Abartmamak kaydıyla arada bir maziye uzanmak, hoş anıları yâd etmek bilaistisna hepimizi rahatlatıyor, terapi işlevi görüyor…
Yok yok, pazar günü kahir ekseriyetin yanlışlarında ısrar edişine, patlamaya hazır volkan gibi çatacak birini bekleyişine, aynı hataları sürekli tekrarlayıp farklı sonuç umuşuna, anti depresan ilaçları pastil gibi tüketişine, inanılmaz hayat pahalılığı altında bilhassa emeklilerin ve asgari ücretlilerin ezilişine değinip başınızı ağrıtmayacağız…
İçinde bulunduğumuz ramazan ayından sebep, oruçla alakalı ilginç hatıramızı nakledip bir de tavsiyede bulunacağız naçizane…
Futbol dünyasında evvel zaman içinde hocalar “Oruç tutulmasına müsaade etmiyordu” çoğunlukla…
Hatırladıkça kızıyoruz ama suçlamıyoruz zira pek çok konuda olduğu üzere o hususta da “Bildikleri yanıldıklarına yetmiyordu” …

Oyuncuları Gazi Koşuna hazırlıyormuşçasına koşturup saatlerce su içirtmemeyi ilim; inancın gücünü ıskalamayı marifet sanıyorlardı belki de!
Mesela saygın bir teknik adam sezon başı hazırlık kampında (sabah akşam koşulurken) oruç tutanları (bir kişiyi!) öğle yemeğinde masaya oturtmayı disiplin sanıyordu…
Tabii şöhrete ulaştığınızda, takımın vazgeçilmezi pozisyonuna terfi ettiğinizde bırakın ikazı, yasaklamayı; gıyabınızda övgülere mazhar olabiliyordunuz diyelim, anlayın çifte standardı!
<img alt="futbol, futbol ve şunu diyen bir yazı 'PREVIEW TURKEY COMING TO WEMBLEY after S0 и ENGLAND CLUBCALL England's Noillusio PHONE 0898 12 96 Hear latest match reports, team selections and other news the England squad, 24 day, daysa England catch catchu Clubcall,t official service. avourite Phone your Clubcall number MANCHESTERUTD 08981 ARSENAL EVERTON 08981 230 MANCHESTERCIT NEWCASTLEUTD reason 398121188 88 England beo their LIVERPOOL 21172 08981 0898121184 include: SUNDERLAND WIMBLEDON" scoreboand0898="" clubcall.="" your="" team="" talking.="" ae="" pasupercall'="" görseli="" olabilir"="" class="x15mokao x16uus16 x193iq5w x19kjcj4 x1bwycvy x1ga7v0g x4fas0m xbiv7yw" data-visualcompletion="media-vc-image" referrerpolicy="origin-when-cross-origin" data-cke-saved-src="https://scontent.fsaw2-2.fna.fbcdn.net/v/t39.30808-6/640322320_10163026513080679_8523402627852009110_n.jpg?_nc_cat=107&ccb=1-7&_nc_sid=13d280&_nc_ohc=4qUKnfnPa1cQ7kNvwEgq-E1&_nc_oc=AdkZ-kcZn1QLbuY_cZunDRizO1wFn_1ehJNS9TE4qtnwMGBMYJdoZ0Tm1qiPF3E42IQpxtIuY7_Z58Na4GSRdvv9&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fsaw2-2.fna&_nc_gid=O1tGM3AirTGVqqBRo7DrOw&oh=00_AfsPvvsaylRDIIjxskNy7bq3KywGv7d-L2UBcWvri8jeiA&oe=69A0F2F0" src="https://scontent.fsaw2-2.fna.fbcdn.net/v/t39.30808-6/640322320_10163026513080679_8523402627852009110_n.jpg?_nc_cat=107&ccb=1-7&_nc_sid=13d280&_nc_ohc=4qUKnfnPa1cQ7kNvwEgq-E1&_nc_oc=AdkZ-kcZn1QLbuY_cZunDRizO1wFn_1ehJNS9TE4qtnwMGBMYJdoZ0Tm1qiPF3E42IQpxtIuY7_Z58Na4GSRdvv9&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fsaw2-2.fna&_nc_gid=O1tGM3AirTGVqqBRo7DrOw&oh=00_AfsPvvsaylRDIIjxskNy7bq3KywGv7d-L2UBcWvri8jeiA&oe=69A0F2F0">
Tevafuka bakın takvimler 29 Nisan 1987’yi gösterirken milli takımın İngiltere ile 3. randevusu vardı (ilk iki maçın skoru 13-0) ve o gün ramazanın başlangıcıydı…
“İbadette gizli kabahatte gizli olmalı” düsturu gereği kimseye bir şey söylemeden maç yemeği yiyenlerin yanına oturup araziye karışmayı denedik çünkü A Milli Takımda o ana değin sadece 4 kez forma giymiştik (Polonya 1-1, İsviçre 1-0, Yugoslavya 0-4, K. İrlanda 0-0.)
Nasıl olduysa çiçeği burnunda M. Denizli o hengamede ellerimizin ve ağzımızın işlemediğini fark edip soracaktı;
-Evladım, niye yiyip içmiyorsun?
-???
-Şu önündeki portakal suyundan içsene
-???
Gerisini tam hatırlayamıyoruz; anne ve babasının dindarlığından (yahut hacı hocalığından) dem vurup birtakım tavsiyelerde bulunmuştu galiba. Allah için kendisine “Orucu yıllardır tuttuğumuzu ve asla etkilemediğini” söyleyince üstelemedi…
Ayıptır söylemesi yıllar yılı maç günleri aynı rutini sürdürdüğümüz halde futbolun bireysel bir aktivite olmayışından, herkesin birbirine muhtaç oluşundan, kazanıldığında nereden baksanız en az 80-100 kişinin nemalanışından sebep başkalarının hakkına girmeme adına “Kendimizi iyi hissetmezsek bozarız” diye niyetlendik (şükür hiç bozmadık.) Ve o düşünceyle kaç maç oynadıysak (ne olur ne olmaz diye) Şevval ayında o sayıda günü yeniden tuttuk…
Doğrusunu isterseniz başlama düdüğüne saatler kalmıştı ve yalnızca sahada yaşanabilecekler ile neler yapabileceğimize kafa yoruyorduk. Hezimet korkusuyla sakatım diyenler rahatken(!) o an masallardaki sihirli peri karşımıza çıkıp “3 gol yemeye razı mısın?” deseydi “2-0 olmaz mı?” diye zarf atıp(!) ikiletmeden kabul ederdik…
Rakibin ilk ciddi atağında Lineker’in volesi (üzerimize geldi, şiddetli değildi) eğer açık köşeden ağlarla kucaklaşsa muhtemelen hikâyenin gerisini anlatmaya lüzum kalmayacak ve sadece hasarı azaltmaya çalışacaktık!
Pozisyonun akabinde havanın rüzgârlı oluşu, hakemin lehimize hiçbir şeyi es geçmeyişi, İngilizlerin bizi hafife alışı, gol yemeyince takım direncinin artışı, herkesin maksimumuyla mücadele edişi derken her şey mükemmel gelişecekti…
Bitime yakın Hataley’in kafa şutunu bloke edişimiz (mesafe yakındı ve topu görmedik bile; o sene dünyanın 7. En Güzel Kurtarışı seçilecekti) ve seyircinin 15-20 saniye adımızla tempo tutuşu harikaydı doğrusu (samimiyetle söylüyoruz çapımızı aşmıştı o plonjon) …
Şaşkınlık ve mutlulukla otele döndüğümüzde (İngilizler Efes’te, milli takım yan sokaktaki Karaca’da kalıyordu) bir gazetecinin “Ne hissediyorsun, nasıl oldu da bu kez yenilmedik?” sorusuna spontane “Yemek orucu bozuyor” cevabını yapıştırdık…
Hiç mi hiç gereği yoktu ve o güne yeniden ışınlansak asla o cevabı vermeyiz. Rövanşta gelen geçen gol olunca “Keşke ikinci maçta ramazana denk gelseydi!” diye düşünmedik dersek yalan olur!
Bakın bir nokta çok açık; Maradona (biri elle iki gol), Bryan Robson’un sakatlığı, Bobby Robson’un Waddle’ı ve Barnes’ı yeterince kullanmayışı, Tunuslu hakem Ali Bin Nasır faktörleri üst üste geldiğinden ötürü İngiltere 1986 Dünya Kupası’nda finale çıkamadı. Ve bizden her yönüyle üstün bir takımdı…
Unutmadan 0-0’ın rövanşı öncesi peri gelip aynı teklifi yenileseydi 2-0 mağlubiyeti kabul etmezdik! İşte size haddini bilmemenin çarpıcı bir örneği!
İsteyen istediğini düşünerek yorum getirebilir ancak yıllar yılı oruçlu çıkıp da kötü, vasat performans gösterdiğimiz tek bir maçımız dahi olmadı…
Madem bunu biliyordun, sayısız kereler sağlamasını yapmıştın; öyleyse neden en azından önemli müsabakalara “Niyetli çıkmadın?” diyecekleri merakta bırakmayalım! O vakit asla faydasını göremezdik çünkü Yaradan’ın rızası değil gol yememek olurdu! Daha fenası riyakarlık çamuru bulaşırdı üzerimize…
Malumunuz üzere “Dualarım kabul olmuyor” sızlanması sıklıkla işitilir çevrede. Sahi neden duası kabul edilmez ademoğlunun? Oysa “Dua edin karşılık vereyim – Mümin 60”, “Deki, Duanız olmasa Rabbim size niye değer versin – Furkan 77” deniliyor kitapta…
Kur’an’ın en temel özelliklerindendir kendini tefsir edişi ve bırakalım cevabı kendisi versin; “Allah iman edip doğru ve yararlı işler yapanların duasını kabul eder –
Şura 26”, “Korkarak ve umarak dua edin – Araf 56.” Demek ki iman, samimiyet, süreklilik dışında “İnsana uğrunda çaba gösterdiği dışında bir şey verilmeyecektir –
Necm 39” ayeti ışığında eş zamanlı güzel fiiller de ortaya koyulmalı, gereken çaba da gösterilmeli elden geldiğince. Ki yakarışlar geri çevrilmesin!
Ahali o güzelim kitabı özenle muhafaza ettiği yerden çıkarıp dikkatle, düşünerek okumadıkça, anlamadıkça, hayatına sokmadıkça huzur da bulamayacak, huzur da vermeyecek…