Fatih URAZ
Köşe Yazarı
Fatih URAZ
 

MAZİNİN GÜZEL YAPRAĞI ERDEM ÖNAL DA SOLDU…

Ülkemizin yetiştirdiği büyük değer, gerçek entelektüel, kültür abidesi İlber Ortaylı Hocamızın ölümüne üzülürken, yeri dolmaz diye hayıflanırken o da ne; Erdem Önal abimiz de Hakk’a yürümüş…     Onunla alakalı geçmişte naçizane bir yazı yayımlamıştık ve müsaadenizle yeniden sayfaya koyuyoruz…   “Birbirinden renkli olayların, anıların, fotoğrafların nakış misali ince ince içine işlendiği hayatı Kasım 1948’de Elazığ’da başladı…   Nüfus kağıdında 15 yazarken doğduğu şehrin takımı Merkez Gençlik kapısından içeri adım attı, atış o atış! O andan itibaren yaşamının meşin yuvarlak etrafında şekillenmesi kaçınılmazdı…   Sihirli topun peşinde keyifle koşarken patlayan bir apandist takımı kalecisiz bırakacak ve kader rüzgarları küçük Erdem’i önce 3 direğin önüne sonra genç milli takım seçmelerine sürükleyecekti…   Kurt hoca Sabri Kiraz özel idman yaptırınca kıratını anladığı gencin kulağına fısıldayacaktı “sakın ola benden haber almadan bir yere gitme, seni gözümün önündeki bir Ankara takımına aldıracağım.”   Alımlı fiziği ve gözüpekliği artistik plonjonlarla birleşince dikkatleri çekmesi uzun sürmeyecek ve 16’sında Nazım Koka onu alıp Çukurova İdmanyurdu’na (Mersin) götürecekti. Neylersiniz Yusuf Şimşek ve Deli Doğan gibi yaşça büyük ve tecrübeli iki isim önüne dikilince ilk macerası çabuk sonlanacaktı…   Bir sonraki sezon ver elini Malatyaspor diyecek ve o güzel şehrin takımı henüz amatör kümede mücadele ederken Türkiye şampiyonasında final oynayıp kurada kaybedecekti. Ertesi yıl kayısı diyarının profesyonel ligde oynayan ilk kalecisi ünvanıyla taçlanacaktı…   Oradaki performansı onu her gencin rüyalarını süsleyen genç milli takım aday kadrosuna taşırken Sabri Hoca transfer konusunda kendisini dinlemeyen kaleciye bu kere muhabbet göstermeyecekti. Büyük sözü dinlememenin nelere mâl olabileceğinin ilk dersi acıydı anlayacağınız…   İkinci Şükrü Ersoy, Özcan Arkoç’un veliahtı diye taltif edilen, zirveye yürüyeceği düşünülen Erdem Öcal, ilginçtir yığınla taliplisi varken Ankaragücü’nün teklifini kabul etti takvimler 1968’i işaret ederken. Klâs eldiven Aydın Tohumcu varken yazık ki 4 kez forma şansı bulabildi. Büyük ihtimalle hoca Beton Mustafa olmasaydı daha fazla şans bulacaktı zira çok formdaydı…   Yaşamının muhtemelen en önemli kırılma anı Antalya’daki Türkiye-Romanya genç milli maçıydı. İkinci yarı Yasin Özdenak’ın yerine oyuna girdiği müsabakada bitime iki dakika kala Esen Ali’nin ıskası onun eldivesizliğiyle birleşince yenen golün bedeli ağır olacaktı! 40 dakikalığına eldivenlerini onunla paylaşmayı kabul etmeyen Y.Ş’yi hayırla yâd etmemekte haksız değil! Dahası ellerinin arasından kayan top Y.Ş’in yaşının küçültülmesi sonucunu doğuracak ve milli takım defteri bir daha açılmamacasına kapanacaktı. Maalesef o yıllarda yaş küçültme çok popülerdi ve kimse bunun hırsızlık manası taşıdığını, başkasının hakkını gasp etmek olduğunu hatırına getirmezdi…     Yılmaz Yücetürk’ün yönlendirmesiyle bu kez ver elini Bandırma diyecek ve 1969-1977 aralığında forma giydiği ekiple özdeşleşecekti. İlginçtir Bandırma denince sesinin tonu yüzünün rengi değiştiği halde futbol yaşamını en fazla etkileyen ikinci yanlış kararı orada alacaktı. 1973’de kimseye haber vermeden askere gidişinin, ordu milli takımı maçlarının iptal edilişinin ve onsuz kalan takımın küme düşmesinin acısı içinden hiç çıkmayacaktı…   Cihat Arman, Şükrü Ersoy, Varol Ürkmez gibi efsanelerin iltifatına mazhar olduğu halde duygusallığı, moralinin çabuk bozuluşu, haksızlıklar karşısında susmayı bilmeyişi o hünerli ellerin daha yükseklere tırmanışının önüne set çekti maalesef…   Düşünebiliyor musunuz Ali Artuner’in Beşiktaş’a gidişi sonrası Göztepe’nin kaleyi teslim etmeyi düşündüğü bir kaleci motivasyonunu kaybederek birkaç kez futbolu bırakma eşiğine gelmişti. 30’una gelmeden artık tamam diyerek son noktayı koymaya hazırlanırken Sarıyer’in ısrarı kararından vazgeçirdi onu. Martıların kalesini korurken alışılageldiği üzere formasının hakkını verdi yine…   Hani derler ya “can çıkmadan huy çıkmaz”, işte o hesap Denizli deplasmanında kimsenin ağzına sürmediği lezzetsiz yemeklerden dem vurduğunda görgüsüz idarecinin “boşanıp semerlerini yesinler” cevabıyla futbol defterini dürecekti…   “Profesyonel sporcuya amatör idareci olmaz” fikrini savunuyorsanız eğer başınıza sıkıntı alacağınızı bilmelisiniz. Zira bu gerçeğin dillendirilmesi hoş karşılanmıyor futbol çarkında! Yeşil sahalara veda edişi sonrası evlendi çünkü futbolcu eşlerinin yaşadığı zorlukları kendi eşi de yaşasın istemedi. Futbolcuların örgütlenip haklarını savunması için az mücadele vermedi kaypak futbol dünyasında…   Her ne kadar “Futbol bana hayatımda hayal dahi edemeyeceğim güzellikleri yaşattı” diyerek ayak topuna minnetini sürdürsede 60-70’li yıllarda sinema salonlarında gösterilen bir kaç dakikalık görüntüleri tekrar izleme amacıyla aynı filme 7-8 sefer giden, üstelik de hayli yetenekli, çalışmaya aşık bir kalecinin kazımak isteseniz kazıyamayacağınız izler bırakması gerekirdi. Ve bunu hak etmişti…     1971 Akdeniz Oyunları için inşa edilen 70 bin kişilik Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda ilk kez sahne aldığı ana uzanmamak olmaz elbet. Yurt dışında spor akademisi bitiren ama ülke şartlarından bihaber Kurdoğlu hoca maç öncesi sahanın mükemmel çimlerine bakarken Erdem’e seslenir;   -Kaptan arkadaşlarına söyle bu sahaya uygun ayakkabı giysinler Muzipliği seven kaptan en yapsın; biraz ileride duran malzemeciye seslenir -Zemine uygun ayakkabıları hazırla abi -???   Ve akabinde hocasına der ki “Yahu hocam ne zemine uygun ayakkabısı? Dinyakosa sipariş versek aylarca beklememiz gerektiği için kimi bulsak ayakkabı yaptırıp giyiyoruz. Ve devre aralarında malzemeci tabandan çıkan çivileri çakmak için elinde çekiç ve örsle dolaşıyor!!   Nasip olurda bir yerlerde karşılaşırsak aynen kendisi gibi yetenekli oğlunun gelişimine bir meslektaşının sözüne kızarak takoz koymasına pişman olup olmadığını mutlaka soracağız.”   Onunla alakalı kaleme aldığımız satırlar bunlardı; yazık ki bir araya da gelemedik, merak ettiğimiz şeyleri de soramadık; yalnızca telefon görüşmesiyle yetindik…   Binlerce kitap okumuş, yakından tanıyanların sevip saydığı, hakkında sitayişkar konuştuğu Erdem abimizin yaşam serüvenini dün itibarıyla sonlandı. Dileriz sıkıntılı geçen son ayları hatalarının, kusurlarının kefaretine sayılır..   Ruhu şâd, mekanı cennet olsun…
Ekleme Tarihi: 16 Mart 2026 -Pazartesi

MAZİNİN GÜZEL YAPRAĞI ERDEM ÖNAL DA SOLDU…

Ülkemizin yetiştirdiği büyük değer, gerçek entelektüel, kültür abidesi İlber Ortaylı Hocamızın ölümüne üzülürken, yeri dolmaz diye hayıflanırken o da ne; Erdem Önal abimiz de Hakk’a yürümüş…
 
futbol ve futbol görseli olabilir
 
Onunla alakalı geçmişte naçizane bir yazı yayımlamıştık ve müsaadenizle yeniden sayfaya koyuyoruz…
 
“Birbirinden renkli olayların, anıların, fotoğrafların nakış misali ince ince içine işlendiği hayatı Kasım 1948’de Elazığ’da başladı…
 
Nüfus kağıdında 15 yazarken doğduğu şehrin takımı Merkez Gençlik kapısından içeri adım attı, atış o atış! O andan itibaren yaşamının meşin yuvarlak etrafında şekillenmesi kaçınılmazdı…
 
Sihirli topun peşinde keyifle koşarken patlayan bir apandist takımı kalecisiz bırakacak ve kader rüzgarları küçük Erdem’i önce 3 direğin önüne sonra genç milli takım seçmelerine sürükleyecekti…
 
Kurt hoca Sabri Kiraz özel idman yaptırınca kıratını anladığı gencin kulağına fısıldayacaktı “sakın ola benden haber almadan bir yere gitme, seni gözümün önündeki bir Ankara takımına aldıracağım.”
 
Alımlı fiziği ve gözüpekliği artistik plonjonlarla birleşince dikkatleri çekmesi uzun sürmeyecek ve 16’sında Nazım Koka onu alıp Çukurova İdmanyurdu’na (Mersin) götürecekti. Neylersiniz Yusuf Şimşek ve Deli Doğan gibi yaşça büyük ve tecrübeli iki isim önüne dikilince ilk macerası çabuk sonlanacaktı…
 
Bir sonraki sezon ver elini Malatyaspor diyecek ve o güzel şehrin takımı henüz amatör kümede mücadele ederken Türkiye şampiyonasında final oynayıp kurada kaybedecekti. Ertesi yıl kayısı diyarının profesyonel ligde oynayan ilk kalecisi ünvanıyla taçlanacaktı…
 
Oradaki performansı onu her gencin rüyalarını süsleyen genç milli takım aday kadrosuna taşırken Sabri Hoca transfer konusunda kendisini dinlemeyen kaleciye bu kere muhabbet göstermeyecekti. Büyük sözü dinlememenin nelere mâl olabileceğinin ilk dersi acıydı anlayacağınız…
 
İkinci Şükrü Ersoy, Özcan Arkoç’un veliahtı diye taltif edilen, zirveye yürüyeceği düşünülen Erdem Öcal, ilginçtir yığınla taliplisi varken Ankaragücü’nün teklifini kabul etti takvimler 1968’i işaret ederken. Klâs eldiven Aydın Tohumcu varken yazık ki 4 kez forma şansı bulabildi. Büyük ihtimalle hoca Beton Mustafa olmasaydı daha fazla şans bulacaktı zira çok formdaydı…
 
Yaşamının muhtemelen en önemli kırılma anı Antalya’daki Türkiye-Romanya genç milli maçıydı. İkinci yarı Yasin Özdenak’ın yerine oyuna girdiği müsabakada bitime iki dakika kala Esen Ali’nin ıskası onun eldivesizliğiyle birleşince yenen golün bedeli ağır olacaktı! 40 dakikalığına eldivenlerini onunla paylaşmayı kabul etmeyen Y.Ş’yi hayırla yâd etmemekte haksız değil!
Dahası ellerinin arasından kayan top Y.Ş’in yaşının küçültülmesi sonucunu doğuracak ve milli takım defteri bir daha açılmamacasına kapanacaktı. Maalesef o yıllarda yaş küçültme çok popülerdi ve kimse bunun hırsızlık manası taşıdığını, başkasının hakkını gasp etmek olduğunu hatırına getirmezdi…
 
futbol, futbol ve yazı görseli olabilir
 
Yılmaz Yücetürk’ün yönlendirmesiyle bu kez ver elini Bandırma diyecek ve 1969-1977 aralığında forma giydiği ekiple özdeşleşecekti. İlginçtir Bandırma denince sesinin tonu yüzünün rengi değiştiği halde futbol yaşamını en fazla etkileyen ikinci yanlış kararı orada alacaktı. 1973’de kimseye haber vermeden askere gidişinin, ordu milli takımı maçlarının iptal edilişinin ve onsuz kalan takımın küme düşmesinin acısı içinden hiç çıkmayacaktı…
 
Cihat Arman, Şükrü Ersoy, Varol Ürkmez gibi efsanelerin iltifatına mazhar olduğu halde duygusallığı, moralinin çabuk bozuluşu, haksızlıklar karşısında susmayı bilmeyişi o hünerli ellerin daha yükseklere tırmanışının önüne set çekti maalesef…
 
Düşünebiliyor musunuz Ali Artuner’in Beşiktaş’a gidişi sonrası Göztepe’nin kaleyi teslim etmeyi düşündüğü bir kaleci motivasyonunu kaybederek birkaç kez futbolu bırakma eşiğine gelmişti. 30’una gelmeden artık tamam diyerek son noktayı koymaya hazırlanırken Sarıyer’in ısrarı kararından vazgeçirdi onu. Martıların kalesini korurken alışılageldiği üzere formasının hakkını verdi yine…
 
Hani derler ya “can çıkmadan huy çıkmaz”, işte o hesap Denizli deplasmanında kimsenin ağzına sürmediği lezzetsiz yemeklerden dem vurduğunda görgüsüz idarecinin “boşanıp semerlerini yesinler” cevabıyla futbol defterini dürecekti…
 
“Profesyonel sporcuya amatör idareci olmaz” fikrini savunuyorsanız eğer başınıza sıkıntı alacağınızı bilmelisiniz. Zira bu gerçeğin dillendirilmesi hoş karşılanmıyor futbol çarkında!
Yeşil sahalara veda edişi sonrası evlendi çünkü futbolcu eşlerinin yaşadığı zorlukları kendi eşi de yaşasın istemedi. Futbolcuların örgütlenip haklarını savunması için az mücadele vermedi kaypak futbol dünyasında…
 
Her ne kadar “Futbol bana hayatımda hayal dahi edemeyeceğim güzellikleri yaşattı” diyerek ayak topuna minnetini sürdürsede 60-70’li yıllarda sinema salonlarında gösterilen bir kaç dakikalık görüntüleri tekrar izleme amacıyla aynı filme 7-8 sefer giden, üstelik de hayli yetenekli, çalışmaya aşık bir kalecinin kazımak isteseniz kazıyamayacağınız izler bırakması gerekirdi. Ve bunu hak etmişti…
 
futbol ve şunu diyen bir yazı 'C C' görseli olabilir
 
1971 Akdeniz Oyunları için inşa edilen 70 bin kişilik Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda ilk kez sahne aldığı ana uzanmamak olmaz elbet. Yurt dışında spor akademisi bitiren ama ülke şartlarından bihaber Kurdoğlu hoca maç öncesi sahanın mükemmel çimlerine bakarken Erdem’e seslenir;
 
-Kaptan arkadaşlarına söyle bu sahaya uygun ayakkabı giysinler
Muzipliği seven kaptan en yapsın; biraz ileride duran malzemeciye seslenir
-Zemine uygun ayakkabıları hazırla abi
-???
 
Ve akabinde hocasına der ki “Yahu hocam ne zemine uygun ayakkabısı? Dinyakosa sipariş versek aylarca beklememiz gerektiği için kimi bulsak ayakkabı yaptırıp giyiyoruz. Ve devre aralarında malzemeci tabandan çıkan çivileri çakmak için elinde çekiç ve örsle dolaşıyor!!
 
Nasip olurda bir yerlerde karşılaşırsak aynen kendisi gibi yetenekli oğlunun gelişimine bir meslektaşının sözüne kızarak takoz koymasına pişman olup olmadığını mutlaka soracağız.”
 
Onunla alakalı kaleme aldığımız satırlar bunlardı; yazık ki bir araya da gelemedik, merak ettiğimiz şeyleri de soramadık; yalnızca telefon görüşmesiyle yetindik…
 
Binlerce kitap okumuş, yakından tanıyanların sevip saydığı, hakkında sitayişkar konuştuğu Erdem abimizin yaşam serüvenini dün itibarıyla sonlandı. Dileriz sıkıntılı geçen son ayları hatalarının, kusurlarının kefaretine sayılır..
 
Ruhu şâd, mekanı cennet olsun…
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.