Hayat bazen insanı hiç hesapta olmayan sınavlarla karşı karşıya bırakır. Bu sınavların en ağırlarından biri ise sevdiğiniz bir insanın hastane yatağında yaşam mücadelesi verdiği günlerdir. O günlerde insan yalnızca hastalığa karşı değil, çoğu zaman sistemin eksikliklerine, bürokratik engellere ve ilgisizliğe karşı da mücadele etmek zorunda kalır.
Biz de son haftalarda annemizin yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle böyle bir mücadelenin tam ortasında kaldık.
Parkinson hastası olan annemiz, 23 Nisan 2025 tarihinde meydana gelen deprem sırasında evin sallanması sonucu düşmüş ve tamamen yatalak hale gelmişti. O tarihten sonra yaşamını büyük zorluklarla sürdürmeye çalışıyordu.
Ancak geçtiğimiz günlerde yaşadıklarımız, yalnızca bir hasta hikâyesi değil; aynı zamanda sağlık sistemimizin bazı yönlerinin yeniden sorgulanmasını gerektiren ibretlik bir tablo ortaya koydu.
Aynı Hasta İçin Üç Farklı Karar
Annemizin durumu ağırlaşınca ambulans çağırarak Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’ne başvurduk.
Burada yapılan ilk değerlendirmelerde ciğerlerinde ciddi enfeksiyon bulunduğu ve yoğun bakımda yatması gerektiği ifade edildi.
Fakat ilginç olan şuydu:
Bir doktor yoğun bakım gerektiğini söylüyor, başka bir doktor onay vermediği için yoğun bakıma alınamıyordu.
Bir süre sonra başka bir doktor tarafından taburcu edilmek istendi.
İnsan ister istemez şu soruları soruyor:
Bir hasta gerçekten yoğun bakım ihtiyacı içindeyse nasıl taburcu edilir?
Eğer taburcu edilecek durumdaysa neden yoğun bakım gerektiği söylenir?
Bir hastanın kaderi doktorlar arasındaki görüş ayrılıklarına mı bırakılmıştır?
Bu soruların hiçbirine net cevap bulamadık.
Daha da üzücü olan ise, ağır hasta olduğu belirtilen annemizi eve götürmek için ambulans talebimizin de karşılanmamasıydı.
Yoğun bakım ihtiyacı olduğu söylenen hastayı taksiyle eve götürmek zorunda kaldık.
Yoğun Bakım Aramak Hasta Yakınının Görevi mi?
Annemiz birkaç gün sonra yeniden fenalaştı.
Tekrar aynı hastaneye kaldırdık.
Bu kez doktorlar durumun daha ağır olduğunu, enfeksiyonun ilerlediğini ve entübe edilmesi gerektiğini söylediler.
Ancak saatler sonra elimize bir epikriz raporu verilerek başka hastanelerde yoğun bakım aramamız gerektiği ifade edildi.
O an sorduğum soru hâlâ cevapsızdır:
“Yoğun bakım bulmak hasta yakınının görevi mi, hastanenin görevi mi?”
Aldığım cevap yalnızca şuydu:
“Sistem böyle.”
Oysa sağlık sistemleri insanların hayatını kolaylaştırmak için vardır.
Bir hasta yakını zaten psikolojik olarak yıkılmış durumdayken, şehir şehir yoğun bakım aramak zorunda bırakılmamalıdır.
Hele ki söz konusu olan, yaşam ile ölüm arasında mücadele veren bir hasta ise.
Bir Doktorun İtirafı
Yaşadığımız süreç boyunca duyduğum en çarpıcı cümlelerden biri ise hastanenin kendi doktorlarından geldi.
Doktorun sözleri aynen şöyleydi:
“Hastalarınızı şehir hastanelerine getirmeyin. Çünkü burada istediğiniz ilgi gösterilmiyor. Doktorlar sorumluluk almamak için hastayı birbirine sevk ediyor.”
Bu sözleri söyleyen kişi herhangi bir vatandaş değil, sistemin içinde görev yapan bir hekimdi.
Elbette bütün doktorları aynı kefeye koymak doğru olmaz.
Türkiye’de gece gündüz fedakârca çalışan, mesleğini hakkıyla yerine getiren binlerce doktorumuz var.
Ancak sistemin içinden gelen bu tür eleştiriler, yaşanan sorunların münferit değil yapısal olabileceğini düşündürüyor.
Umudun Adresi: Pendik Özel Bölge Hastanesi
Kartal Şehir Hastanesi’nde yaşadığımız bu çelişkilerden sonra annemizi yeniden aynı hastaneye kaldırdık.
Bu kez doktorlara aynı hastanın birkaç saat içerisinde hem yoğun bakım hastası, hem entübe edilmesi gereken hasta, hem de taburcu edilecek hasta olarak değerlendirilmesini anlamakta güçlük çektiğimizi açıkça ifade ettik.
Yaptığımız görüşmeler sonucunda annemizin Pendik Özel Bölge Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi’ne sevki gerçekleştirildi.
Açık konuşmak gerekirse o gün annemizi kaybedeceğimizi düşünüyorduk.
Çünkü günlerdir süren belirsizlik ve ağır enfeksiyon nedeniyle umutlarımız tükenme noktasına gelmişti.
Ancak Pendik Özel Bölge Hastanesi’nde karşılaştığımız tablo bambaşkaydı.
Sağlıkta Farkı Yaratan Şey Bina Değil, İnsan
Son yıllarda sağlık alanında çok büyük hastane kompleksleri inşa edildi.
Şehir hastaneleri devasa yapılar olarak hizmete açıldı.
Fakat yaşadığımız süreç bize bir gerçeği gösterdi:
Sağlık hizmetinin kalitesini belirleyen şey betonarme binaların büyüklüğü değil, insanların mesleklerini ne kadar vicdanla yaptığıdır.
Pendik Özel Bölge Hastanesi’nde görev yapan doktorlar, hemşireler ve sağlık çalışanları annemizin tedavisiyle yakından ilgilendiler.
Her sorumuza cevap verdiler.
Süreci takip ettiler.
Tedaviyi planladılar.
Sorumluluk almaktan kaçmadılar.
Ve sonuç olarak annemizin sağlık durumunda gözle görülür bir iyileşme sağlandı.
Elbette şifayı veren yalnızca Allah’tır.
Fakat Allah bazı insanları vesile kılar.
Bu süreçte de annemizin iyileşmesine vesile olan sağlık çalışanlarının emeğini görmezden gelmek büyük haksızlık olur.
Eleştiriyorsak Takdir de Etmeliyiz
Toplum olarak çoğu zaman yalnızca olumsuzlukları konuşuyoruz.
Oysa görevini kötü yapanları eleştirdiğimiz kadar görevini hakkıyla yapanları da alkışlamalıyız.
Bu nedenle özellikle Pendik Özel Bölge Hastanesi Yoğun Bakım Doktoru Sayın Barış Çağlayan Bey başta olmak üzere, yoğun bakım hemşirelerine, hasta bakıcılarına ve hastanenin tüm çalışanlarına teşekkür etmeyi bir vicdan borcu olarak görüyorum.
Çünkü onlar yalnızca bir hastaya tedavi uygulamadılar.
Aynı zamanda umudunu kaybetmek üzere olan bir aileye moral verdiler.
Sağlıkta Asıl İhtiyaç Vicdandır
Bu yaşadıklarımızın ardından şunu çok daha net görüyorum:
Türkiye’nin sağlık sisteminde sadece yeni binalara değil, daha fazla koordinasyona, daha fazla sorumluluk bilincine ve daha fazla vicdana ihtiyaç vardır.
Bir hasta için farklı saatlerde birbirine tamamen zıt kararlar verilmemelidir.
Hasta yakınları yoğun bakım aramak zorunda bırakılmamalıdır.
Doktorlar arasında iletişim eksikliği nedeniyle insanlar mağdur edilmemelidir.
Çünkü sağlık hizmeti yalnızca tıbbi bir işlem değildir.
Sağlık hizmeti aynı zamanda insan hayatına verilen değerin göstergesidir.
Biz annemiz için mücadele ederken bir gerçeği çok yakından gördük:
Bazen bir hastayı yaşama bağlayan şey sadece ilaçlar değildir.
İlgi, merhamet, sorumluluk ve vicdan da en az ilaçlar kadar önemlidir.
Ve insan hayatının merkezde olmadığı hiçbir sistem, ne kadar büyük olursa olsun gerçek anlamda başarılı sayılamaz.