Rahmetli babamız sıkça tekrarlardı "Oğlum, sevgini ve saygını insanlara onlar yaşarken göster. Öldükten sonra mezarının üzerinde tepinsen kaç yazar!?"
Futbolumuzun hakiki değerlerinden Şükrü Ersoy ağır sağlık sorunlarıyla boğuşuyor ve bilmeyenlere bildiğimiz kadarıyla anlatmak istiyoruz onu…

İlk karşılaştığımız an (1994) 63 yaşındaki zindeliğine, 20 yıl genç gösterişine hayret etmekten kendimizi alamamıştık!
Konuşması, tavırları, babacanlığı, samimiyeti “Birkaç istisna dışında hemen herkesin birbirinin arkasından salladığı, kusur bulduğu, dedikodu yaptığı futbol çarkında neden sevildiğini, el üstünde tutulduğunu” gayet net anlatıyordu…
Yaradan selamet versin 2012’de kırmayıp Kalecinin Seyir Defterinde konuğumuz olduğunda tamı tamına 81 yaşındaydı (1931'li) …

Takvimler 2017’yi gösterirken yayımlanan kalecilik kitaplarımızı zatına kargoyla gönderince sabahın erken saatlerinde telefonla arayıp, kendisiyle özdeşleşmiş engin tevazuu ve beyefendiliğiyle teşekkür edip iltifat sağanağı yağdırmıştı…
Velhasıl sağlam karakteri, yakışıklılığı, güler yüzü, klâs kaleciliği, komplekslerden arınmış pozitif kişiliği, bilgi ve tecrübesiyle harmanladığı hocalığıyla Türk futboluna derin izler bırakan bir Şükrü Ersoy gerçeği var ortada…
1943 yılında hangi ortaokula gitmek istediği sorulduğunda verdiği cevap 2900 sene önce söylenmiş “Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez” özdeyişini doğruluyordu sanki; ‘Sporda en iyi olana verin!’
Ne var ki 12 yaşındaki çocuğu Haydarpaşa Lisesi’nde bir sürpriz bekliyordu; boks dışındaki tüm dalların dolu oluşu…
Mecburiyetten boksa yönelecek ve ilerleyen zamanlarda keyif alıp mahalle arkadaşlarına hava atmaya başlayacaktı. Neyse ki burnunun üzerine kondurulan okkalı bir yumruk boksun ona uygun olmadığını gayet net anlatacaktı!
Yüzünü asıl göz ağrısı futbola döndürürken 1940’lı yıllarda kim kaybetmişti ki topu o bulabilsin! İçine kâğıt konulmuş çoraplarla avunma, arsa maçları derken Sabri Kiraz’ın tesadüfen seyredişiyle hayatının akışı değişecekti…
Fenerbahçe kapısından içeri girince futbolla daha ciddi ilgilenmek için bilerek sınıfta kalıp, tüm enerjisini top yakalamaya verecekti. Uçan kaleci Cihat, 1949 sezonunun bitimine 3-4 hafta kala onu veliahdı ilan edecek, sarı renkli formasını ona hediye edecekti…
Cihat Arman’ın eldivenlerini duvara asışı ardından kısa süreliğine kaleye geçip akabinde Vefa’nın yolunu tutacaktı. Askerken Ordu Milli Takım forması giyecek, döndüğünde sevdalısı olduğu Fenerbahçe’de 8 sezon 3 direk önünde bekleyecekti…

1954 Dünya Kupası’nda oynama onuruna kavuşan iki kaleciden biriydi. İlk Almanya ve ikinci Güney Kore maçlarına Turgay Şeren çıkarken ikinci Almanya müsabakası ona nasip olacaktı (7-2 biten) …
Sıra dışı elastikiyete sahip oluşundan ve çevikliğinden ötürü lastik diye çağrılırdı. Elbette o ekstra esnekliğe doğuştan sahip değildi ve atletizme, basketbola, voleybola verdiği emekler zirve tırmanışının zeminini hazırladı (milli takımda muhtemelen 8 maç oynadı) …
Aralarında Fenerbahçe ve Trabzonspor’unda bulunduğu 10 takımda hocalık yapıp, 37 senenin ardından teknik adamlığa son noktayı koyduğunda nüfus kağıdına göre 73 yaşındaydı!
1.78 mt boyundaydı ve çizgi kalecisiydi. Zaten 1950’lerde, 1960’larda Siyah Örümcek Lev Yaşin, Çılgın Alman Bert Trautmann, Korkusuz Harry Gregg, Balerin Amadeo Carrizo gibi istisnalar dışında ceza sahası kalecisine rastlamak neredeyse imkânsızdı…
Yurt dışına gitme cesaretini ve gittiği yerde kalma kararlılığını göstererek bir başka güzelliğin altına daha imzasını attı (Özcan Arkoç’tan önce.) Avusturya’nın Salzburg ekibinde oynarken (1962-1967) iki kez en iyi kaleci ödülüne layık görüldü…
Günümüz kalecilerinin Şükrülerden, Necmilerden, Özcanlardan ve diğerlerinden alacağı dersler var. Stadyum zeminleri fecâat, idman sahaları taşlı toprak, toplar gülle, formalar yünlü ve çuvaldan hallice, para cüzi, haftada 2-3 antrenmanla (çift kale, şut ve koşudan ibaret) hafta sonu 2 maça çıkan, ülkeye kaleci sıkıntısı yaşatmayan o cengaverler ayakta alkışlansa yeridir…
Ailesinin yoğun baskısına rağmen eczacılığı tercih etmeyen, Rasim Kara’yla birlikte kaleci antrenörlüğünün zorunlu hale gelmesi için ciddi emek sarf eden hocamıza hayatın da, ölümün de hayırlısını diliyoruz…