitime üç dakika kala 3 gol yemişti, takvimler 1974’ü gösterirken (televizyon naklen vermişti ve amma üzülmüştük) …
Konfüçyüs der ki ‘Asaletten kaynaklanmayan kibarlık gerçek kibarlık değildir!’ Sabri Dino’nun üzerine zerafet ve nezaket elbisesi pot yapmadan oturduğuna göre, asaleti genlerinden geliyor olmalıydı…

Enteresandır 3 direk önünde beklediği günlerin ardından soyunduğu tekstil işinde sahada sergilediği performansın bile üzerine çıktı başlarda. Neylersiniz ki yaşamın her kesitinde olduğu gibi ticari hayatta da sözün manasını idrak edemeyen, alacağına vereceğine ihtimam göstermeyen insanlar vardı! Velhasıl aşırı duyarlılığa sahip oluşu tertemiz bir insanı, bir büyük file bekçisini erken alıp götürdü aramızdan…
Hafızamız yanıltmıyorsa canına kastedişi sonrası eşi işleri güçleri yoluna koymasını bilecekti bir şekilde…
0-0’lık İtalya maçı hiç şüphesiz kariyerinin zirvesiydi. 1970 Dünya Kupası finalisti İtalya’yı Napoli’de neredeyse tek başına durdurmuştu 13 Ocak 1973’de…
36 sene önce keşke kendi kıratında bir kaleci ortaya çıksa ve Boğaziçi Köprüsü’nden aşağı atlamadan önce onu yakalayıp büyük dramı önleseydi, önleyebilseydi! Olmadı; ruhu huzur ve sükûn bulsun…