Murat MARAP
Köşe Yazarı
Murat MARAP
 

YOĞUN BAKIM MI, SICAK HAVA DEPOSU MU?

Bir hastane düşünün… Adı Kartal Şehir Hastanesi. Milyarlarca lira harcanarak yapılmış. İçerisinde en kritik hastaların yaşam mücadelesi verdiği yoğun bakım ünitesi var. Ama o yoğun bakımda ne yeterli bir klima sistemi var, ne de hastaların ve sağlık çalışanlarının nefes almasını sağlayacak etkin bir hava sirkülasyonu… Burası bir fabrika değil. Burası bir depo değil. Burası insanların yaşam ile ölüm arasında ince bir çizgide mücadele ettiği yoğun bakım ünitesi. Bugün Kartal Şehir Hastanesi 12-6 Yoğun Bakım Ünitesi’nde yatan hastaların yakınları olarak yaşadığımız tablo tam anlamıyla vicdanları yaralıyor. Paylaşılan sıcaklık ölçümünde ortam sıcaklığı yaklaşık 24,3°C olarak görülüyor. Tek başına bu değer, yoğun bakımın tüm koşullarını kanıtlamaz; ancak hasta yakınlarının ve personelin aktardığına göre ünitede yeterli iklimlendirme ve hava sirkülasyonu bulunmuyor, içeride bunaltıcı bir sıcaklık hissediliyor ve hem hastalar hem de çalışanlar yoğun şekilde terliyor. Eğer bu durum gerçekten uzun süredir devam ediyorsa, hasta güvenliği açısından ciddiyetle değerlendirilmesi gereken bir sorundur. Yoğun bakım üniteleri sıradan servisler değildir. En küçük enfeksiyonun bile ölümle sonuçlanabileceği yerlerdir. Bağışıklık sistemi çökmüş insanların bulunduğu alanlardır. Bu nedenle sıcaklık, nem ve hava kalitesi hayati öneme sahiptir. Peki burada ne oluyor? Hastalar ter içinde… Refakatçi yok çünkü yoğun bakım… Kendini ifade edemeyen hastalar var. Entübe hastalar var. Yaşlı hastalar var. Yoğun bakım çalışanları bile ter içinde görev yapıyor. Daha vahimi ise durumun vahamiyetini aktardığımız yoğun bakımdan sorumlu başhekim yardımcısının, gerekli mercilere beş kez yazı yazdığını ancak sonuç alınamadığını ifade etmesi oldu. Eğer bu doğruysa, ortada yalnızca teknik bir arıza değil, çözülmesi geciken ciddi bir idari sorun da var demektir. Şimdi herkesin cevap vermesi gereken tek bir soru var: Bir hasta bu şartlarda gelişebilecek bir enfeksiyon ya da sıcaklığın olumsuz etkileri nedeniyle hayatını kaybederse bunun sorumluluğunu kim üstlenecek? “Bütçe çıkmadı.” “İhale bekleniyor.” “Yazı yazıldı.” “Onay gelmedi.” Bunların hiçbiri kaybedilen bir canı geri getiremez. Hiçbir bürokratik gerekçe, insan hayatından daha değerli değildir. Sağlık Bakanlığı’nın temel görevi yalnızca bina yapmak değildir. O binaların insan yaşamına uygun şekilde işletilmesini sağlamaktır. Yoğun bakım ünitesinde iklimlendirme sistemi lüks değildir. Bu bir konfor meselesi değildir. Bu doğrudan hasta güvenliği meselesidir. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı’nı, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nü ve hastane yönetimini, konuya ilişkin iddiaları ivedilikle incelemeye ve gerekli teknik değerlendirmeleri kamuoyuyla paylaşmaya davet ediyoruz. Çünkü yoğun bakımda geçen her dakika değerlidir. Orada yatan insanlar istatistik değildir. Her biri bir annenin, bir babanın, bir evladın hayatıdır. Bugün sessiz kalınırsa yarın çok geç olabilir. Ve o gün sorulacak soru şudur: “Bir klima mı daha pahalıydı, yoksa bir insanın hayatı mı?” Çünkü devletin gerçek büyüklüğü, en çaresiz vatandaşını nasıl koruduğuyla ölçülür. Yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren insanlar, sıcaklıkla değil hastalıklarıyla mücadele etmelidir. Sessiz kalmak çözüm değildir; kalıcı ve hızlı çözüm ise artık bir tercih değil, zorunluluktur.  
Ekleme Tarihi: 09 Temmuz 2026 -Perşembe
Murat MARAP

YOĞUN BAKIM MI, SICAK HAVA DEPOSU MU?

Bir hastane düşünün…

Adı Kartal Şehir Hastanesi.

Milyarlarca lira harcanarak yapılmış.

İçerisinde en kritik hastaların yaşam mücadelesi verdiği yoğun bakım ünitesi var.

Ama o yoğun bakımda ne yeterli bir klima sistemi var, ne de hastaların ve sağlık çalışanlarının nefes almasını sağlayacak etkin bir hava sirkülasyonu…

Burası bir fabrika değil.

Burası bir depo değil.

Burası insanların yaşam ile ölüm arasında ince bir çizgide mücadele ettiği yoğun bakım ünitesi.

Bugün Kartal Şehir Hastanesi 12-6 Yoğun Bakım Ünitesi’nde yatan hastaların yakınları olarak yaşadığımız tablo tam anlamıyla vicdanları yaralıyor.

Paylaşılan sıcaklık ölçümünde ortam sıcaklığı yaklaşık 24,3°C olarak görülüyor. Tek başına bu değer, yoğun bakımın tüm koşullarını kanıtlamaz; ancak hasta yakınlarının ve personelin aktardığına göre ünitede yeterli iklimlendirme ve hava sirkülasyonu bulunmuyor, içeride bunaltıcı bir sıcaklık hissediliyor ve hem hastalar hem de çalışanlar yoğun şekilde terliyor. Eğer bu durum gerçekten uzun süredir devam ediyorsa, hasta güvenliği açısından ciddiyetle değerlendirilmesi gereken bir sorundur.

Yoğun bakım üniteleri sıradan servisler değildir.

En küçük enfeksiyonun bile ölümle sonuçlanabileceği yerlerdir.

Bağışıklık sistemi çökmüş insanların bulunduğu alanlardır.

Bu nedenle sıcaklık, nem ve hava kalitesi hayati öneme sahiptir.

Peki burada ne oluyor?

Hastalar ter içinde…

Refakatçi yok çünkü yoğun bakım…

Kendini ifade edemeyen hastalar var.

Entübe hastalar var.

Yaşlı hastalar var.

Yoğun bakım çalışanları bile ter içinde görev yapıyor.

Daha vahimi ise durumun vahamiyetini aktardığımız yoğun bakımdan sorumlu başhekim yardımcısının, gerekli mercilere beş kez yazı yazdığını ancak sonuç alınamadığını ifade etmesi oldu.

Eğer bu doğruysa, ortada yalnızca teknik bir arıza değil, çözülmesi geciken ciddi bir idari sorun da var demektir.

Şimdi herkesin cevap vermesi gereken tek bir soru var:

Bir hasta bu şartlarda gelişebilecek bir enfeksiyon ya da sıcaklığın olumsuz etkileri nedeniyle hayatını kaybederse bunun sorumluluğunu kim üstlenecek?

“Bütçe çıkmadı.”

“İhale bekleniyor.”

“Yazı yazıldı.”

“Onay gelmedi.”

Bunların hiçbiri kaybedilen bir canı geri getiremez.

Hiçbir bürokratik gerekçe, insan hayatından daha değerli değildir.

Sağlık Bakanlığı’nın temel görevi yalnızca bina yapmak değildir.

O binaların insan yaşamına uygun şekilde işletilmesini sağlamaktır.

Yoğun bakım ünitesinde iklimlendirme sistemi lüks değildir.

Bu bir konfor meselesi değildir.

Bu doğrudan hasta güvenliği meselesidir.

Bu nedenle Sağlık Bakanlığı’nı, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nü ve hastane yönetimini, konuya ilişkin iddiaları ivedilikle incelemeye ve gerekli teknik değerlendirmeleri kamuoyuyla paylaşmaya davet ediyoruz.

Çünkü yoğun bakımda geçen her dakika değerlidir.

Orada yatan insanlar istatistik değildir.

Her biri bir annenin, bir babanın, bir evladın hayatıdır.

Bugün sessiz kalınırsa yarın çok geç olabilir.

Ve o gün sorulacak soru şudur:

“Bir klima mı daha pahalıydı, yoksa bir insanın hayatı mı?”

Çünkü devletin gerçek büyüklüğü, en çaresiz vatandaşını nasıl koruduğuyla ölçülür.

Yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren insanlar, sıcaklıkla değil hastalıklarıyla mücadele etmelidir. Sessiz kalmak çözüm değildir; kalıcı ve hızlı çözüm ise artık bir tercih değil, zorunluluktur.

 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi