Murat MARAP
Köşe Yazarı
Murat MARAP
 

Hayaller Kürdistan, Gerçekler Büyük İsrail mi?

Türkiye’nin son yarım asırlık yakın tarihine baktığımızda, yalnızca bir terör örgütüyle mücadele edilmiş bir dönem görmeyiz. Aynı zamanda binlerce insanımızın hayatına mal olan, kardeşliği hedef alan, bölgesel dengeleri değiştiren ve Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal enerjisini tüketen uzun bir çatışma süreciyle karşılaşırız. PKK terör örgütü, yaklaşık 45 yıldır Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en önemli güvenlik sorunlarından biri olmuştur. Bu süreçte Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni demeden binlerce insan hayatını kaybetmiş; askerlerimiz, polislerimiz, korucularımız, öğretmenlerimiz, işçilerimiz, çocuklarımız ve sıradan vatandaşlarımız terörün hedefi olmuştur. Bu örgüt ve etrafında oluşturulan bölgesel hesaplar, yalnızca bir Kürt devleti kurma hedefinden mi ibaretti; yoksa Ortadoğu’nun haritasını değiştirmeye yönelik daha geniş jeopolitik projelerin bir parçası olarak mı kullanıldı? Kürdistan hayali üzerinden gençleri dağa çıkaran anlayış PKK, yıllar içerisinde gençlere bağımsızlık, özgürlük ve Kürdistan söylemleri üzerinden bir gelecek vaadinde bulundu. Özellikle ekonomik ve sosyal sorunların ağır olduğu bölgelerde yaşayan gençlerin kimlik, adalet ve gelecek arayışlarını istismar eden terör örgütü, onları dağa çıkardı. Sonuç ise ne oldu? Türk ile Kürt birbirine düşman edildi. Oysa bu ülkenin Türkü de Kürdü de yüzyıllardır aynı coğrafyanın kaderini paylaşmaktadır. Aynı acıları yaşamış, aynı savaşlarda omuz omuza durmuş, aynı vatanın savunmasında birlikte bedel ödemiş insanlardan söz ediyoruz. Mesele etnik kimlik değil, terör ve emperyal hesaplar meselesidir. PKK’nın silahlı faaliyetleri, Kürt vatandaşlarımızın tamamını temsil ettiği şeklinde yorumlanamaz. Tam tersine, Türkiye’de milyonlarca Kürt vatandaşımız teröre karşı durmuş, devletinin ve milletinin yanında yer almıştır. Bu ayrımı yapmak zorundayız. Çünkü PKK başka, Kürt milleti başkadır. Peki hedef gerçekten sadece Kürdistan mıydı? Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilmesi fikri yeni değildir. Osmanlı Devleti’nin parçalanmasından Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki mandalara, Irak ve Suriye’deki sınır düzenlemelerinden günümüzdeki vekâlet savaşlarına kadar bölge, büyük güçlerin müdahalelerine sahne olmuştur. Bugün Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmeler de bize şunu gösteriyor: Ortadoğu’da etnik ve mezhepsel fay hatları, küresel güçlerin stratejik hesaplarında zaman zaman bir araç olarak kullanılabilmektedir. İşte bu nedenle PKK ve onunla bağlantılı yapılanmaların bölgesel ilişkilerini sadece Türkiye’nin iç meselesi olarak değerlendirmek eksik kalır. ABD’nin Irak ve Suriye politikaları, bölgedeki silahlı Kürt yapılanmalarına verdiği destek, İsrail’in bölgesel güvenlik yaklaşımı ve İran-Türkiye-Suriye-Irak eksenindeki güç mücadelesi birlikte değerlendirildiğinde çok daha karmaşık bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte, PKK ve benzeri silahlı yapıların bölgesel güç mücadelelerinde farklı devletler tarafından zaman zaman araçsallaştırıldığı yönündeki tartışmalar ciddiye alınmalıdır. Asıl mesele de zaten burada başlıyor. “Arz-ı Mevud” tartışması İsrail’in kuruluşundan itibaren bölgedeki sınırları ve güvenlik mimarisini nasıl değerlendirdiği, Ortadoğu siyasetinin önemli tartışma başlıklarından biridir. “Arz-ı Mevud” yani “Vaat Edilmiş Topraklar” kavramı ise Yahudi dini geleneğinde önemli bir yere sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Ortadoğu’da kurulmak veya genişletilmek istenen her yeni siyasi yapı, bölgenin mevcut güç dengelerini nasıl değiştirecektir? Türkiye açısından asıl mesele budur. Çünkü Türkiye’nin güneyinde Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler, yalnızca sınırlarımızın ötesindeki olaylar değildir. Bunlar doğrudan Türkiye’nin güvenliğini ilgilendirmektedir. Türkiye bölünürse kim kazanır? Türkiye’nin bölünmesi, yalnızca Türk milletinin kaybı olmayacaktır. Kürtlerin de kaybı olacaktır. Çünkü Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşlarımızın önemli bölümü ekonomik, sosyal, kültürel ve tarihsel bağları nedeniyle Türkiye’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Birileri yıllarca “Türkler ve Kürtler ayrı milletlerdir, ayrı devletler kurmalıdır” diyerek gençleri birbirine düşürürken, ortaya çıkacak parçalanmanın kime yarayacağını sorgulamak zorundayız. Türkiye zayıfladığında sadece Ankara zayıflamaz. İstanbul’dan Diyarbakır’a, Trabzon’dan Van’a kadar bütün ülke zayıflar. Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Akdeniz ve Ortadoğu arasında stratejik bir köprü olan Türkiye’nin parçalanması, bölgedeki bütün güç dengelerini değiştirir. İşte bu nedenle Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü yalnızca millî bir mesele değil, aynı zamanda bölgesel bir denge meselesidir. Ortadoğu tarihi bize önemli bir gerçek öğretti: “Kürdistan” hayali üzerinden yeni sınırlar ve ayrışmalar peşinde koşmak, bölge halklarının değil, dış güçlerin işine yarar. Ortadoğu’da yaşanan her yeni bölünme projesi, İsrail elini güçlendirir. Çünkü İsrail bölgede kendinden başka güç istemez. İsrail'in asıl amacı bölgede ki ülkeleri böl, parçala, yönet takdiği ile asıl amacı 'Büyük İsrail'i kurmaktır. Bu nedenle ki, Türkler, Kürtler ve bölgedeki tüm halklar; ayrışmanın değil, ortak geleceğin peşinde olmalıdır. Çünkü bölünme, çatışmayı büyütür; birlik ise güçlü ve bağımsız bir geleceğin kapısını açar. Bu coğrafyanın ihtiyacı yeni sınırlar değil, kardeşliği ve barışı güçlendirmektir. Büyük güçlerin bölgedeki çıkarları, çoğu zaman küçük ve zayıf devletlerin güvenliğinden önce gelir. Irak’ın işgali sonrasında ortaya çıkan tablo, Suriye’de yaşanan iç savaş, Libya’daki parçalanmış yapı ve Filistin meselesi bunun farklı örnekleridir. Bir topluluğa devlet kurma vaadiyle yola çıkılırken, o topluluğun geleceğinin gerçekten güvence altına alınıp alınmadığı da sorgulanmalıdır. Çünkü bir devlet kurmak başka şeydir, o devleti dış müdahalelere karşı bağımsız ve güçlü hale getirmek başka şey. Bugün Irak ve Suriye’deki gelişmeler bu sorunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Burada özellikle bir noktayı açıkça ifade etmek istiyorum: PKK’nın en büyük propagandası, “Devlet Kürtleri yok sayıyor” iddiası üzerine kurulmuştur. Bu propaganda karşısında yapılması gereken, Kürt vatandaşlarımızı dışlamak değil; onları terör örgütlerinden tamamen ayırmak ve ortak vatandaşlık bilincini güçlendirmektir. Bu topraklarda Türk ile Kürt yüzyıllardır yan yana yaşamaktadır. Aynı camide saf tuttular. Aynı cephede savaştılar. Aynı şehitliklerde yattılar. Aynı acıyı paylaştılar. Dolayısıyla bugün yapılmak istenen en büyük yanlış, PKK ile Kürt kimliğini aynı şeymiş gibi göstermektir. PKK bir terör örgütüdür. Kürt vatandaşlarımız ise Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve asli vatandaşlarıdır. Bu ayrımı yapmadan yürütülen her tartışma, terör örgütünün ekmeğine yağ sürer. Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük görevlerden biri, terörle mücadeleyi sadece askerî operasyonlardan ibaret görmemektir. Terörün beslendiği sosyal, ekonomik, siyasi ve psikolojik zemini de ortadan kaldırmak gerekir. Gençlere umut vermek gerekir. Bölge insanının refahını artırmak gerekir. Adalet duygusunu güçlendirmek gerekir. Kimsenin etnik kimliği nedeniyle kendisini ikinci sınıf hissetmediği bir Türkiye inşa etmek gerekir. Ve en önemlisi, Türk ile Kürdün birbirine düşman olmadığını her fırsatta anlatmak gerekir. Çünkü emperyal güçlerin en kolay kullandığı yöntem, önce toplumları birbirine düşman etmektir. Benim meselem Kürt kardeşimle değil. Benim meselem, Kürt kardeşimin kimliğini kullanarak Türkiye’yi bölmek isteyenlerle. Benim itirazım, gençleri “Kürdistan kurulacak” diyerek dağa çıkaran ve onları ölüme gönderen zihniyetedir. Benim itirazım, Türkiye’nin parçalanmasını kendi jeopolitik hesapları için fırsat gören küresel güçleredir. Türkiye’nin bölünmesi Türklerin de Kürtlerin de kazanacağı bir gelecek değildir. Türkiye’nin güçlü, demokratik, adil ve birlik içerisinde olması ise hem Türklerin hem Kürtlerin hem de bu topraklarda yaşayan bütün vatandaşların ortak menfaatidir. Bu nedenle meseleyi etnik kimlik üzerinden değil, insan, hukuk, kardeşlik, bağımsızlık ve emperyalizme karşı ortak irade üzerinden okumalıyız. Çünkü dün olduğu gibi bugün de bizi birbirimize düşürmek isteyenler olacaktır. Bize düşen ise onların hesabını bozacak bir bilinç geliştirmektir. Hayaller üzerinden gençlerimizi birbirine kırdırmak isteyenlere karşı gerçeği görmek zorundayız. Ve o gerçek şudur: Türk ile Kürt kardeştir. Bu coğrafyanın kaderi ortaktır. Türkiye’nin birliği ise hepimizin ortak geleceğidir.  
Ekleme Tarihi: 25 Ağustos 2026 -Salı
Murat MARAP

Hayaller Kürdistan, Gerçekler Büyük İsrail mi?

Türkiye’nin son yarım asırlık yakın tarihine baktığımızda, yalnızca bir terör örgütüyle mücadele edilmiş bir dönem görmeyiz. Aynı zamanda binlerce insanımızın hayatına mal olan, kardeşliği hedef alan, bölgesel dengeleri değiştiren ve Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal enerjisini tüketen uzun bir çatışma süreciyle karşılaşırız.

PKK terör örgütü, yaklaşık 45 yıldır Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en önemli güvenlik sorunlarından biri olmuştur. Bu süreçte Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni demeden binlerce insan hayatını kaybetmiş; askerlerimiz, polislerimiz, korucularımız, öğretmenlerimiz, işçilerimiz, çocuklarımız ve sıradan vatandaşlarımız terörün hedefi olmuştur.

Bu örgüt ve etrafında oluşturulan bölgesel hesaplar, yalnızca bir Kürt devleti kurma hedefinden mi ibaretti; yoksa Ortadoğu’nun haritasını değiştirmeye yönelik daha geniş jeopolitik projelerin bir parçası olarak mı kullanıldı?

Kürdistan hayali üzerinden gençleri dağa çıkaran anlayış

PKK, yıllar içerisinde gençlere bağımsızlık, özgürlük ve Kürdistan söylemleri üzerinden bir gelecek vaadinde bulundu. Özellikle ekonomik ve sosyal sorunların ağır olduğu bölgelerde yaşayan gençlerin kimlik, adalet ve gelecek arayışlarını istismar eden terör örgütü, onları dağa çıkardı.

Sonuç ise ne oldu?

Türk ile Kürt birbirine düşman edildi.

Oysa bu ülkenin Türkü de Kürdü de yüzyıllardır aynı coğrafyanın kaderini paylaşmaktadır. Aynı acıları yaşamış, aynı savaşlarda omuz omuza durmuş, aynı vatanın savunmasında birlikte bedel ödemiş insanlardan söz ediyoruz.

Mesele etnik kimlik değil, terör ve emperyal hesaplar meselesidir.

PKK’nın silahlı faaliyetleri, Kürt vatandaşlarımızın tamamını temsil ettiği şeklinde yorumlanamaz. Tam tersine, Türkiye’de milyonlarca Kürt vatandaşımız teröre karşı durmuş, devletinin ve milletinin yanında yer almıştır.

Bu ayrımı yapmak zorundayız.

Çünkü PKK başka, Kürt milleti başkadır.

Peki hedef gerçekten sadece Kürdistan mıydı?

Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilmesi fikri yeni değildir. Osmanlı Devleti’nin parçalanmasından Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki mandalara, Irak ve Suriye’deki sınır düzenlemelerinden günümüzdeki vekâlet savaşlarına kadar bölge, büyük güçlerin müdahalelerine sahne olmuştur.

Bugün Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmeler de bize şunu gösteriyor:

Ortadoğu’da etnik ve mezhepsel fay hatları, küresel güçlerin stratejik hesaplarında zaman zaman bir araç olarak kullanılabilmektedir.

İşte bu nedenle PKK ve onunla bağlantılı yapılanmaların bölgesel ilişkilerini sadece Türkiye’nin iç meselesi olarak değerlendirmek eksik kalır.

ABD’nin Irak ve Suriye politikaları, bölgedeki silahlı Kürt yapılanmalarına verdiği destek, İsrail’in bölgesel güvenlik yaklaşımı ve İran-Türkiye-Suriye-Irak eksenindeki güç mücadelesi birlikte değerlendirildiğinde çok daha karmaşık bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Bununla birlikte, PKK ve benzeri silahlı yapıların bölgesel güç mücadelelerinde farklı devletler tarafından zaman zaman araçsallaştırıldığı yönündeki tartışmalar ciddiye alınmalıdır.

Asıl mesele de zaten burada başlıyor.

“Arz-ı Mevud” tartışması

İsrail’in kuruluşundan itibaren bölgedeki sınırları ve güvenlik mimarisini nasıl değerlendirdiği, Ortadoğu siyasetinin önemli tartışma başlıklarından biridir.

“Arz-ı Mevud” yani “Vaat Edilmiş Topraklar” kavramı ise Yahudi dini geleneğinde önemli bir yere sahip olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ortadoğu’da kurulmak veya genişletilmek istenen her yeni siyasi yapı, bölgenin mevcut güç dengelerini nasıl değiştirecektir?

Türkiye açısından asıl mesele budur.

Çünkü Türkiye’nin güneyinde Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler, yalnızca sınırlarımızın ötesindeki olaylar değildir.

Bunlar doğrudan Türkiye’nin güvenliğini ilgilendirmektedir.

Türkiye bölünürse kim kazanır?

Türkiye’nin bölünmesi, yalnızca Türk milletinin kaybı olmayacaktır.

Kürtlerin de kaybı olacaktır.

Çünkü Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşlarımızın önemli bölümü ekonomik, sosyal, kültürel ve tarihsel bağları nedeniyle Türkiye’nin ayrılmaz bir parçasıdır.

Birileri yıllarca “Türkler ve Kürtler ayrı milletlerdir, ayrı devletler kurmalıdır” diyerek gençleri birbirine düşürürken, ortaya çıkacak parçalanmanın kime yarayacağını sorgulamak zorundayız.

Türkiye zayıfladığında sadece Ankara zayıflamaz.

İstanbul’dan Diyarbakır’a, Trabzon’dan Van’a kadar bütün ülke zayıflar.

Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Akdeniz ve Ortadoğu arasında stratejik bir köprü olan Türkiye’nin parçalanması, bölgedeki bütün güç dengelerini değiştirir.

İşte bu nedenle Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü yalnızca millî bir mesele değil, aynı zamanda bölgesel bir denge meselesidir.

Ortadoğu tarihi bize önemli bir gerçek öğretti:

“Kürdistan” hayali üzerinden yeni sınırlar ve ayrışmalar peşinde koşmak, bölge halklarının değil, dış güçlerin işine yarar. Ortadoğu’da yaşanan her yeni bölünme projesi, İsrail elini güçlendirir. Çünkü İsrail bölgede kendinden başka güç istemez. İsrail'in asıl amacı bölgede ki ülkeleri böl, parçala, yönet takdiği ile asıl amacı 'Büyük İsrail'i kurmaktır.

Bu nedenle ki, Türkler, Kürtler ve bölgedeki tüm halklar; ayrışmanın değil, ortak geleceğin peşinde olmalıdır. Çünkü bölünme, çatışmayı büyütür; birlik ise güçlü ve bağımsız bir geleceğin kapısını açar.

Bu coğrafyanın ihtiyacı yeni sınırlar değil, kardeşliği ve barışı güçlendirmektir.

Büyük güçlerin bölgedeki çıkarları, çoğu zaman küçük ve zayıf devletlerin güvenliğinden önce gelir.

Irak’ın işgali sonrasında ortaya çıkan tablo, Suriye’de yaşanan iç savaş, Libya’daki parçalanmış yapı ve Filistin meselesi bunun farklı örnekleridir.

Bir topluluğa devlet kurma vaadiyle yola çıkılırken, o topluluğun geleceğinin gerçekten güvence altına alınıp alınmadığı da sorgulanmalıdır.

Çünkü bir devlet kurmak başka şeydir, o devleti dış müdahalelere karşı bağımsız ve güçlü hale getirmek başka şey.

Bugün Irak ve Suriye’deki gelişmeler bu sorunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Burada özellikle bir noktayı açıkça ifade etmek istiyorum:

PKK’nın en büyük propagandası, “Devlet Kürtleri yok sayıyor” iddiası üzerine kurulmuştur.

Bu propaganda karşısında yapılması gereken, Kürt vatandaşlarımızı dışlamak değil; onları terör örgütlerinden tamamen ayırmak ve ortak vatandaşlık bilincini güçlendirmektir.

Bu topraklarda Türk ile Kürt yüzyıllardır yan yana yaşamaktadır.

Aynı camide saf tuttular.

Aynı cephede savaştılar.

Aynı şehitliklerde yattılar.

Aynı acıyı paylaştılar.

Dolayısıyla bugün yapılmak istenen en büyük yanlış, PKK ile Kürt kimliğini aynı şeymiş gibi göstermektir.

PKK bir terör örgütüdür.

Kürt vatandaşlarımız ise Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve asli vatandaşlarıdır.

Bu ayrımı yapmadan yürütülen her tartışma, terör örgütünün ekmeğine yağ sürer.

Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük görevlerden biri, terörle mücadeleyi sadece askerî operasyonlardan ibaret görmemektir.

Terörün beslendiği sosyal, ekonomik, siyasi ve psikolojik zemini de ortadan kaldırmak gerekir.

Gençlere umut vermek gerekir.

Bölge insanının refahını artırmak gerekir.

Adalet duygusunu güçlendirmek gerekir.

Kimsenin etnik kimliği nedeniyle kendisini ikinci sınıf hissetmediği bir Türkiye inşa etmek gerekir.

Ve en önemlisi, Türk ile Kürdün birbirine düşman olmadığını her fırsatta anlatmak gerekir.

Çünkü emperyal güçlerin en kolay kullandığı yöntem, önce toplumları birbirine düşman etmektir.

Benim meselem Kürt kardeşimle değil.

Benim meselem, Kürt kardeşimin kimliğini kullanarak Türkiye’yi bölmek isteyenlerle.

Benim itirazım, gençleri “Kürdistan kurulacak” diyerek dağa çıkaran ve onları ölüme gönderen zihniyetedir.

Benim itirazım, Türkiye’nin parçalanmasını kendi jeopolitik hesapları için fırsat gören küresel güçleredir.

Türkiye’nin bölünmesi Türklerin de Kürtlerin de kazanacağı bir gelecek değildir.

Türkiye’nin güçlü, demokratik, adil ve birlik içerisinde olması ise hem Türklerin hem Kürtlerin hem de bu topraklarda yaşayan bütün vatandaşların ortak menfaatidir.

Bu nedenle meseleyi etnik kimlik üzerinden değil, insan, hukuk, kardeşlik, bağımsızlık ve emperyalizme karşı ortak irade üzerinden okumalıyız.

Çünkü dün olduğu gibi bugün de bizi birbirimize düşürmek isteyenler olacaktır.

Bize düşen ise onların hesabını bozacak bir bilinç geliştirmektir.

Hayaller üzerinden gençlerimizi birbirine kırdırmak isteyenlere karşı gerçeği görmek zorundayız.

Ve o gerçek şudur:

Türk ile Kürt kardeştir. Bu coğrafyanın kaderi ortaktır. Türkiye’nin birliği ise hepimizin ortak geleceğidir.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi