Hafızamız yanıltmıyorsa lise yıllarında (1974-1978) elimize almıştık “Vadim O Kadar Yeşildi ki” kitabını…
Richard Llewellyn’in (1906-1983) ünlü romanını bitirip bitirmediğimizi nedense hatırlamıyoruz (filmi 5 Oscar kazanmıştı) …

Rahmetli Mahmut abinin (Doruk) zengin kütüphanesinden az kitap almamıştık ödünç. Balzac’la, Dickens’la, London’la, Sienkiewicz’le, Hamsun’la nurlar içinde yatsın mühendis komşumuz sayesinde tanışmıştık…
Birini okumadan diğerini vermediğinden 380-400 sayfayı ekseriye aynı gün okurduk ki yenisini alabilelim! Tabii şimdiki aklımız olsa o kadar acele etmez ve yavaş yavaş, sindire sindire yol alır, keyfini çıkarırdık!
İnternette gezinirken dikkatli bir film sever olduğumuz halde “How Green Was My Valley’i” izlemediğimizi keşfetmiştik…

Yönetmen John Ford’un en iddialı yapımlarından biri kabul edilen ve ABD Ulusal Film Arşivinde muhafaza edilen film umduğumuzun fevkindeydi…
Galler’de kömür madeninde çalışan insanların hayatından Morgan ailesini merkeze koyarak kesitler sunan görüntüleri zevkle izlerken aklımıza ilk gelen şey şaşıracaksınız ama ülkemizin görüp göreceği en renkli hocalardan Galli John Benjamin Toshack oldu…
Çünkü önemli maçlar öncesi konuşmasını şu sözlerle tamamlardı; “Benim büyüdüğüm yerde erkeklerin hemen hepsi kömür madeninde çalışırdı. 400-800 metre derinlikte zorlu şartlarda sürekli ölümle yüz yüze geldikleri halde maden kapanmasın diye dua ederlerdi ki aç kalmasınlar. Sizler dünyanın en zevkli işini yapıyor, sürekli geziyor, lüks otellerde kalıyor, en güzel yemekleri yiyor, alkışlanıyor, üstüne de para kazanıyorsunuz. Şükredin ve ne kadar şanslı olduğunuzu sakın unutmayın!” Tüm stadyumlara, futbol tesislerine asılsa yeridir…
Sebebini anlamakta zorlandığımız acı bir gerçek var ortada; okumayı ve yazmayı sevmiyoruz. Oysa romanlardan, hikayelerden, denemelerden, masallardan, şiirlerden, bilimsel makalelerden biraz seçici olmak kaydıyla yığınla şey öğrenilebilir…
Okumaya-yazmayla ezelden küs ahaliden sıklıkla işitilir “Yurt dışında metroda, otobüs durağında, parkta derken hemen her yerde insanlar okuyor ama ya boş şeyler okuyor ya da okuduklarının pek faydasını görmüyor” …
Buna nasıl karar verdiklerini bilemesekte boş oturup dedikodu yapmaktan yahut aylak aylak gezinip durmaktan kat be kat makbuldür 3-5 sayfayı taramak…
Kahir ekseriyet burnundan soluyor, hayat şartları giderek ağırlaşıp belleri büküyor, yarınlar adına kısa ve orta vadede ışık gözükmüyor iken “Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olurmuş” deyip birçoğu kendi hatalarımız neticesi çekilen çilelere inat yaşama gülümsemek mümkün müdür dersiniz?
Ramazanınız hayırlara vesile olsun; dileriz bu sefer aç-susuz kalmakla yetinmeyip ahlakımızı da güzelleştirir, kendimizle barışmayı da beceririz…
“Yanılarak, unutarak, kasıtsız yiyip içmenin” değil “Yalanın, iftiranın, gıybetin, can yakmanın, devleti yahut insanı dolandırmanın” orucu bozabileceğini (en azından istenen faydayı sağlayamayacağını) aklımızdan çıkarmamalıyız...