İlk ve ortaokula giden talebelerimize haliyle üst direk yüksek, yan direkler arası uzun geliyor…
Onlara takılmayı sevdiğimiz için “kaleyi kaplıyorsun, hiç boşluk yok!” dediğimiz de oluyor “bir karış boyun var, maçlarda hava toplarına asansör yardımıyla çık, hakeme yüksekten gelen golleri saymam de” diyerek akıl verdiğimiz de oluyor!
Aslında ne o direk düşünüldüğü kadar yüksek ne iki direk arası göründüğü kadar geniş...
Büyüme çağında pek çok şey olduğundan farklı görünür...
Ve yıllar yılları kovalarken bakılır ki devler cüce, dağlar tepe oluvermiş...
“Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir” özdeyişi yabana atılmamalı…
Bir gün sıçranınca eller üst direğe değecek, Everest sanılan yerler küçük tepelere dönüşecek mutlaka...
İşin o tarafı zamana bırakılmalı ve anın keyfini çıkarılmalı...
Direğe değmekten, top kurtarmaktan, gol atmaktan önce yapılması gerekenler var...
Çok çalışılırsa, söylenenler dikkatle dinlenirse, sabırlı olunursa, erken pes edilmezse başarıya uzanılması zor değil...
Asıl güçlük büyürken küçülebilmekte, kalplere girebilmekte, maziyi ve dostları unutmamakta, kazanılanı paylaşmakta, şöhreti ve parayı hazmedebilmekte saklı...
Hayat daha çok isteyeni, daha çok çabalayanı, daha çok arzulayanı ödüllendirir genellikle...
Direğin önüne eninde sonunda uzunu da kısası da geçiyor...
Yazık ki kubbede hoş sedayı pek azı bırakabiliyor...
Onun için ânın tadı çıkarılırken diğer yandan kısa süre zarfında başlayacak adamlık mücadelesine hazırlanılmalı…
Donanımlı ve kararlı olmayanlar yazık ki hayallerini gerçekleştiremeyecek…
NOT; Bilhassa 110 cm boyuna, 41 yaşına karşın 5 sene önce çocukluk hayalini gerçekleştiren İ.K’nin fotoğrafını kullandık… Önünde saygıyla eğiliyoruz…
SADECE AÇ SUSUZ KALMAYALIM BARİ BU KERE!
Rahmet ayına bir kez daha ulaşıldı, şükür…
Dileriz bu kere salt “yeme, içme, cinselliği belirli saatlerde kısıtlama” değil ruhumuzu arındırma fırsatı diye görmeyi beceririz…
Ahlakı güzelleştirmeyen ibadetlerin istenilen faydaları vermeyeceğini bir türlü anlayamadık gitti…
Kutsal Kitabımızda 72 emrin olduğunu ve bunların 58’inin doğrudan yahut dolaylı ahlakla alakalı olduğunu ya bilmiyoruz ya bilmek işimize gelmiyor…
Sabahtan akşama aç susuz gezerken yine ona buna sataşıyor, elle dille canlıları üzüyor, devleti yahut vatandaşı dolandırıyor, geçmişin muhasebesini yapmıyorsak fırsatı yine kaçırıyoruz demektir…
Orucu asıl yalanın, hasetin, iftiranın, hırsızlığın, arsızlığın yaralayabileceğine kafamız bir türlü basmadı yazık ki…
Oruçluyken iç huzuru duymuyor ve elaleme huzur vermiyorsak korkulur ki o güzelim ibadeti ritüele indirgiyoruz…
Keşke saklamasına büyük özen gösterdiğimiz o şahane kitabı da bu vesileyle biraz açıp okusak, doğruyu öğrenip hayatımızdan hurafeleri çıkarıp atabilsek…
Ne dersiniz ilk emrin “Oku”, ikinci inen surenin “Kalem” olması tesadüf mü!?
Hayırlı Ramazanlar...
