Murat MARAP
Köşe Yazarı
Murat MARAP
 

İSRAİLLİYE VİZE YOK, FİLİSTİNLİYE VİZE VAR! BU NASIL ADALET?

Türkiye’nin İsrail vatandaşlarına gösterdiği vize kolaylığına karşılık Türk vatandaşlarının İsrail’de maruz kaldığı iddia edilen ağır güvenlik uygulamaları ve Filistinlilerin Türkiye’ye girişinde karşılaştığı vize engelleri artık görmezden gelinemez. Mesele yalnızca vize değil; mesele, devlet politikalarının adaletle, karşılıklılıkla ve Filistin davasına sahip çıkma iddiasıyla ne kadar örtüştüğüdür. Şimdi sormak gerekiyor: Türkiye, İsrail vatandaşlarına kapılarını kolaylıkla açarken Filistinlilerden neden vize istiyor? Kudüs’e gitmek isteyen Türk vatandaşları İsrail’de saatler süren güvenlik sorgularına maruz kaldıklarını anlatırken Ankara bu tablo karşısında daha ne kadar sessiz kalacak? Bu soruların cevabı verilmek zorunda! ********** Türkiye, genel uygulama kapsamında İsrail vatandaşlarının 90 güne kadar vizesiz seyahat etmesine imkân tanıyor. Buna karşılık bordo pasaport sahibi Türk vatandaşları İsrail’e seyahat etmek için vize almak zorunda. Gri, yeşil ve diplomatik pasaportlara ilişkin istisnalar ise ayrı kurallara tabi. Peki, bu tablonun karşısında Türk vatandaşları ne yaşıyor? Kudüs’ü ziyaret etmek, kutsal mekânları görmek ve tarihî bağlarını yerinde hissetmek isteyen Türk vatandaşlarının anlattıkları, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tabloyu ortaya koyuyor. İddialara göre, İsrail’e gitmek isteyen Türk vatandaşları daha Türkiye’den ayrılmadan çeşitli güvenlik kontrollerinden geçiriliyor. Uzun aramalar, ayrıntılı sorgulamalar ve bekleyişler, yolculuğun ilk aşamasını çileye dönüştürebiliyor. Asıl sıkıntının ise Tel Aviv’deki Ben Gurion Havalimanı’nda başladığı ifade ediliyor. Diğer ülkelerden gelen yolcular işlemlerini tamamlayıp çıkış yaparken Türk vatandaşlarının ayrı bir sürece alınabildiği, uçaktaki diğer yolcuların büyük bölümü ayrıldıktan sonra Türk yolcular için yeni bir kontrol aşamasının başlatılabildiği belirtiliyor. Saatler süren bekleyişler, tekrar tekrar yapılan sorgulamalar ve ülkeye kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin belirsizlik… Bir insanın başka bir ülkeye seyahat etmesi elbette o ülkenin yürürlükteki giriş kurallarına tabidir. Hiçbir ülkenin güvenlik denetimi yapmasına kategorik olarak karşı çıkılamaz. Ancak güvenlik gerekçesi, insanları ayrımcı uygulamalara maruz bırakmanın veya onları sistematik biçimde yıldırmanın bahanesi hâline getirilemez. Güvenlik başka şeydir, insanı seyahat ettiğine pişman etmek başka şey! Türk vatandaşlarının anlattıkları doğruysa, ki doğru, bu uygulamaların kapsamı, gerekçesi ve hangi ölçütlerle yürütüldüğü açıkça sorgulanmalıdır. ********* Kudüs, Türk milleti için sıradan bir şehir değildir. Tarihî, kültürel ve manevi bağlarımızın bulunduğu bu şehir, milyonlarca insanın gönlünde özel bir yere sahiptir. Türk vatandaşlarının Kudüs ziyaretlerinin zorlaştırıldığı yönündeki anlatımlar, bu nedenle yalnızca turizm meselesi olarak değerlendirilemez. Aktarılan bilgilere göre bazı yolcular, Ben Gurion Havalimanı’na indikten sonra yaklaşık iki saat boyunca güvenlik prosedürleriyle uğraşmak zorunda kalabiliyor. Bu aşamanın ardından ülkeye giriş konusunda karar veriliyor. Girişine izin verilmeyen yolcuların Türkiye’ye geri gönderilebildiği de ifade ediliyor. Düşünün… Bir vatandaş seyahat planı yapıyor, biletini alıyor, masrafını karşılıyor, belki ailesiyle birlikte kutsal mekânları ziyaret etmek için yola çıkıyor. Fakat vardığında kendisini uzun sorgulamaların ve belirsizliğin içinde bulabiliyor. Üstelik bütün bunların hangi somut gerekçeye dayandığını anlamakta güçlük çekebiliyor. Burada sorulması gereken açıktır: Güvenlik kontrolleri hangi nesnel kriterlere göre yapılıyor? Yolculara uygulanan işlemlerin ölçülülüğü nasıl denetleniyor? Ülkeye kabul edilmeyen vatandaşların hakları ve itiraz imkânları konusunda yeterli bilgilendirme sağlanıyor mu? Bu soruların cevabı, yalnızca seyahat eden vatandaşlarımız için değil, uluslararası seyahatlerde insan onurunun korunması bakımından da önemlidir. ********* Paylaşılan bilgilere göre son beş yılda Türkiye’ye kabul edilmeyen İsrail vatandaşı sayısı 3 olarak ifade edilirken İsrail’e alınmayan Türk vatandaşlarının sayısının 1.000’i aştığı ileri sürülüyor. Bu rakamlar resmî verilerle doğrulanmalı ve aynı ölçütler üzerinden karşılaştırılmalıdır. Ancak ortaya konulan iddia bile iki ülke arasındaki seyahat uygulamalarının şeffaflık ve karşılıklılık ilkeleri çerçevesinde incelenmesi gerektiğini gösteriyor. Eğer Türk vatandaşları gerçekten bu ölçekte bir mağduriyet yaşıyorsa, Dışişleri Bakanlığı’nın yapması gereken yalnızca vatandaşlara genel seyahat uyarıları yayımlamak değildir. Ankara, vatandaşlarının yaşadığı sorunların nedenlerini araştırmalı, İsrail makamlarından açıklama istemeli ve keyfî uygulamalar varsa bunların sona erdirilmesi için diplomatik girişimlerde bulunmalıdır. Devlet olmak, yalnızca vatandaşına pasaport vermek değildir; o pasaportun taşıdığı vatandaşlık onurunu uluslararası alanda da savunmaktır. Üstelik bu sorun, turizm sektörünü de doğrudan etkiliyor. Kudüs ve çevresine ziyaretler düzenleyen tur şirketleri; iptal edilen programlar, değişen seyahat planları ve geri gönderilme riski nedeniyle ekonomik kayıplar yaşayabiliyor. Vatandaşın mağduriyeti ayrı, turizmcinin zararı ayrı bir başlıktır. Her iki alanda da somut veriler toplanmalı, yaşanan sorunlar raporlanmalı ve çözüm için diplomatik mekanizmalar işletilmelidir. ASIL ÇELİŞKİ: İSRAİLLİYE VİZE YOK, FİLİSTİNLİYE VİZE VAR! Yazının en can alıcı noktası ise burada başlıyor. Türkiye, İsrail vatandaşlarına belirli şartlarla vizesiz seyahat imkânı tanırken Filistin vatandaşları Türkiye’ye gelmek istediklerinde vize prosedürleriyle karşılaşıyor. Filistinlilerin Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu üzerinden yürüttükleri vize başvurularının sonuçlanmasının 12-14 günü bulabildiği, İsrail makamlarından alınması gereken izinler de eklendiğinde sürecin 20 günü aşabildiği belirtiliyor. Ramallah’ta yaşayan bir Filistinlinin Kudüs’e geçebilmesi dahi İsrail’in uyguladığı geçiş kısıtlamaları nedeniyle her zaman mümkün olmayabiliyor. Şimdi kendimize soralım: Filistin halkının haklarını savunduğumuzu söylüyoruz. Filistin davasını uluslararası platformlarda gündeme getiriyoruz. Filistinli kardeşlerimizle dayanışma mesajları veriyoruz. Peki, Türkiye’ye gelmek isteyen Filistinli bir vatandaşın önüne neden bu kadar uzun ve zahmetli bir süreç çıkıyor? Elbette vize politikalarının hukuki, idari ve güvenlik boyutları vardır. Her ülkenin farklı ülke vatandaşlarına uyguladığı prosedürler aynı olmak zorunda değildir. Ancak mesele Filistin olduğunda, Türkiye’nin kendi politikalarının insani sonuçlarını da değerlendirmesi gerekmez mi? Filistinliye kapı açmak, yalnızca kürsülerden dayanışma mesajı vermekle olmaz. Bazen gerçek dayanışma, insanın önündeki bürokratik engeli kaldırmakla başlar. Filistinli bir anne, bir baba, bir öğrenci veya bir hasta Türkiye’ye gelmek istiyorsa, başvurusunun makul sürede sonuçlanmasını sağlayacak daha kolay, daha öngörülebilir ve daha insani bir sistem kurulamaz mı? Türkiye, Filistinlilerin seyahat özgürlüğünü kısıtlayan dış engelleri tek başına ortadan kaldıramayabilir. Ancak kendi yetki alanındaki vize süreçlerini iyileştirmek, gereksiz bürokrasiyi azaltmak ve insani durumlara öncelik vermek kendi elindedir. ERDOĞAN’A AÇIK ÇAĞRI: FİLİSTİNLİLERİN SESİNİ DUYUN! Filistinlilerin Türkiye’ye yönelik beklentilerinden biri de vize kolaylığı sağlanması ve kendilerine yönelik uygulamaların yeniden değerlendirilmesidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanlığı’na çağrımızdır: İsrail vatandaşlarına sağlanan vizesiz seyahat imkânı ile Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı vize prosedürleri kapsamlı biçimde değerlendirilsin. Filistin vatandaşlarının Türkiye’ye gelişini kolaylaştıracak, başvuru sürelerini kısaltacak ve özellikle aile birleşimi, sağlık, eğitim ve insani ziyaretlerde mağduriyeti azaltacak bir düzenleme yapılsın. Gerekli güvenlik kontrolleri elbette sürdürülsün; ancak bürokratik engeller, Filistin halkıyla dayanışmanın önünde gereksiz bir duvara dönüşmesin. Filistinli vatandaşların bu ülkeye zararı olmaz ama sözde İsrailli vatandaşların ise ne yapacağı belli olmaz. Uygun hukuki ve idari çerçeve oluşturulabiliyorsa, Filistin vatandaşlarına yönelik daha kolay bir giriş sistemi, hızlandırılmış başvuru veya sınırda uygulanabilecek bir vize modeli de değerlendirilsin. Bununla birlikte İsrail’e giden Türk vatandaşlarının yaşadığı iddia edilen sorunlar için de diplomatik düzeyde somut bir girişim başlatılsın. Vatandaşlarımızın karşılaştığı uygulamalar kayıt altına alınsın, resmî veriler açıklansın ve varsa ayrımcı muameleye karşı gerekli adımlar atılsın. Çünkü Türkiye’nin hem kendi vatandaşının hakkını savunması hem de Filistinlilere yönelik politikasında insani hassasiyet göstermesi mümkündür. Bunlar birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan sorumluluklardır. FİLİSTİN DAVASI SÖZLE DEĞİL, ADALETLE GÜÇLENİR! Kimse Türkiye’nin her ülkeye aynı vize politikasını uygulamak zorunda olduğunu söylemiyor. Ancak bir ülkenin vatandaşlarına kolaylık sağlanırken başka bir halkın, üstelik Türkiye ile güçlü insani bağlar kurmak isteyen Filistinlilerin, uzun ve zahmetli prosedürlere mahkûm edilmesi ciddi biçimde tartışılmalıdır. Türkiye’nin İsrail vatandaşlarına yönelik vize muafiyetini sürdürüp sürdürmemesi ayrı bir siyasi tercihtir. Filistinlilere daha kolay bir giriş imkânı sağlanıp sağlanamayacağı ise Türkiye’nin kendi hukuk düzeni içinde değerlendirebileceği bir meseledir. Fakat şu gerçeği unutmayalım: Bir politikayı savunmak kadar, onun ortaya çıkardığı çelişkileri görmek de devlet ciddiyetinin gereğidir. Kudüs’e gitmek isteyen Türk vatandaşlarının insan onuruna yakışır muamele görmesi nasıl bir hak ve beklentiyse, Türkiye’ye gelmek isteyen Filistinlilerin de makul, erişilebilir ve insani bir başvuru süreciyle karşılaşması aynı ölçüde önemlidir. Ankara, bu iki meseleyi birbirinden kopuk değerlendirmemelidir. İsrail vatandaşına kolaylık, Filistinliye bürokrasi; Türk vatandaşına saatler süren sorgulama… Bu tablo sorgulanmayı hak ediyor! Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı artık bu konuda açık bir değerlendirme ortaya koymalıdır. Filistin halkıyla dayanışma, yalnızca uluslararası toplantılarda verilen mesajlarla ölçülmez. O dayanışma, alınan kararlarda, uygulanan prosedürlerde ve insanların hayatına dokunan somut adımlarda da kendisini göstermelidir. Çünkü mesele yalnızca vize değildir. Mesele, adaletin, karşılıklılığın ve Filistin davasına sahip çıkma iddiasının uygulamada ne kadar karşılık bulduğudur. Ve artık şu sorunun cevabını bekliyoruz: Türkiye, Filistinlilerin önündeki vize engellerini kolaylaştırmak için ne zaman harekete geçecek?
Ekleme Tarihi: 24 Ekim 2026 -Cumartesi
Murat MARAP

İSRAİLLİYE VİZE YOK, FİLİSTİNLİYE VİZE VAR! BU NASIL ADALET?

Türkiye’nin İsrail vatandaşlarına gösterdiği vize kolaylığına karşılık Türk vatandaşlarının İsrail’de maruz kaldığı iddia edilen ağır güvenlik uygulamaları ve Filistinlilerin Türkiye’ye girişinde karşılaştığı vize engelleri artık görmezden gelinemez. Mesele yalnızca vize değil; mesele, devlet politikalarının adaletle, karşılıklılıkla ve Filistin davasına sahip çıkma iddiasıyla ne kadar örtüştüğüdür.

Şimdi sormak gerekiyor: Türkiye, İsrail vatandaşlarına kapılarını kolaylıkla açarken Filistinlilerden neden vize istiyor? Kudüs’e gitmek isteyen Türk vatandaşları İsrail’de saatler süren güvenlik sorgularına maruz kaldıklarını anlatırken Ankara bu tablo karşısında daha ne kadar sessiz kalacak?

Bu soruların cevabı verilmek zorunda!

**********

Türkiye, genel uygulama kapsamında İsrail vatandaşlarının 90 güne kadar vizesiz seyahat etmesine imkân tanıyor. Buna karşılık bordo pasaport sahibi Türk vatandaşları İsrail’e seyahat etmek için vize almak zorunda. Gri, yeşil ve diplomatik pasaportlara ilişkin istisnalar ise ayrı kurallara tabi.

Peki, bu tablonun karşısında Türk vatandaşları ne yaşıyor?

Kudüs’ü ziyaret etmek, kutsal mekânları görmek ve tarihî bağlarını yerinde hissetmek isteyen Türk vatandaşlarının anlattıkları, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tabloyu ortaya koyuyor.

İddialara göre, İsrail’e gitmek isteyen Türk vatandaşları daha Türkiye’den ayrılmadan çeşitli güvenlik kontrollerinden geçiriliyor. Uzun aramalar, ayrıntılı sorgulamalar ve bekleyişler, yolculuğun ilk aşamasını çileye dönüştürebiliyor.

Asıl sıkıntının ise Tel Aviv’deki Ben Gurion Havalimanı’nda başladığı ifade ediliyor.

Diğer ülkelerden gelen yolcular işlemlerini tamamlayıp çıkış yaparken Türk vatandaşlarının ayrı bir sürece alınabildiği, uçaktaki diğer yolcuların büyük bölümü ayrıldıktan sonra Türk yolcular için yeni bir kontrol aşamasının başlatılabildiği belirtiliyor.

Saatler süren bekleyişler, tekrar tekrar yapılan sorgulamalar ve ülkeye kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin belirsizlik…

Bir insanın başka bir ülkeye seyahat etmesi elbette o ülkenin yürürlükteki giriş kurallarına tabidir. Hiçbir ülkenin güvenlik denetimi yapmasına kategorik olarak karşı çıkılamaz. Ancak güvenlik gerekçesi, insanları ayrımcı uygulamalara maruz bırakmanın veya onları sistematik biçimde yıldırmanın bahanesi hâline getirilemez.

Güvenlik başka şeydir, insanı seyahat ettiğine pişman etmek başka şey!

Türk vatandaşlarının anlattıkları doğruysa, ki doğru, bu uygulamaların kapsamı, gerekçesi ve hangi ölçütlerle yürütüldüğü açıkça sorgulanmalıdır.

*********

Kudüs, Türk milleti için sıradan bir şehir değildir. Tarihî, kültürel ve manevi bağlarımızın bulunduğu bu şehir, milyonlarca insanın gönlünde özel bir yere sahiptir.

Türk vatandaşlarının Kudüs ziyaretlerinin zorlaştırıldığı yönündeki anlatımlar, bu nedenle yalnızca turizm meselesi olarak değerlendirilemez.

Aktarılan bilgilere göre bazı yolcular, Ben Gurion Havalimanı’na indikten sonra yaklaşık iki saat boyunca güvenlik prosedürleriyle uğraşmak zorunda kalabiliyor. Bu aşamanın ardından ülkeye giriş konusunda karar veriliyor. Girişine izin verilmeyen yolcuların Türkiye’ye geri gönderilebildiği de ifade ediliyor.

Düşünün…

Bir vatandaş seyahat planı yapıyor, biletini alıyor, masrafını karşılıyor, belki ailesiyle birlikte kutsal mekânları ziyaret etmek için yola çıkıyor. Fakat vardığında kendisini uzun sorgulamaların ve belirsizliğin içinde bulabiliyor.

Üstelik bütün bunların hangi somut gerekçeye dayandığını anlamakta güçlük çekebiliyor.

Burada sorulması gereken açıktır: Güvenlik kontrolleri hangi nesnel kriterlere göre yapılıyor? Yolculara uygulanan işlemlerin ölçülülüğü nasıl denetleniyor? Ülkeye kabul edilmeyen vatandaşların hakları ve itiraz imkânları konusunda yeterli bilgilendirme sağlanıyor mu?

Bu soruların cevabı, yalnızca seyahat eden vatandaşlarımız için değil, uluslararası seyahatlerde insan onurunun korunması bakımından da önemlidir.

*********

Paylaşılan bilgilere göre son beş yılda Türkiye’ye kabul edilmeyen İsrail vatandaşı sayısı 3 olarak ifade edilirken İsrail’e alınmayan Türk vatandaşlarının sayısının 1.000’i aştığı ileri sürülüyor.

Bu rakamlar resmî verilerle doğrulanmalı ve aynı ölçütler üzerinden karşılaştırılmalıdır. Ancak ortaya konulan iddia bile iki ülke arasındaki seyahat uygulamalarının şeffaflık ve karşılıklılık ilkeleri çerçevesinde incelenmesi gerektiğini gösteriyor.

Eğer Türk vatandaşları gerçekten bu ölçekte bir mağduriyet yaşıyorsa, Dışişleri Bakanlığı’nın yapması gereken yalnızca vatandaşlara genel seyahat uyarıları yayımlamak değildir.

Ankara, vatandaşlarının yaşadığı sorunların nedenlerini araştırmalı, İsrail makamlarından açıklama istemeli ve keyfî uygulamalar varsa bunların sona erdirilmesi için diplomatik girişimlerde bulunmalıdır.

Devlet olmak, yalnızca vatandaşına pasaport vermek değildir; o pasaportun taşıdığı vatandaşlık onurunu uluslararası alanda da savunmaktır.

Üstelik bu sorun, turizm sektörünü de doğrudan etkiliyor. Kudüs ve çevresine ziyaretler düzenleyen tur şirketleri; iptal edilen programlar, değişen seyahat planları ve geri gönderilme riski nedeniyle ekonomik kayıplar yaşayabiliyor.

Vatandaşın mağduriyeti ayrı, turizmcinin zararı ayrı bir başlıktır. Her iki alanda da somut veriler toplanmalı, yaşanan sorunlar raporlanmalı ve çözüm için diplomatik mekanizmalar işletilmelidir.

ASIL ÇELİŞKİ: İSRAİLLİYE VİZE YOK, FİLİSTİNLİYE VİZE VAR!

Yazının en can alıcı noktası ise burada başlıyor.

Türkiye, İsrail vatandaşlarına belirli şartlarla vizesiz seyahat imkânı tanırken Filistin vatandaşları Türkiye’ye gelmek istediklerinde vize prosedürleriyle karşılaşıyor.

Filistinlilerin Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu üzerinden yürüttükleri vize başvurularının sonuçlanmasının 12-14 günü bulabildiği, İsrail makamlarından alınması gereken izinler de eklendiğinde sürecin 20 günü aşabildiği belirtiliyor.

Ramallah’ta yaşayan bir Filistinlinin Kudüs’e geçebilmesi dahi İsrail’in uyguladığı geçiş kısıtlamaları nedeniyle her zaman mümkün olmayabiliyor.

Şimdi kendimize soralım:

Filistin halkının haklarını savunduğumuzu söylüyoruz. Filistin davasını uluslararası platformlarda gündeme getiriyoruz. Filistinli kardeşlerimizle dayanışma mesajları veriyoruz.

Peki, Türkiye’ye gelmek isteyen Filistinli bir vatandaşın önüne neden bu kadar uzun ve zahmetli bir süreç çıkıyor?

Elbette vize politikalarının hukuki, idari ve güvenlik boyutları vardır. Her ülkenin farklı ülke vatandaşlarına uyguladığı prosedürler aynı olmak zorunda değildir. Ancak mesele Filistin olduğunda, Türkiye’nin kendi politikalarının insani sonuçlarını da değerlendirmesi gerekmez mi?

Filistinliye kapı açmak, yalnızca kürsülerden dayanışma mesajı vermekle olmaz. Bazen gerçek dayanışma, insanın önündeki bürokratik engeli kaldırmakla başlar.

Filistinli bir anne, bir baba, bir öğrenci veya bir hasta Türkiye’ye gelmek istiyorsa, başvurusunun makul sürede sonuçlanmasını sağlayacak daha kolay, daha öngörülebilir ve daha insani bir sistem kurulamaz mı?

Türkiye, Filistinlilerin seyahat özgürlüğünü kısıtlayan dış engelleri tek başına ortadan kaldıramayabilir. Ancak kendi yetki alanındaki vize süreçlerini iyileştirmek, gereksiz bürokrasiyi azaltmak ve insani durumlara öncelik vermek kendi elindedir.

ERDOĞAN’A AÇIK ÇAĞRI: FİLİSTİNLİLERİN SESİNİ DUYUN!

Filistinlilerin Türkiye’ye yönelik beklentilerinden biri de vize kolaylığı sağlanması ve kendilerine yönelik uygulamaların yeniden değerlendirilmesidir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanlığı’na çağrımızdır:

İsrail vatandaşlarına sağlanan vizesiz seyahat imkânı ile Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı vize prosedürleri kapsamlı biçimde değerlendirilsin.

Filistin vatandaşlarının Türkiye’ye gelişini kolaylaştıracak, başvuru sürelerini kısaltacak ve özellikle aile birleşimi, sağlık, eğitim ve insani ziyaretlerde mağduriyeti azaltacak bir düzenleme yapılsın.

Gerekli güvenlik kontrolleri elbette sürdürülsün; ancak bürokratik engeller, Filistin halkıyla dayanışmanın önünde gereksiz bir duvara dönüşmesin.

Filistinli vatandaşların bu ülkeye zararı olmaz ama sözde İsrailli vatandaşların ise ne yapacağı belli olmaz.

Uygun hukuki ve idari çerçeve oluşturulabiliyorsa, Filistin vatandaşlarına yönelik daha kolay bir giriş sistemi, hızlandırılmış başvuru veya sınırda uygulanabilecek bir vize modeli de değerlendirilsin.

Bununla birlikte İsrail’e giden Türk vatandaşlarının yaşadığı iddia edilen sorunlar için de diplomatik düzeyde somut bir girişim başlatılsın. Vatandaşlarımızın karşılaştığı uygulamalar kayıt altına alınsın, resmî veriler açıklansın ve varsa ayrımcı muameleye karşı gerekli adımlar atılsın.

Çünkü Türkiye’nin hem kendi vatandaşının hakkını savunması hem de Filistinlilere yönelik politikasında insani hassasiyet göstermesi mümkündür. Bunlar birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan sorumluluklardır.

FİLİSTİN DAVASI SÖZLE DEĞİL, ADALETLE GÜÇLENİR!

Kimse Türkiye’nin her ülkeye aynı vize politikasını uygulamak zorunda olduğunu söylemiyor. Ancak bir ülkenin vatandaşlarına kolaylık sağlanırken başka bir halkın, üstelik Türkiye ile güçlü insani bağlar kurmak isteyen Filistinlilerin, uzun ve zahmetli prosedürlere mahkûm edilmesi ciddi biçimde tartışılmalıdır.

Türkiye’nin İsrail vatandaşlarına yönelik vize muafiyetini sürdürüp sürdürmemesi ayrı bir siyasi tercihtir. Filistinlilere daha kolay bir giriş imkânı sağlanıp sağlanamayacağı ise Türkiye’nin kendi hukuk düzeni içinde değerlendirebileceği bir meseledir.

Fakat şu gerçeği unutmayalım: Bir politikayı savunmak kadar, onun ortaya çıkardığı çelişkileri görmek de devlet ciddiyetinin gereğidir.

Kudüs’e gitmek isteyen Türk vatandaşlarının insan onuruna yakışır muamele görmesi nasıl bir hak ve beklentiyse, Türkiye’ye gelmek isteyen Filistinlilerin de makul, erişilebilir ve insani bir başvuru süreciyle karşılaşması aynı ölçüde önemlidir.

Ankara, bu iki meseleyi birbirinden kopuk değerlendirmemelidir.

İsrail vatandaşına kolaylık, Filistinliye bürokrasi; Türk vatandaşına saatler süren sorgulama… Bu tablo sorgulanmayı hak ediyor!

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı artık bu konuda açık bir değerlendirme ortaya koymalıdır.

Filistin halkıyla dayanışma, yalnızca uluslararası toplantılarda verilen mesajlarla ölçülmez. O dayanışma, alınan kararlarda, uygulanan prosedürlerde ve insanların hayatına dokunan somut adımlarda da kendisini göstermelidir.

Çünkü mesele yalnızca vize değildir.

Mesele, adaletin, karşılıklılığın ve Filistin davasına sahip çıkma iddiasının uygulamada ne kadar karşılık bulduğudur.

Ve artık şu sorunun cevabını bekliyoruz:

Türkiye, Filistinlilerin önündeki vize engellerini kolaylaştırmak için ne zaman harekete geçecek?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi