Murat MARAP
Köşe Yazarı
Murat MARAP
 

Kültür Yolu mu, Kültür Erozyonu mu?

Bir ülkenin kültür politikası, yalnızca konserlerden, sahnelerden, festivallerden ve eğlence organizasyonlarından ibaret değildir. Kültür; bir milletin hafızasıdır. İnancıdır, dili, musikisi, edebiyatı, mimarisi, gelenekleri, ahlak anlayışı, ortak değerleri ve nesilden nesile aktardığı hayat biçimidir. Tam da bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivallerini yalnızca “kaç sanatçı sahne aldı, kaç kişi konser izledi?” rakamları üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Asıl sorulması gereken soru şudur: Bu festivaller, hangi kültürün izlerini taşıyor? Çünkü kültür adına yapılan bir organizasyonun, o toplumun kültürel kodlarıyla ne kadar örtüştüğü tartışılmalıdır. Anadolu, binlerce yıllık bir medeniyet birikiminin üzerinde yükselen büyük bir kültür coğrafyasıdır. Bu topraklarda yalnızca şehirler değil; türküler, ilahiler, şiirler, hatıralar, gelenekler ve değerler yaşamaktadır. Bizim kültürümüzde Mevlânâ vardır, Yunus Emre vardır, Hacı Bektaş-ı Veli vardır. Karacaoğlan vardır, Âşık Veysel vardır. Fuzûlî vardır, Itrî vardır, Dede Efendi vardır. Peki bugün “kültür festivali” dediğimizde gençlerimize ne sunuyoruz? Kültürün asli unsurlarını mı? Yoksa popüler kültürün her geçen gün biraz daha büyüyen etkisini mi? Kültür, sadece popüler olan mıdır? Elbette sanatçılar konser verecek, gençler eğlenecek, şehirler hareketlenecek. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak kamu kaynaklarıyla gerçekleştirilen ve adına Kültür Yolu denilen bir organizasyonun kültür boyutu daha geniş düşünülmelidir. Festival programlarında Anadolu'nun yerel sanatçılarına, geleneksel musikisine, halk kültürüne, tasavvuf musikisine, âşıklık geleneğine, geleneksel sanatlarına ve edebiyatına ne kadar yer veriliyor? Bir tarafta milyonlarca liralık sahne organizasyonları, dev konserler ve popüler isimler… Diğer tarafta kendi kültürünü yaşatmaya çalışan yerel sanatçılar, ustalar, zanaatkârlar ve geleneksel sanat erbabı… Burada bir tercih meselesi ortaya çıkıyor. Kültür Bakanlığı popüler olanı mı büyütüyor, yoksa kültürümüzü mü yaşatıyor? İnançlara saygı nerede başlıyor? Bir başka önemli mesele de toplumun dini ve manevi değerleridir. Türkiye'de milyonlarca insan için dini inançlar hayatın önemli bir parçasıdır. Bu insanların kutsallarına, inançlarına ve hassasiyetlerine saygı göstermek kültürün de bir parçasıdır. Elbette sanat özgür olmalıdır. Ancak özgürlük ile başkasının kutsalına hakaret etmek arasında çok önemli bir fark vardır. Sanat adı altında dini değerlere yönelik aşağılayıcı veya hakaret olarak algılanabilecek ifadeler kullanıldığında, buna “sanat özgürlüğü” diyerek tartışmayı kapatmak doğru değildir. Çünkü kamuya açık bir festivalin sahnesi yalnızca sanatçının sahnesi değildir. O sahne, toplumun ortak alanıdır. Dolayısıyla sanatçı özgürlüğü kadar toplumun değerlerine saygı da gözetilmelidir. Peki ya LGBT göndermeleri? Benzer şekilde, festivallerde LGBT temalı mesajların, sembollerin veya çağrışımların yer alması da toplumun önemli bir kesiminde rahatsızlık oluşturabiliyor. Burada mesele insanların özel hayatına müdahale etmek değildir. Mesele, kamu eliyle düzenlenen bir kültür organizasyonunun hangi değerleri görünür ve özendirici biçimde öne çıkardığıdır. Kültür Bakanlığı'nın görevi toplumsal tartışmaları körüklemek değil, toplumun kültürel ortak paydasını güçlendirmek olmalıdır. Türkiye'nin kültür politikasının merkezinde Anadolu'nun kendi tarihsel ve kültürel birikimi bulunmalıdır. Çünkü kültür ithal edilecek bir ürün değildir. Kültür, yaşatılır. Kültür Yolu'nun yönü nereye? İşte burada Bakanlığa çok açık bir soru sormak gerekiyor: Kültür Yolu Festivalleri'nin yolu nereye gidiyor? Anadolu'ya mı? Yoksa küresel popüler kültüre mi? Gençlerimize kendi medeniyetlerinin büyük isimlerini tanıtıyor muyuz? Yoksa onları yalnızca tüketim kültürünün, magazinin ve popüler eğlencenin içine mi çekiyoruz? Bir genç Yunus Emre'yi bilmiyorsa, Itrî'yi tanımıyorsa, Âşık Veysel'in sazını ve sözünü duymuyorsa; fakat festival programındaki popüler kültür figürlerinin tamamını biliyorsa burada kültür politikamızı yeniden düşünmemiz gerekmez mi? Kültür erozyonu sessiz gerçekleşir Kültür erozyonu bir gecede meydana gelmez. Bir toplumun kendi değerlerinden uzaklaşması, çoğu zaman küçük tercihlerle başlar. Önce kendi musikimiz geri plana itilir. Sonra geleneksel sanatlarımız “eski” bulunur. Ardından kendi değerlerimiz gençlerin dünyasında yeterince temsil edilmez. Bir süre sonra da başka kültürlerin sembolleri ve yaşam biçimleri “modernlik” adı altında normalleştirilir. Sonunda toplum kendi kültürüne yabancılaşmaya başlar. İşte benim asıl endişem budur. Kültür Bakanlığı'nın görevi kültür erozyonunu hızlandırmak değil, kültürel hafızayı korumaktır. Festival yapmak kolaydır. Dev sahneler kurmak kolaydır. Ünlü sanatçıları getirmek kolaydır. Asıl mesele, bütün bunların içine Anadolu'nun ruhunu yerleştirebilmektir. Bakanlık kimin kültürüne hizmet ediyor? Buradan Kültür ve Turizm Bakanlığı'na açıkça sormak istiyorum: Siz kimin kültürünü temsil ediyorsunuz? Anadolu'nun kültürünü mü? Bu milletin tarih boyunca oluşturduğu ortak değerleri mi? Yoksa küresel popüler kültürün giderek sınırları aşan etkisini mi? Eğer bir festivalin adı “Kültür Yolu” ise, o yolun üzerinde Anadolu'nun izleri daha güçlü görünmelidir. Yunus Emre'nin sözü, Âşık Veysel'in sazı, Mehmet Âkif'in mısraları, Dede Efendi'nin musikisi, Mevlânâ'nın gönül dünyası, Anadolu'nun el sanatları, halk oyunları, türkülerimiz, masallarımız, destanlarımız, geleneklerimiz… Bunlar bir milletin kültür yolunun taşlarıdır. Bunların yerine yalnızca popüler kültürün gösterişli vitrinini koyarsanız, adına kültür festivali demek meseleyi çözmez. Eğlence başka, kültür başka Kimse eğlenceye karşı olduğumuzu söylemesin. Elbette insanlar konser dinleyecek, eğlenecek, şehirler ekonomik hareketlilik yaşayacak. Fakat kültür politikası ile eğlence politikası birbirine karıştırılmamalıdır. Kültür Bakanlığı'nın önceliği, milletin kültürel sermayesini gelecek nesillere aktarmaktır. Popüler kültür zaten her yerde. Televizyonda var. Sosyal medyada var. Dijital platformlarda var. Küresel eğlence sektöründe var. Devletin yapması gereken ise piyasada yeterince temsil edilmeyen, unutulmaya yüz tutan ve korunması gereken kendi kültürel değerlerine sahip çıkmaktır. ...................................... Kültür Yolu Festivalleri'nin daha fazla sorgulanması gerekiyor. Harcanan bütçelerden önce kültürel öncelikler konuşulmalı. Kaç kişinin konser izlediğinden önce, kaç gencimizin kendi kültürünü tanıdığı sorulmalı. Kaç ünlünün sahne aldığı değil, Anadolu'nun kaç değerinin sahneye taşındığı ölçülmeli. Çünkü bir milletin geleceği yalnızca ekonomisiyle, teknolojisiyle veya binalarıyla kurulmaz. Hafızasıyla kurulur. Kendi kültürüne yabancılaşan bir toplum, zamanla kendi kimliğine de yabancılaşır. Bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önünde tarihi bir sorumluluk vardır: Kültür Yolu'nu gerçekten Anadolu'nun kültürüne, tarihine ve medeniyetine bağlamak. Yoksa bugün festival adı altında alkışlanan bazı tercihler, yarın geriye dönüp baktığımızda birer kültür erozyonunun kilometre taşları olarak karşımıza çıkabilir. Benim itirazım sanata değil. Benim itirazım özgürlüğe değil. Benim itirazım, kültürümüzün kendi vatanında ikinci plana itilmesine. Ve sorum hâlâ aynı: Kültür Bakanlığı, Kültür Yolu ile hangi kültürün yolunu yürütüyor?
Ekleme Tarihi: 14 Eylül 2026 -Pazartesi
Murat MARAP

Kültür Yolu mu, Kültür Erozyonu mu?

Bir ülkenin kültür politikası, yalnızca konserlerden, sahnelerden, festivallerden ve eğlence organizasyonlarından ibaret değildir. Kültür; bir milletin hafızasıdır. İnancıdır, dili, musikisi, edebiyatı, mimarisi, gelenekleri, ahlak anlayışı, ortak değerleri ve nesilden nesile aktardığı hayat biçimidir.

Tam da bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivallerini yalnızca “kaç sanatçı sahne aldı, kaç kişi konser izledi?” rakamları üzerinden değerlendirmek doğru değildir.

Asıl sorulması gereken soru şudur:

Bu festivaller, hangi kültürün izlerini taşıyor?

Çünkü kültür adına yapılan bir organizasyonun, o toplumun kültürel kodlarıyla ne kadar örtüştüğü tartışılmalıdır.

Anadolu, binlerce yıllık bir medeniyet birikiminin üzerinde yükselen büyük bir kültür coğrafyasıdır. Bu topraklarda yalnızca şehirler değil; türküler, ilahiler, şiirler, hatıralar, gelenekler ve değerler yaşamaktadır.

Bizim kültürümüzde Mevlânâ vardır, Yunus Emre vardır, Hacı Bektaş-ı Veli vardır. Karacaoğlan vardır, Âşık Veysel vardır. Fuzûlî vardır, Itrî vardır, Dede Efendi vardır.

Peki bugün “kültür festivali” dediğimizde gençlerimize ne sunuyoruz?

Kültürün asli unsurlarını mı?

Yoksa popüler kültürün her geçen gün biraz daha büyüyen etkisini mi?

Kültür, sadece popüler olan mıdır?

Elbette sanatçılar konser verecek, gençler eğlenecek, şehirler hareketlenecek. Buna kimsenin itirazı yok.

Ancak kamu kaynaklarıyla gerçekleştirilen ve adına Kültür Yolu denilen bir organizasyonun kültür boyutu daha geniş düşünülmelidir.

Festival programlarında Anadolu'nun yerel sanatçılarına, geleneksel musikisine, halk kültürüne, tasavvuf musikisine, âşıklık geleneğine, geleneksel sanatlarına ve edebiyatına ne kadar yer veriliyor?

Bir tarafta milyonlarca liralık sahne organizasyonları, dev konserler ve popüler isimler…

Diğer tarafta kendi kültürünü yaşatmaya çalışan yerel sanatçılar, ustalar, zanaatkârlar ve geleneksel sanat erbabı…

Burada bir tercih meselesi ortaya çıkıyor.

Kültür Bakanlığı popüler olanı mı büyütüyor, yoksa kültürümüzü mü yaşatıyor?

İnançlara saygı nerede başlıyor?

Bir başka önemli mesele de toplumun dini ve manevi değerleridir.

Türkiye'de milyonlarca insan için dini inançlar hayatın önemli bir parçasıdır. Bu insanların kutsallarına, inançlarına ve hassasiyetlerine saygı göstermek kültürün de bir parçasıdır.

Elbette sanat özgür olmalıdır.

Ancak özgürlük ile başkasının kutsalına hakaret etmek arasında çok önemli bir fark vardır.

Sanat adı altında dini değerlere yönelik aşağılayıcı veya hakaret olarak algılanabilecek ifadeler kullanıldığında, buna “sanat özgürlüğü” diyerek tartışmayı kapatmak doğru değildir.

Çünkü kamuya açık bir festivalin sahnesi yalnızca sanatçının sahnesi değildir.

O sahne, toplumun ortak alanıdır.

Dolayısıyla sanatçı özgürlüğü kadar toplumun değerlerine saygı da gözetilmelidir.

Peki ya LGBT göndermeleri?

Benzer şekilde, festivallerde LGBT temalı mesajların, sembollerin veya çağrışımların yer alması da toplumun önemli bir kesiminde rahatsızlık oluşturabiliyor.

Burada mesele insanların özel hayatına müdahale etmek değildir.

Mesele, kamu eliyle düzenlenen bir kültür organizasyonunun hangi değerleri görünür ve özendirici biçimde öne çıkardığıdır.

Kültür Bakanlığı'nın görevi toplumsal tartışmaları körüklemek değil, toplumun kültürel ortak paydasını güçlendirmek olmalıdır.

Türkiye'nin kültür politikasının merkezinde Anadolu'nun kendi tarihsel ve kültürel birikimi bulunmalıdır.

Çünkü kültür ithal edilecek bir ürün değildir.

Kültür, yaşatılır.

Kültür Yolu'nun yönü nereye?

İşte burada Bakanlığa çok açık bir soru sormak gerekiyor:

Kültür Yolu Festivalleri'nin yolu nereye gidiyor?

Anadolu'ya mı?

Yoksa küresel popüler kültüre mi?

Gençlerimize kendi medeniyetlerinin büyük isimlerini tanıtıyor muyuz?

Yoksa onları yalnızca tüketim kültürünün, magazinin ve popüler eğlencenin içine mi çekiyoruz?

Bir genç Yunus Emre'yi bilmiyorsa, Itrî'yi tanımıyorsa, Âşık Veysel'in sazını ve sözünü duymuyorsa; fakat festival programındaki popüler kültür figürlerinin tamamını biliyorsa burada kültür politikamızı yeniden düşünmemiz gerekmez mi?

Kültür erozyonu sessiz gerçekleşir

Kültür erozyonu bir gecede meydana gelmez.

Bir toplumun kendi değerlerinden uzaklaşması, çoğu zaman küçük tercihlerle başlar.

Önce kendi musikimiz geri plana itilir.

Sonra geleneksel sanatlarımız “eski” bulunur.

Ardından kendi değerlerimiz gençlerin dünyasında yeterince temsil edilmez.

Bir süre sonra da başka kültürlerin sembolleri ve yaşam biçimleri “modernlik” adı altında normalleştirilir.

Sonunda toplum kendi kültürüne yabancılaşmaya başlar.

İşte benim asıl endişem budur.

Kültür Bakanlığı'nın görevi kültür erozyonunu hızlandırmak değil, kültürel hafızayı korumaktır.

Festival yapmak kolaydır.

Dev sahneler kurmak kolaydır.

Ünlü sanatçıları getirmek kolaydır.

Asıl mesele, bütün bunların içine Anadolu'nun ruhunu yerleştirebilmektir.

Bakanlık kimin kültürüne hizmet ediyor?

Buradan Kültür ve Turizm Bakanlığı'na açıkça sormak istiyorum:

Siz kimin kültürünü temsil ediyorsunuz?

Anadolu'nun kültürünü mü?

Bu milletin tarih boyunca oluşturduğu ortak değerleri mi?

Yoksa küresel popüler kültürün giderek sınırları aşan etkisini mi?

Eğer bir festivalin adı “Kültür Yolu” ise, o yolun üzerinde Anadolu'nun izleri daha güçlü görünmelidir.

Yunus Emre'nin sözü,

Âşık Veysel'in sazı,

Mehmet Âkif'in mısraları,

Dede Efendi'nin musikisi,

Mevlânâ'nın gönül dünyası,

Anadolu'nun el sanatları,

halk oyunları,

türkülerimiz,

masallarımız,

destanlarımız,

geleneklerimiz…

Bunlar bir milletin kültür yolunun taşlarıdır.

Bunların yerine yalnızca popüler kültürün gösterişli vitrinini koyarsanız, adına kültür festivali demek meseleyi çözmez.

Eğlence başka, kültür başka

Kimse eğlenceye karşı olduğumuzu söylemesin.

Elbette insanlar konser dinleyecek, eğlenecek, şehirler ekonomik hareketlilik yaşayacak.

Fakat kültür politikası ile eğlence politikası birbirine karıştırılmamalıdır.

Kültür Bakanlığı'nın önceliği, milletin kültürel sermayesini gelecek nesillere aktarmaktır.

Popüler kültür zaten her yerde.

Televizyonda var.

Sosyal medyada var.

Dijital platformlarda var.

Küresel eğlence sektöründe var.

Devletin yapması gereken ise piyasada yeterince temsil edilmeyen, unutulmaya yüz tutan ve korunması gereken kendi kültürel değerlerine sahip çıkmaktır.

......................................

Kültür Yolu Festivalleri'nin daha fazla sorgulanması gerekiyor.

Harcanan bütçelerden önce kültürel öncelikler konuşulmalı.

Kaç kişinin konser izlediğinden önce, kaç gencimizin kendi kültürünü tanıdığı sorulmalı.

Kaç ünlünün sahne aldığı değil, Anadolu'nun kaç değerinin sahneye taşındığı ölçülmeli.

Çünkü bir milletin geleceği yalnızca ekonomisiyle, teknolojisiyle veya binalarıyla kurulmaz.

Hafızasıyla kurulur.

Kendi kültürüne yabancılaşan bir toplum, zamanla kendi kimliğine de yabancılaşır.

Bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önünde tarihi bir sorumluluk vardır:

Kültür Yolu'nu gerçekten Anadolu'nun kültürüne, tarihine ve medeniyetine bağlamak.

Yoksa bugün festival adı altında alkışlanan bazı tercihler, yarın geriye dönüp baktığımızda birer kültür erozyonunun kilometre taşları olarak karşımıza çıkabilir.

Benim itirazım sanata değil.

Benim itirazım özgürlüğe değil.

Benim itirazım, kültürümüzün kendi vatanında ikinci plana itilmesine.

Ve sorum hâlâ aynı:

Kültür Bakanlığı, Kültür Yolu ile hangi kültürün yolunu yürütüyor?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi