Bazı istifalar vardır…
Sessiz sedasız geçer gider.
Bazı istifalar ise bir partinin içerisindeki dengeleri, tercihleri ve öncelikleri bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarır.
Doğan Bekin’in istifası işte böyle bir istifadır.
Çünkü burada sıradan bir MYK değişikliğinden söz etmiyoruz.
Burada, Millî Görüş hareketinin geçmişinden gelen bir isimle, partiye daha sonra katılmış bir isim arasında yaşanan ağır bir tartışmanın ardından ortaya çıkan siyasi tabloyu konuşuyoruz.
Ve ortaya çıkan tablo, ister istemez şu soruyu sorduruyor:
DOĞAN BEKİN NEDEN FEDA EDİLDİ?
Doğan Bekin, TBMM’de yaptığı açıklamada Genel Başkan Yardımcılığı ve MYK üyeliğinden Fatih Erbakan’ın isteği üzerine ayrıldığını söyledi. Üstelik bunu istemeyerek yaptığını ve kendisi açısından acı verici olduğunu açıkça ifade etti.
Ama dikkat!
Bekin parti kapısından çıkmadı.
Milletvekilliğinden istifa etmedi.
Millî Görüş davasından vazgeçmedi.
Tam tersine, siyasi mücadelesini Yeniden Refah Partisi çatısı altında sürdüreceğini açıkladı.
Yani ortada partisini terk eden bir Doğan Bekin yok.
Görevinden ayrılan ama davasından ayrılmayan bir Doğan Bekin var.
Şimdi soruyorum:
Peki neden?
Tartışmanın merkezinde Suat Kılıç’ın geçmişte yazdığı “Son Ispartalı” isimli kitapta yer alan 28 Şubat değerlendirmeleri bulunuyor.
Bekin, Meclis’te yaptığı açıklamada kitapta merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a ilişkin çok ağır bulduğu ifadeleri gündeme taşıdı. Bekin’in aktardığı bölümde, “28 Şubat’ın mimarı Erbakan, mühendisi ise Demirel’dir” değerlendirmesinin yer aldığını söyledi.
Şimdi bir dakika!
28 Şubat…
Millî Görüş camiası için sıradan bir tarih midir?
Hayır!
Refah Partisi’nin kapatılması…
Merhum Erbakan’ın siyasi mücadelesi…
Millî Görüş kadrolarının yaşadığı baskılar…
Ve bütün bunların hafızalarda bıraktığı iz…
Bunların tamamı hâlâ canlıdır.
Dolayısıyla Doğan Bekin’in bu ifadeleri gündeme taşıması, kendi siyasi duruşu açısından son derece nettir.
Bekin, Kılıç’tan kamuoyu önünde özür dilemesini istedi.
Bekin’in açıklamasına göre bu özür gerçekleşmedi.
Ve parti yönetiminin tutumu da Bekin’in tepkisini daha da büyüttü.
Şimdi gelelim meselenin can alıcı noktasına…
Bir tarafta Erbakan’ın siyasi mirasına ilişkin sert itirazları olan Doğan Bekin…
Diğer tarafta geçmişte yazdığı ifadeler nedeniyle eleştirilen Suat Kılıç…
Ve sonuç?
Görevlerinden ayrılan Doğan Bekin!
İşte insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
NEDEN BEKİN?
Neden yıllardır Millî Görüş hareketinin içerisinde bulunan bir isim?
Neden bu tartışmayı gündeme taşıyan isim?
Neden Kılıç-Bekin geriliminde görevinden ayrılan taraf Bekin oldu?
Bunların cevabını ben vermiyorum.
Bu soruları kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.
Çünkü siyasette bazen verilen karar kadar, verilmeyen karar da önemlidir.
......................................
İşte benim asıl itirazım burada.
Ben bugün Doğan Bekin’in görevden ayrılmasını sadece bir “istifa” olarak okumuyorum.
Bir siyasi mesaj olarak okuyorum.
Çünkü yıllardır Millî Görüş hareketinin içerisinde bulunan bir isim, parti yönetiminde Suat Kılıç’ın konumunu, tutumunu eleştiriyor.
Kılıç’ın geçmişteki ifadelerini gündeme getiriyor.
Özür talep ediyor.
Parti yönetiminin tutumunu eleştiriyor.
Ve sonunda görevlerinden el çektiriliyor, ayrılıyor.
Böyle bir tabloda kamuoyunun kafasında soru işareti oluşması kadar doğal ne olabilir?
Doğan Bekin’in merhum Erbakan ve merhum Fehim Adak gibi Millî Görüş hareketinin önemli isimleriyle birlikte yetişmiş bir siyasi geçmişi var.
Bugün ise o geçmişe sahip bir isim, kendi partisi içerisinde çok ağır bir tartışmanın merkezinde görevlerinden el çektiriliyor.
İşte burada insanın aklına şu geliyor:
Bir hareketin hafızasını taşıyan isimi korumak mı daha önemli, yoksa partiye sonradan katılan yazdığı kitapta merhum Erbakan'a atfen söz söyleyen birini mi daha önemli?
Bu sorunun cevabını ben vermiyorum.
Ama bu soru artık masanın üzerindedir.
Ve hiç kimse “sorulmasın” diyerek bu soruyu ortadan kaldıramaz.
Mesele yalnızca Suat Kılıç değildir.
Mesele, bir siyasi partinin geçmişine nasıl baktığıdır.
Mesele, Erbakan'ın siyasi mirasının nasıl sahiplenildiğidir.
Mesele, 28 Şubat gibi Millî Görüş açısından son derece travmatik bir dönemin nasıl değerlendirildiğidir.
Ve mesele, parti içerisinde bu tür tartışmaların nasıl yönetildiğidir.
Bekin’in açıklamalarında Suat Kılıç’a yönelik “FETÖ’nün altın çocukları” şeklinde son derece ağır bir niteleme de yer aldı.
Bekin’in sözlerinin siyasi ağırlığını da görmezden gelemeyiz.
Çünkü bu sözler artık parti içindeki bir tartışmanın çok ötesine taşınmıştır.
FATİH ERBAKAN'A TARİHİ SORU
Şimdi söz Fatih Erbakan’da.
Çünkü Doğan Bekin’in açıklamasına göre bu görev değişikliği onun isteğiyle gerçekleşti.
Öyleyse kamuoyunun sormaya hakkı var:
Neden?
Neden bu karar alındı?
Neden Doğan Bekin?
Bu kararın siyasi gerekçesi nedir?
Partinin Millî Görüş tabanına bu karar nasıl anlatılacaktır?
Türkiye genelindeki teşkilatların bu süreç hakkındaki düşünceleri nedir?
Ve en önemlisi:
Bu karar Yeniden Refah Partisi'nin geleceği açısından ne ifade ediyor?
BUGÜN BEKİN, YARIN KİM?
Siyasette en tehlikeli şey, bir kişinin görevden ayrılması değildir.
Asıl tehlike, teşkilatların “Bizim sesimiz duyulmuyor” hissine kapılmasıdır.
Bir parti içerisindeki insanlar farklı düşünebilir.
Eleştirebilir.
İtiraz edebilir.
Hatta kavga bile edebilir.
Ama mesele şudur:
İtiraz eden mi tasfiye edilir, yoksa itirazın nedeni mi çözülür?
İşte Yeniden Refah Partisi açısından bugün asıl sınav budur.
Açık söylüyorum:
Doğan Bekin'in görevlerinden ayrılması, benim açımdan sıradan bir siyasi görev değişikliği değildir.
Bu kararın arkasındaki gerekçelerin kamuoyuna açıkça anlatılması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü yıllarını Millî Görüş mücadelesine vermiş bir isimle ilgili böylesine önemli bir karar alınıyorsa, bunun hesabı sadece parti içerisindeki birkaç kişi arasında konuşularak kapatılamaz.
Taban bilmeli.
Teşkilat bilmeli.
Seçmen bilmeli.
Çünkü siyasi partiler kişilerin değil, milletin kurumlarıdır.
Doğan Bekin görevlerinden bi şekilde alındı, istifa ettirildi.
Ama siyasetten çekilmedi.
Millî Görüş davasından vazgeçmediğini de söyledi.
Yeniden Refah Partisi çatısı altında milletvekili olarak mücadelesini sürdüreceğini açıkladı.
Dolayısıyla bu hikâye burada bitmedi.
Belki de asıl şimdi başlıyor.
Çünkü artık mesele yalnızca “Doğan Bekin neden istifa etti?” sorusu değil.
Mesele şudur:
Doğan Bekin feda edilirken kim kazandı?
Kim korundu?Neden korundu?
Ve bu kararın bedeli sandıkta kim ödeyecek?
Bu soruların cevabını bugün ben vermeyeceğim.
Çünkü cevabı siyaset verecek.
Cevabı teşkilatlar verecek.
Cevabı Türkiye verecek.
Ve günü geldiğinde…
Cevabı sandık verecek.
Benim gördüğüm ise şudur:
Millî Görüş sadece bir parti tabelası değildir.
Millî Görüş bir hafızadır.
Bir siyasi mirastır.
Bir davadır.
Ve hiçbir siyasi hesap, bu hafızanın üzerine yazılan soruları sonsuza kadar susturamaz.**