Türkiye denildiğinde akla yalnızca birkaç tarihi yapı, birkaç turizm merkezi ya da deniz, kum ve güneşten ibaret bir tatil ülkesi gelmemelidir. Türkiye; binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan şehirleri, eşsiz doğal güzellikleri, zengin mutfak kültürü, gelenekleri, el sanatları, müziği, mimarisi ve insanıyla başlı başına büyük bir medeniyet coğrafyasıdır.
Bu nedenle Türkiye’nin tanıtımını yalnızca turizm gelirlerini artırmaya yönelik bir faaliyet olarak değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur. Asıl mesele, sahip olduğumuz değerlerin farkına varmak, onları korumak, doğru anlatmak ve gelecek kuşaklara aktarabilmektir.
İşte bu noktada Türkiye Tanıtma Platformu’nun, yani TUTAP’ın yürüttüğü çalışmaların ayrı bir anlam taşıdığını düşünüyorum.
Benim açımdan TUTAP’ın ortaya koyduğu anlayışın temelinde, “Türkiye’nin sahip olduğu değerleri Türkiye’ye ve dünyaya anlatmak” gibi önemli bir hedef bulunmaktadır. Çünkü bazen kendi ülkemizde bulunan güzelliklerin değerini, onları dışarıdan gelenler kadar iyi fark edemiyoruz. Oysa bir ülkenin tanıtımı önce kendi insanının ülkesini tanımasıyla başlar.
Önce kendi ülkemizi tanımalıyız
Türkiye’nin 81 ili birbirinden farklı özelliklere sahip. İstanbul’un tarihi dokusundan Mardin’in taş mimarisine, Kapadokya’nın benzersiz coğrafyasından Karadeniz’in doğal güzelliklerine, Ege’nin antik kentlerinden Güneydoğu Anadolu’nun kadim kültürüne kadar her bölgemiz ayrı bir hikâye barındırıyor.
Bu hikâyelerin tamamı Türkiye’nin büyük marka değerinin parçalarıdır.
Ancak marka olmak yalnızca güzel değerlere sahip olmakla gerçekleşmiyor. O değerleri doğru şekilde tanıtmak, anlatmak, korumak ve sürdürülebilir hale getirmek gerekiyor.
Bir tarihi eserin yanında fotoğraf çektirmek başka şeydir; o eserin hangi medeniyet tarafından, hangi şartlarda ve hangi anlamla ortaya çıkarıldığını bilmek başka şeydir.
Bir yöresel yemeği tüketmek başka şeydir; o yemeğin arkasındaki kültürü, emeği ve nesilden nesile aktarılan geleneği anlayabilmek başka şeydir.
Turizm bilinci tam da burada başlıyor.
Çocuklarımız ve gençlerimiz bu işin merkezinde olmalı
Türkiye’nin tanıtımını sadece profesyonel turizm çalışanlarının, kamu kurumlarının veya sivil toplum kuruluşlarının görevi olarak görmemeliyiz.
Her vatandaşımız Türkiye’nin gönüllü bir tanıtım elçisi olabilir.
Bunun yolu ise eğitimden geçmektedir.
Çocuklarımıza ve gençlerimize yaşadıkları şehrin tarihini, kültürünü, doğal güzelliklerini ve geleneklerini öğretirsek onların ülkeye bakışı da değişecektir.
Kendi şehrinin değerini bilen bir genç, başka bir şehre gittiğinde de oranın değerlerine saygı gösterecektir.
Kendi kültürünü tanıyan bir insan, farklı kültürlerle karşılaştığında kendi kimliğini kaybetmeden iletişim kurabilecektir.
Bu nedenle turizm eğitimi yalnızca turizm okullarında verilmesi gereken bir eğitim değildir. Kültürel miras bilinci, toplumun tamamına yayılması gereken bir anlayıştır.
Kültürel miras korunmadan tanıtım olmaz
Bugün dünyada ülkeler yalnızca doğal güzellikleriyle değil, kültürel miraslarıyla da rekabet ediyor.
Bir ülkenin sahip olduğu tarihi eserler, gelenekler, sanatlar, yöresel ürünler ve yaşam biçimleri onun dünyadaki kimliğinin önemli parçalarıdır.
Fakat tanıtım yaparken bir başka sorumluluğumuzu da unutmamalıyız: Koruma.
Koruyamadığımız bir değeri uzun süre tanıtamayız.
Tarihi yapılarımızı, geleneksel sanatlarımızı, yöresel değerlerimizi ve kültürel hafızamızı gelecek nesillere aktarabilecek şekilde korumamız gerekiyor.
Çünkü bugün bize emanet edilen kültürel miras aslında yarının çocuklarına bırakacağımız en önemli hazinelerden biridir.
Türkiye’nin marka şehirleri olmalı
Türkiye’nin turizm potansiyelini daha da ileriye taşımak için şehirlerimizin kendilerine özgü kimliklerini güçlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Her şehrimizi birbirinin benzeri haline getirmek yerine, o şehrin tarihini, kültürünü, mutfağını, sanatını ve doğal güzelliklerini öne çıkarmalıyız.
Bir şehir, sadece ziyaret edilen bir yer değil, bir hikâyesi olan marka haline gelmelidir.
Şehirlerin markalaşması sadece belediyelerin yapacağı reklam çalışmalarından ibaret değildir. Kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, turizm sektörü ve vatandaşların ortak hareket etmesi gerekir.
TUTAP’ın farklı kurumlarla iş birliği yaparak Türkiye’nin tanıtımına katkı sunmaya çalışması da bu açıdan önemlidir.
Tanıtım artık sınırları aşmak zorunda
Dünyanın iletişim biçimi değişti.
Eskiden bir ülkenin tanıtımı televizyon reklamları, broşürler, fuarlar ve afişlerle sınırlı kalabiliyordu. Bugün ise dijital dünya sayesinde Türkiye’nin herhangi bir köşesindeki tarihi yapı, doğal güzellik veya kültürel etkinlik dünyanın diğer ucundaki insanlara saniyeler içerisinde ulaşabiliyor.
Bu fırsatı çok daha etkili kullanmalıyız.
Türkiye’nin tanıtımı için hazırlanan içeriklerin kaliteli, doğru, estetik ve uluslararası ölçekte anlaşılabilir olması büyük önem taşıyor.
Bir fotoğraf, bir belgesel, bir kısa film, bir sosyal medya içeriği veya iyi hazırlanmış bir tanıtım materyali, Türkiye hakkında milyonlarca insanda fikir oluşturabilir.
Bu nedenle tanıtım işini sıradan bir reklam faaliyeti olarak görmemek gerekiyor.
Tanıtım, ülkenin dünyadaki algısına doğrudan etki eden stratejik bir çalışmadır.
Gönüllülük ruhu korunmalı
TUTAP çatısı altında yer alan insanların Türkiye’nin tanıtımına gönüllülük temelinde katkı sağlaması da ayrıca dikkate değer bir anlayıştır.
Sivil toplumun en güçlü taraflarından biri, insanların herhangi bir makam veya ticari beklenti içerisinde olmadan ortak bir hedef etrafında bir araya gelebilmesidir.
Türkiye sevgisini bir çalışma alanına dönüştürmek, sahip olduğumuz değerleri anlatmak ve bunların gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sağlamak önemli bir toplumsal sorumluluktur.
Bu tür yapıların başarısı da ancak ortak akıl, samimiyet, liyakat, şeffaflık ve süreklilikle mümkün olabilir.
Kültürümüzü dünyaya anlatırken dünyaya da açık olmalıyız
Kendi kültürümüzü korumak ile dünyaya kapalı olmak aynı şey değildir.
Tam tersine, kendi değerlerini bilen toplumlar dünyayla daha sağlıklı iletişim kurabilir.
Türkiye’nin kültürel zenginliklerini uluslararası alanda anlatırken farklı toplumlarla kültürel etkileşim kurmaktan çekinmemeliyiz. Ancak bunu yaparken kendi kültürel kimliğimizin, aile yapımızın, geleneklerimizin ve toplumsal değerlerimizin korunmasına da önem vermeliyiz.
Kültürel mirasımızı yaşatmak, geçmişte donup kalmak anlamına gelmez.
Kültür yaşayan bir organizmadır. Geleneklerimizi çağın iletişim araçlarıyla yeni nesillere aktarabilir, sanatımızı modern yöntemlerle dünyaya tanıtabilir, yöresel değerlerimizi uluslararası turizmle buluşturabiliriz.
Önemli olan değişirken özümüzü kaybetmemektir.
Türkiye’nin tanıtımı ortak bir ideal olmalı
Türkiye’nin dünya turizmindeki yerini daha da güçlendirmek için yalnızca kamu kurumlarının gayret göstermesi yeterli değildir.
Yerel yönetimlerden sivil toplum kuruluşlarına, üniversitelerden medya kuruluşlarına, turizm sektöründen vatandaşlarımıza kadar herkesin bu sürecin bir parçası olması gerekiyor.
Çünkü Türkiye’nin tanıtılacak değeri çok büyük, fakat bu değerin tamamını henüz dünyaya anlatabildiğimizi söylemek mümkün değil.
Önümüzde hâlâ keşfedilecek, tanıtılacak ve markalaştırılacak çok sayıda değer bulunuyor.
Bunun için günü kurtaran projeler yerine uzun vadeli stratejilere ihtiyacımız var.
Çocuklarımızı eğitmeliyiz.
Gençlerimizi bilinçlendirmeliyiz.
Şehirlerimizin marka değerini yükseltmeliyiz.
Kültürel mirasımızı korumalıyız.
Yöresel değerlerimizi desteklemeliyiz.
Kaliteli tanıtım materyalleri üretmeliyiz.
Dijital dünyanın imkanlarından daha fazla yararlanmalıyız.
Ve en önemlisi, Türkiye’yi tanıtmayı sadece bir kurumun değil, hepimizin ortak sorumluluğu haline getirmeliyiz.
Türkiye’nin sahip olduğu tarih, kültür ve doğal güzellikler bize verilmiş sıradan imkanlar değildir. Bunlar, yüzlerce hatta binlerce yıllık bir medeniyet birikiminin bugüne ulaşmış mirasıdır.
Bizden beklenen sadece bu mirastan faydalanmak değil; onu korumak, geliştirmek, dünyaya doğru anlatmak ve gelecek nesillere daha güçlü şekilde bırakmaktır.
TUTAP’ın Türkiye’nin tanıtımına ilişkin ortaya koyduğu yaklaşımı değerlendirirken benim dikkat çekmek istediğim asıl nokta da budur:
Türkiye’yi tanıtmak, aslında Türkiye’yi yeniden keşfetmektir.
Kendi tarihini bilen, kendi kültürünü tanıyan, kendi değerlerine sahip çıkan ve bunları çağın imkanlarıyla dünyaya anlatabilen bir toplum, ülkesinin marka değerini de yükseltir.
Türkiye’nin dünyada hak ettiği yere ulaşması yalnızca ekonomik göstergelerle değil, kültürel gücünü ne kadar doğru anlatabildiğiyle de ilgilidir.
Bu nedenle Türkiye’nin tanıtımına yapılan her doğru yatırım, aslında geleceğimize yapılan bir yatırımdır.
Ben inanıyorum ki; kurumlarımız, yerel yönetimlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, medya dünyamız ve vatandaşlarımız el ele verdiğinde Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz değerleri çok daha güçlü biçimde dünyaya anlatabiliriz.
Çünkü Türkiye’nin anlatacak çok büyük bir hikâyesi var.
Mesele, o hikâyeyi ne kadar doğru, ne kadar güçlü ve ne kadar samimi anlatabildiğimizdir.