
Batman’da düzenlenen bir medrese icazet töreni, bir kez daha Türkiye’deki bazı çevrelerin dine ve dini eğitime bakışını gözler önüne serdi. Yüzlerce öğrencinin Kur’an-ı Kerim, hadis, fıkıh ve İslami ilimler alanında yıllarca süren eğitimlerinin ardından icazet alması, normal şartlarda takdir edilmesi gereken bir başarı hikâyesiydi. Ancak sosyal medya üzerinden yapılan yorumlara bakıldığında, bazı kesimlerin bu tablo karşısında adeta öfkeye kapıldığı görüldü.
Özellikle kendilerini ateist, seküler veya katı Kemalist olarak tanımlayan bazı kişiler özellikle toplumun önünde olan bazı yazarlar, siyasetçiler, medreselerde eğitim gören gençleri hedef alan paylaşımlar yaptılar. Bu öğrencilere “yobaz”, “gerici”, “çağdışı”, “medeniyetten uzak” gibi ifadeler kullanıldı. Oysa ortada suç işleyen, topluma zarar veren ya da başkalarının özgürlüğüne müdahale eden bir grup yoktu. Tam tersine, inandıkları dinin ilim geleneğini öğrenmeye çalışan gençler vardı.
Burada üzerinde durulması gereken temel mesele şudur: Gerçekten rahatsız olunan şey gericilik midir, yoksa İslam’ın toplum içindeki varlığı mıdır?
Bugün aynı çevrelerin, çocukların ve gençlerin farklı sanat faaliyetlerine, dans kurslarına veya çeşitli sosyal etkinliklere katılmalarına son derece olumlu yaklaştıklarını görüyoruz. Bu onların doğal hakkıdır. Kimsenin sanatla, sporla veya kültürel faaliyetlerle uğraşmasına itirazı olmamalıdır. Ancak mesele dini eğitim olunca bir anda tahammülsüzlüğün ortaya çıkması dikkat çekicidir.
Sözde demokratik bir toplumda özgürlük, yalnızca kişinin kendi yaşam tarzını yaşaması değildir. Asıl özgürlük, kendisinden farklı düşünen ve farklı yaşayan insanların da haklarına saygı gösterebilmektir. Eğer bir kişi bale kursuna gidebiliyorsa, bir başkası da medresede eğitim alabilmelidir. Eğer biri kendi dünya görüşünü özgürce yaşayabiliyorsa, Müslüman bir genç de inancını öğrenme ve yaşama hakkına sahip olmalıdır.
Ne yazık ki Türkiye’de uzun yıllardır bazı çevreler tarafından din ile cehalet aynı şeymiş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Oysa tarih bunun tam tersini söylemektedir. İslam medeniyeti, dünyanın en büyük ilim merkezlerini kurmuş, matematikten astronomiye, tıptan mimariye kadar birçok alanda insanlığa öncülük etmiştir. Bugün medreselerde eğitim alan gençlerin tamamını “gerici” etiketiyle yaftalamak, hem tarih bilmezlik hem de büyük bir önyargıdır.
Daha da önemlisi, bu milletin mayasını oluşturan değerlerin merkezinde İslam vardır. Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da ve Anadolu’nun dört bir yanında vatan müdafaası yapan insanların büyük çoğunluğu Allah’a, Peygamber’e ve kutsal değerlerine bağlı insanlardı. Cephede savaşan askerlerin maneviyat kaynağı da yine bu inançtı. Cepheye mermi taşıyan analar, evlatlarını vatan uğruna toprağa veren babalar, dualarla ayakta duran millet yine bu milletti.
Elbette hiç kimse eleştiriden muaf değildir. Medreseler de, okullar da, üniversiteler de eleştirilebilir. Ancak eleştiri ile hakaret arasındaki çizgi iyi korunmalıdır. Bir eğitim kurumunu veya bir fikri eleştirmek başka şeydir; orada okuyan çocukları aşağılamak, onları küçümsemek ve toplum önünde hedef göstermek bambaşka bir şeydir.
Asıl sorun, farklı yaşam tarzlarına gösterilen hoşgörünün dindar insanlara gösterilmemesidir. Kendi düşüncesinin özgürlüğünü savunurken başkasının inancına tahammül edemeyen bir anlayış, özgürlükçü değil, ideolojik bir anlayıştır. Demokrasi yalnızca benim gibi düşünenlerin değil, benim gibi düşünmeyenlerin de haklarını koruyabildiğim ölçüde anlam kazanır.
Bugün medreselerde eğitim gören gençler de bu ülkenin evlatlarıdır. Onların da hayalleri, hedefleri, umutları vardır. Kimisi imam olacak, kimisi öğretmen olacak, kimisi akademik çalışmalar yapacaktır. Onları sırf dini eğitim aldıkları için küçümsemek, toplumun bir kesimini ötekileştirmekten başka bir işe yaramaz.
Türkiye’nin ihtiyacı kutuplaşma değil, karşılıklı saygıdır. İnsanların inançlarından dolayı aşağılanmadığı, yaşam tarzlarından dolayı dışlanmadığı bir toplumsal iklimdir. Çünkü gerçek medeniyet; farklılıklara tahammül edebilmek, insan onuruna saygı göstermek ve herkesin özgürlüğünü savunabilmektir.
Mesele medrese değildir. Mesele, bazı çevrelerin İslam söz konusu olduğunda gösterdikleri tahammülsüzlüktür. Eğer özgürlük gerçekten savunulacaksa, bu özgürlük yalnızca belli kesimler için değil, toplumun tamamı için savunulmalıdır.
Kısacası bu ülkede din düşmanlığı yok İslam düşmanlığı var
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un şu sözlerini de buraya anlayanlar için eklemek istiyorum;
Kim demiş Avrupa insanı medeni?
Ne edep var ne haya çırılçıplak bedeni!
Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni;
Desenize hayvanlar bizden daha medeni!
Kul olmak çağdışıyken, soyunmak çağdaşlık,
Din kardeşliğini bıraktık biz, ecnebiyle kaynaştık..
Sünnet sakal yobazlık, top sakalsa medeni..
Unuttun sen ey vefasız ehli sünnet dedeni..