Merhum Necmettin Erbakan Hoca'nın farklı vesilelerle dile getirdiği ifade edilen iki söz var ki, bugün üzerinde yeniden ve soğukkanlılıkla düşünmeyi fazlasıyla hak ediyor:
“Kürtçe konuşup bölücülük veya ateistlik anlatacaksan Türkçe de konuşsan zarardasın; ama Allah'ı, kardeşliği anlatacaksan Ugandaca konuşsan başımızın tacısın.”
Ve yine:
“Türk ile Kürt'ü ayırırsanız, ne Türk kalır ne de Kürt. Eğer Çanakkale misali birleştirirseniz, ne İngiliz kalır ne Fransız.”
Bu iki sözün ortak bir mesajı var:
Mesele dil değil, niyettir. Mesele kimlik değil, kardeşliktir. Mesele farklılıklarımız değil, bu farklılıkları birbirimize karşı nasıl kullandığımızdır.
Bugün Türk-Kürt ilişkisini konuşurken yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri, Kürtleri PKK ile özdeşleştirmektir.
Kürt başka şeydir, PKK başka şeydir.
Kürt halkı milyonlarca insanıyla tarih boyunca bu coğrafyanın ayrılmaz bir parçası olmuş bir toplumdur. PKK ise silahlı eylemleri ve terör faaliyetleri nedeniyle Türkiye tarafından terör örgütü olarak kabul edilen, Kürt vatandaşlarımızın tamamını temsil etmeyen bir örgüttür.
Bu ayrımı yapmadan konuşmak, hem Kürt vatandaşlarımıza haksızlık etmek hem de terör örgütünün kendisini bütün bir halkın temsilcisi gibi göstermesine istemeden hizmet etmek olur.
Çünkü bir terör örgütünün yaptığı eylemler, o örgütün adına hareket ettiğini iddia ettiği bütün insanların iradesi olarak görülemez.
Kürtler PKK değildir.
Nasıl ki Türklerin tamamını herhangi bir siyasi partiyle, örgütle veya ideolojiyle özdeşleştirmek doğru değilse, Kürtleri de PKK ile özdeşleştirmek aynı derecede yanlıştır.
Kürtler ve Türkler Önce Kardeştir
Bu meselenin Türkiye açısından en önemli boyutlarından biri de ortak inanç ve medeniyet zeminidir.
Türklerle Kürtlerin yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşamasının yanında, milyonlarca insanın paylaştığı ortak bir İslam medeniyeti ve kardeşlik anlayışı bulunmaktadır.
Kur'an'ın ifadesiyle:
“Müminler ancak kardeştir.” Hucurat Suresi 10. Ayet
Bu kardeşlik, soyun, rengin, dilin ve bölgenin ötesindedir.
Türkçe konuşan Müslüman ile Kürtçe konuşan Müslüman arasında kardeşliği ortadan kaldıracak bir dil farkı yoktur.
Biri Türkçe dua eder, diğeri Kürtçe konuşur; fakat ikisi de aynı ALLAH'a iman ediyor, aynı kıbleye yöneliyor, aynı peygamberin ümmetine mensup olduğunu biliyorsa, aralarındaki kardeşlik bağı bir siyasi projenin çizdiği sınırlarla yok edilemez.
İşte Erbakan Hoca'nın sözlerinin ruhu burada anlaşılmalıdır.
Kardeşliği anlatıyorsan hangi dili konuştuğundan önce ne anlattığına bakılır.
İnsanları Allah'ın kulları olarak görüyorsan, adaleti savunuyorsan, merhameti ve kardeşliği anlatıyorsan dilin değil, sözünün manası önemlidir.
Kürt Kimliği Başkadır, PKK Başkadır
Bugün özellikle altını çizmemiz gereken bir gerçek var:
Kürt kimliği ile PKK ideolojisi aynı şey değildir.
Kürt vatandaşlarımızın tamamını PKK ile ilişkilendirmek ne adildir ne de toplumsal barışa hizmet eder.
Aksine, bu yaklaşım terör örgütünün en büyük propagandalarından birine zemin hazırlar.
Çünkü PKK'nın kendisini bütün Kürtlerin temsilcisi olarak sunmasına karşı verilecek en güçlü cevap, Kürt vatandaşlarımızı terör örgütünden ayırmak ve onların meşru kimliklerini, vatandaşlık haklarını ve toplumsal aidiyetlerini terör örgütünden bağımsız değerlendirmektir.
Bir Kürt vatandaşımızın ana dilini sevmesi, kültürünü yaşatması, ailesinin geleneklerine sahip çıkması onu PKK'lı yapmaz.
Bir insanın Kürt olması terörist olduğu anlamına gelmediği gibi, Türk olması da otomatik olarak demokrat, adil veya kardeşlik yanlısı olduğu anlamına gelmez.
İnsanı belirleyen etnik kimliği değil; ahlakı, tercihi, davranışı ve niyetidir.
Bu nedenle PKK ile Kürtleri birbirinden ayırmak yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ahlaki bir zorunluluktur.
Çanakkale'nin Bize Anlattığı Gerçek
Erbakan Hoca'nın ikinci sözündeki Çanakkale vurgusu da tam olarak burada anlam kazanıyor.
Çanakkale, farklı bölgelerden gelen insanların aynı vatan için omuz omuza mücadele ettiği tarihî bir hafızadır.
Orada insanların önüne etnik kimliklerine göre duvarlar örülmedi.
Orada ortak kader duygusu vardı.
Orada vatan vardı.
Orada fedakârlık vardı.
Orada kardeşlik vardı.
Çanakkale'nin bize bıraktığı en büyük miraslardan biri şudur:
Birlik, herkesin aynı olması değildir. Birlik, farklı insanların aynı hedefte buluşabilmesidir.
Türk ile Kürt birbirinin rakibi değildir.
Türk ile Kürt birbirinin düşmanı değildir.
Türk ile Kürt, aynı coğrafyanın ve ortak tarihin insanlarıdır.
Ve Müslüman Türk ile Müslüman Kürt açısından bu ortaklığın bir başka güçlü boyutu daha vardır:
İslam kardeşliği.
“Birlikte Rahmet, Ayrılıkta Azap Vardır”
Bizim medeniyetimizde çok güçlü bir anlayış vardır:
Peygamber Efendimiz'in “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” sözü yalnızca güzel bir temenni değildir.
Toplumsal hayat açısından da son derece önemli bir hakikati ifade eder.
Birlik olduğunda güç vardır.
Dayanışma olduğunda bereket vardır.
Birbirinin elinden tutan toplumlar ayağa kalkar.
Birbirinin ayağına basan toplumlar ise kendi enerjisini tüketir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey de budur:
Birbirimizin açığını aramak değil, birbirimizin elinden tutmak.
Türk'ü Kürt'ten, Kürt'ü Türk'ten uzaklaştıran her anlayış, toplumun ortak gücünü azaltır.
Ayrıştıran siyaset kazandırmaz.
Bölüştüren anlayış huzur getirmez.
Düşmanlaştıran dil geleceğimizi büyütmez.
Tam tersine, bizi ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel açıdan daha kırılgan hale getirir.
Peki Bu Ayrışma Kimin İşine Yarar?
Burada Türkiye'nin yalnızca kendi iç dengelerine değil, bulunduğu coğrafyanın jeopolitik gerçeklerine de bakması gerekir.
Ortadoğu'nun yakın tarihine baktığımızda, etnik, mezhepsel ve siyasi ayrışmaların bölge ülkelerini nasıl zayıflattığını görüyoruz.
Irak'ta, Suriye'de ve başka coğrafyalarda yaşanan gelişmeler, parçalanmış toplumların dış müdahalelere karşı ne kadar savunmasız hale gelebileceğini gösteriyor.
Bu nedenle Türkiye'nin Türk-Kürt kardeşliğini zedeleyecek her türlü projenin sonuçlarını dikkatle değerlendirmesi gerekir.
Çünkü Türkiye'nin içeride zayıflaması, bölgesel güç dengelerini de etkiler.
Türkiye'nin kendi içinde sürekli kimlik tartışmalarıyla meşgul olması, ekonomik ve sosyal enerjisinin önemli bölümünü iç çatışmalara harcaması, elbette Türkiye'nin rakiplerinin ve bölgesel hesap yapan güçlerin işine yarayabilir.
Burada ABD ve İsrail başta olmak üzere bölgedeki gelişmeler üzerinde etkisi bulunan dış aktörlerin politikaları da elbette sorgulanmalıdır.
Ancak bunu yaparken komplo teorileriyle değil, somut politikalar, tarihî gelişmeler ve bölgesel güç hesapları üzerinden konuşmak gerekir.
“Vadedilmiş Topraklar” Tartışması ve Bölgesel Parçalanma
İsrail'in dini ve siyasi tarihindeki “Vadedilmiş Topraklar” anlayışı, uzun yıllardır bölge siyaseti açısından tartışılan konulardan biridir.
İsrail'in derdi, ülkeleri böl, parçala ve yönet taktiğidir.
Ortadoğu'da ülkelerin parçalanması, toplumların birbirine düşman edilmesi ve etnik-mezhepsel ayrılıkların derinleştirilmesi kimin gücünü artırır?
Bu soruyu sormak zorundayız.
Çünkü güçlü, istikrarlı ve birlik içerisinde yaşayan toplumların dış müdahalelere karşı direnme kapasitesi daha yüksektir.
Parçalanmış toplumların ise ortak hareket etmesi zorlaşır.
Bu nedenle Türk-Kürt ayrışmasının derinleşmesi yalnızca Türkiye'nin iç barışına zarar vermez; bölgesel güç dengelerinde de Türkiye'nin elini zayıflatır.
İşte tam da bu nedenle meseleye sadece bir kimlik tartışması olarak bakamayız.
Bu mesele aynı zamanda Türkiye'nin geleceği meselesidir.
Türk ile Kürt'ü Ayırmak, İki Tarafı da Zayıflatır
Erbakan Hoca'nın:
“Türk ile Kürt'ü ayırırsanız, ne Türk kalır ne de Kürt.”
sözü bugün belki de hiç olmadığı kadar önemlidir.
Çünkü ayrışmanın sonunda kazananın mutlaka taraflardan biri olacağı düşüncesi büyük bir yanılgıdır.
Türk'ü Kürt'ten koparırsanız Türkiye güçlenmez.
Kürt'ü Türk'ten koparırsanız Kürtler de daha güçlü hale gelmez.
Aksine ortak hayatın oluşturduğu büyük toplumsal, ekonomik ve kültürel güç parçalanır.
Birlikte üretmenin yerine karşılıklı suçlama gelir.
Birlikte kalkınmanın yerine kimlik tartışmaları geçer.
Geleceğe bakmak yerine geçmişin yaraları sürekli kaşınır.
Ve toplum, sahip olduğu büyük enerjiyi kendi içerisinde tüketmeye başlar.
Bölüşmek bize güç değil, kayıp getirir.
Kardeşlik Farklılıkları Yok Saymak Değildir
Elbette kardeşlik demek sorunları inkâr etmek değildir.
Kürt vatandaşlarımızın talepleri varsa konuşulmalıdır.
Türk vatandaşlarımızın kaygıları varsa dinlenmelidir.
Hak ihlali varsa giderilmelidir.
Haksızlık varsa adalet sağlanmalıdır.
Ancak bunların hiçbirisi terörle meşrulaştırılmamalıdır.
Çünkü hak aramak başka, silahla hak dayatmak başkadır.
Siyaset başka, terör başka şeydir.
Kimlik başka, örgüt başka şeydir.
Kültür başka, şiddet başka şeydir.
Kürt olmak başka, PKK'lı olmak bambaşka şeydir.
Bu ayrımı yapabildiğimiz ölçüde sağlıklı bir toplumsal barış kurabiliriz.
Bizi Aynılaştırmak Değil, Kardeşleştirmek Gerekir
Türkiye'nin ihtiyacı herkesi tek tip hale getirmek değildir.
Türkçe konuşan herkesin aynı düşünmesini beklemek de doğru değildir.
Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın kültürlerini yaşamasından korkmak da doğru değildir.
Bizim ihtiyacımız olan şey, farklılıklarımızı ortak hukuk ve kardeşlik zemini içerisinde yaşayabilmektir.
Bir Türk, Kürt kardeşinin kültürünü tehdit olarak görmemeli.
Bir Kürt, Türk kardeşinin kimliğini düşmanlık sebebi olarak görmemeli.
Müslüman Türk ile Müslüman Kürt, birbirine önce kardeş olarak bakmalıdır.
Çünkü bizi ayıran kimliklerin ötesinde bizi birleştiren çok daha büyük değerler vardır.
Aynı Allah'a iman etmek.
Aynı peygambere inanmak.
Aynı kıbleye yönelmek.
Aynı vatanın içerisinde yaşamak.
Aynı geleceği paylaşmak.
İşte bunlar küçümsenecek bağlar değildir.
Çocuklarımıza Ayrılığı Değil, Kardeşliği Bırakalım
Bugün gençlerimizin en büyük problemi Türk-Kürt tartışması değildir.
Gençler iş istiyor.
Gelecek istiyor.
Adalet istiyor.
Kaliteli eğitim istiyor.
Huzurlu bir ülke istiyor.
Çiftçi üretmek istiyor.
Esnaf ayakta kalmak istiyor.
İşçi emeğinin karşılığını almak istiyor.
Deprem olduğunda kimsenin kimliğine bakılmıyor.
Hastalık kimlik sormuyor.
İşsizlik kimlik sormuyor.
Ekonomik sıkıntı kimlik sormuyor.
Doğal afet kimlik sormuyor.
O halde biz neden birbirimize sürekli kimlik soralım?
Neden çocuklarımızı birbirinden korkutarak büyütelim?
Neden ortak geleceğimizi geçmişin ayrılıkları üzerine kuralım?
Bizim çocuklarımıza bırakmamız gereken miras, birbirinden korkmak değil; birlikte yaşamanın onurudur.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, yeni duvarlar örmek değil, mevcut kardeşlik köprülerini güçlendirmektir.
Türk ile Kürt'ü karşı karşıya getiren her dil, dikkatle sorgulanmalıdır.
Kürt'ü PKK ile özdeşleştiren anlayış da, PKK'yı bütün Kürtlerin temsilcisi gibi göstermeye çalışan anlayış da reddedilmelidir.
Çünkü her iki yaklaşım da aynı yanlışa hizmet eder:
Oysa bizim söylememiz gereken çok daha güçlü bir cümle var:
Kürt PKK değildir. Türk de düşman değildir.
Kürt bizim kardeşimizdir.
Türk bizim kardeşimizdir.
Müslüman Türk ile Müslüman Kürt, aynı ümmetin ve aynı millet hayatının içerisinde kardeşçe yaşayabilir.
Ve bu kardeşliği korumak, yalnızca geçmişe duyulan bir vefa değil, geleceğe karşı sorumluluktur.
Çünkü dışarıdan gelebilecek her türlü siyasi, ekonomik veya jeopolitik baskıya karşı en büyük gücümüz, kendi içimizdeki dayanışmadır.
Bölünürsek küçülürüz.
Birbirimize düşersek zayıflarız.
Kardeşliğimizi kaybedersek, bizi ayırmak isteyenlerin işi kolaylaşır.
Ama adaletin, hukukun, inancın ve kardeşliğin etrafında birleşirsek hiçbir ayrılık projesi bizi birbirimizden koparamaz.
Biz Birbirimizden Vazgeçemeyiz
Benim bu sözlerden çıkardığım sonuç nettir:
Türkiye'nin Türk'ü de Kürt'ü de birbirinden vazgeçebilecek bir lükse sahip değildir.
Çünkü ortak tarihimiz var.
Ortak vatanımız var.
Ortak acılarımız var.
Ortak sevinçlerimiz var.
Ve milyonlarca insan için bunların üzerinde ortak bir inanç ve kardeşlik duygusu var.
Kürt vatandaşlarımızın kimliğine saygı göstermek, Türkiye'yi bölmek değildir.
Türk vatandaşlarımızın kimliğine saygı göstermek de Kürt kimliğini inkâr etmek değildir.
Asıl yapılması gereken, her iki kimliği birbirine düşman etmek isteyen anlayışlara karşı ortak bir kardeşlik dili geliştirmektir.
PKK ile Kürtleri birbirinden ayıracağız.
Terör ile meşru kimlik taleplerini birbirinden ayıracağız.
Kimlik ile düşmanlığı birbirinden ayıracağız.
Ve en önemlisi:
Türk ile Kürt'ü birbirinden ayırmayacağız.
Çünkü ayrışmanın bize kazandıracağı hiçbir şey yoktur.
Bölüşmenin bizi büyüteceği bir gelecek yoktur.
Birbirimize düşman olduğumuzda kazananın biz olmayacağını görmek zorundayız.
Bizim kazancımız; kardeşliktedir.
Bizim gücümüz; birliktedir.
Bizim geleceğimiz; ortak yaşam iradesindedir.
Ve Çanakkale'nin ruhundan, İslam'ın kardeşlik anlayışından ve tarihimizin bize öğrettiği tecrübelerden çıkaracağımız ders bellidir:
Türk ile Kürt'ü birbirinden koparmak isteyenlere verilecek en güçlü cevap, birbirimize daha sıkı sarılmaktır.
Ama bu sarılma, farklılıklarımızı inkâr eden değil; farklılıklarımızla birlikte ortak bir geleceği kuran bir kardeşlik olmalıdır.
Çünkü Türkiye'nin gerçek zenginliği, herkesin aynı olması değildir.
Türkiye'nin gerçek zenginliği; Türk'üyle, Kürt'üyle, Arap'ıyla, Laz'ıyla, Çerkes'iyle ve diğer bütün vatandaşlarıyla farklılıklarını kardeşliğe dönüştürebilmesidir.
Ve çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras da budur:
Ayrılık değil birlik.
Nefret değil merhamet.
Düşmanlık değil kardeşlik.
Bölünmek değil birlikte yaşamak.
Çünkü bizi büyük yapan aynı olmak değil, farklılıklarımıza rağmen kardeş kalabilmektir.