Murat MARAP
Köşe Yazarı
Murat MARAP
 

LAİKLİK ADI ALTINDA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE DARBE!

Bir zamanlar Türkiye’de inancı ve başörtüsü nedeniyle insanların eğitim hakkının, çalışma hayatının ve toplumsal özgürlüğünün tartışma konusu yapılmasını unutmadık. Şimdi Azerbaycan’dan gelen benzer yöndeki haberler, geçmişin acı hatıralarını yeniden gündeme getiriyor. Bazı acılar vardır ki üzerinden yıllar geçse de hafızalardan silinmez. Bazı zulümler vardır ki adı, gerekçesi ve uygulandığı coğrafya değişse bile insanın vicdanında aynı yarayı açar. Türkiye, 28 Şubat sürecinde başörtüsü üzerinden yürütülen baskıların, inanç özgürlüğüne yönelik müdahalelerin ve insanların kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğramasının ne anlama geldiğini çok ağır bedeller ödeyerek öğrendi. Bugün Azerbaycan’da başörtüsü üzerinden yaşandığı ileri sürülen tartışmalar, ister istemez o karanlık dönemin hatıralarını yeniden canlandırıyor. İnsan sormadan edemiyor: Türkiye’nin yıllarca mücadele ettiği sorunlar, şimdi kardeş dediğimiz bir ülkede, başka gerekçelerle yeniden mi karşımıza çıkıyor? TÜRKİYE’NİN 90’LI YILLARINI UNUTMADIK! Türkiye’de 28 Şubat süreci denildiğinde hafızalarda yalnızca siyasi kararlar değil, üniversite kapılarında yaşanan mağduriyetler, eğitim hakkı için mücadele eden genç kadınlar ve inancı nedeniyle kendisini baskı altında hisseden insanlar da canlanıyor. Başörtülü öğrencilerin eğitim hayatında karşılaştığı engeller, kamu kurumlarında yaşanan tartışmalar ve inanç özgürlüğü etrafında büyüyen toplumsal gerilimler, Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vurdu. O yıllarda nice insan, yalnızca başındaki örtü nedeniyle kendisini açıklamak zorunda bırakıldı. Nice aile, evladının geleceği için kaygı duydu. Nice genç kadın, eğitim hakkı ile inancı arasında tercih yapmaya zorlandığını hissetti. Peki bütün bunlar neden yaşandı? Laiklik kavramı, devletin dinler karşısındaki konumu ve inanç özgürlüğünün sınırları üzerinden yürütülen tartışmalar, zaman zaman insanların temel haklarının önüne geçirildi. Oysa devletin tarafsızlığı, vatandaşın inancına müdahale etmenin gerekçesi olamaz. Laiklik, bir insanın inancıyla kavga etmenin, onu kıyafeti üzerinden yargılamanın veya kamusal hayattan dışlamanın aracı hâline getirilmemelidir. Çünkü bir ülkede özgürlük, yalnızca çoğunluğun benimsediği yaşam tarzının güvence altında olması değildir. Özgürlük, farklı düşünenin, farklı inananın ve farklı yaşayanın da hakkının korunmasıdır. AZERBAYCAN’DA YAŞANANLAR NEDEN BİZİ ENDİŞELENDİRİYOR? Azerbaycan’dan başörtüsü ve dinî görünürlük üzerinden gelen haberler, Türkiye’de geçmişte yaşananları bilenler açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor. Eğer insanlar yalnızca başörtüsü taktıkları için eğitimden, çalışma hayatından veya kamusal imkânlardan mahrum bırakılıyorsa, bunun adı hangi gerekçeyle açıklanırsa açıklansın, temel haklar açısından sorgulanmalıdır. Azerbaycan'da yaşanan bu hassasiyet, inanç özgürlüğüne yönelik olası müdahaleler karşısında sessiz kalmayı asla gerektirmez. Azerbaycan halkı, kendi tarihine, kültürüne, inançlarına ve toplumsal değerlerine sahip çıkma hakkına sahiptir. Hiç kimse bir başkasının inancını benimsemek zorunda değildir. Fakat hiç kimse de kendi inancını başkasına dayatmadığı sürece, başkasının inancı nedeniyle baskıya uğramamalıdır. Mesele tam da budur: Bir insanın başörtüsü takması, başkasının hayatına müdahale değildir. Buna karşılık, bir insanı başörtüsü nedeniyle dışlamak veya haklarından mahrum bırakmak, doğrudan o insanın özgürlüğünü ilgilendiren bir meseledir. LAİKLİK, İNANÇLI İNSANLARI BASKI ALTINA ALMANIN KILIFI OLAMAZ! Burada açık konuşmak gerekiyor. Laiklik, insanların inancını devlet eliyle şekillendirmek değildir. Laiklik, dindar insanı kamusal alandan uzaklaştırmak değildir. Laiklik, başörtülü kadını bir tehdit gibi göstermek hiç değildir. Bir devletin görevi, vatandaşlarının inançlarını sorgulamak değil, herkesin haklarını eşit biçimde korumaktır. Devletin tarafsızlığı, inançlı insanlara mesafeli davranmakla değil, farklı inanç ve yaşam biçimlerine eşit hukuk güvencesi sağlamakla mümkündür. Eğer laiklik adına bir Müslümanın başörtüsü sorun hâline getiriliyorsa, burada laikliğin nasıl yorumlandığı ve uygulandığı mutlaka sorgulanmalıdır. Çünkü özgürlüğün ölçüsü, yalnızca sizin gibi düşünenlerin rahat yaşayabilmesi değildir. Asıl ölçü, sizin gibi düşünmeyenlerin de haklarının korunmasıdır. Bugün başörtülü bir kadının kıyafeti üzerinden baskı kurulmasına sessiz kalanlar, yarın başka bir insanın başka bir özgürlüğünün tartışmaya açılmasına da şaşırmamalıdır. Hak ve özgürlükler, yalnızca belirli bir kesimin talep ettiğinde hatırlanacak ayrıcalıklar değildir. İnsan hakları, herkes için vardır. İnanç özgürlüğü de yalnızca bir grubun değil, bütün insanların ortak güvencesidir. DÜN TÜRKİYE’DE YAŞANDI, BUGÜN BAŞKA YERLERDE YAŞANMASIN! Türkiye’nin 90’lı yıllarda yaşadığı başörtüsü tartışmaları, yalnızca geçmişte kalmış siyasi olaylar olarak görülmemelidir. Bu tecrübe, temel hakların ideolojik yaklaşımlara kurban edilmesinin toplumda nasıl derin yaralar açabileceğini gösteren önemli bir tarihî ders niteliğindedir. Türkiye, geçmişin bu acı tecrübelerinden ders çıkarmak zorundadır. Aynı şekilde Azerbaycan’da başörtüsü nedeniyle mağduriyet yaşadığı belirtilen insanların çektiği zulümleri görmezden gelinmemeli; somut olaylar açıklığa kavuşturulmalı, ayrımcı uygulamalar sona erdirilmelidir. Kimse Azerbaycan’ın iç meseleleri üzerinden düşmanlık üretmek zorunda değil. Ancak dostluk, kardeşlik ve ortak tarih söylemleri de temel haklar söz konusu olduğunda susmayı gerektirmez. Gerçek dostluk, yanlış görülen uygulamaları düşmanlık üretmeden sorgulayabilmeyi de gerektirir. Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşlik bağları, insanların inanç ve vicdan özgürlüklerine ilişkin hassasiyetleri konuşmaya engel olmamalıdır. Tam tersine, bu bağlar karşılıklı anlayışı ve haklara saygıyı güçlendirmelidir. SON SÖZ: BİR DAHA HİÇBİR KADIN BAŞÖRTÜSÜ NEDENİYLE MAĞDUR EDİLMESİN! Şunu herkes iyi bilmelidir: Bir insanın başörtüsü, onun eğitim hakkından, çalışma hakkından, insan onurundan ve vatandaşlık haklarından daha büyük bir sorun değildir. Bir kadının başındaki örtüden rahatsızlık duyanlar, önce kendi özgürlük anlayışlarını sorgulamalıdır. Çünkü başkasının özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayışın, özgürlükten söz etmesi ciddi bir çelişkidir. Türkiye, 28 Şubat’ın acı hatıralarını unutmadı. Üniversite kapılarında yaşananları, insanların inançları nedeniyle karşı karşıya kaldıkları baskıları ve toplumda açılan derin yaraları hafızasından silmedi. Bugün Azerbaycan’da benzer mağduriyet iddiaları gündeme geliyorsa yapılması gereken, meseleyi örtbas etmek veya insanları susturmak değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır. Laiklik, zulmün bahanesi olamaz. Devletin tarafsızlığı, inançlı insanlara baskı uygulama yetkisi vermez. Başörtüsü ise bir insanın temel haklarını elinden almanın gerekçesi hâline getirilemez. Dün Türkiye’de yaşanan acılar, bugün Azerbaycan’da veya dünyanın herhangi bir yerinde yeniden yaşanmasın. Çünkü inanç özgürlüğü bir lütuf değil, insan olmanın ve temel haklara sahip bulunmanın gereğidir.
Ekleme Tarihi: 13 Ekim 2026 -Salı
Murat MARAP

LAİKLİK ADI ALTINDA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE DARBE!

Bir zamanlar Türkiye’de inancı ve başörtüsü nedeniyle insanların eğitim hakkının, çalışma hayatının ve toplumsal özgürlüğünün tartışma konusu yapılmasını unutmadık. Şimdi Azerbaycan’dan gelen benzer yöndeki haberler, geçmişin acı hatıralarını yeniden gündeme getiriyor.

Bazı acılar vardır ki üzerinden yıllar geçse de hafızalardan silinmez. Bazı zulümler vardır ki adı, gerekçesi ve uygulandığı coğrafya değişse bile insanın vicdanında aynı yarayı açar. Türkiye, 28 Şubat sürecinde başörtüsü üzerinden yürütülen baskıların, inanç özgürlüğüne yönelik müdahalelerin ve insanların kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğramasının ne anlama geldiğini çok ağır bedeller ödeyerek öğrendi.

Bugün Azerbaycan’da başörtüsü üzerinden yaşandığı ileri sürülen tartışmalar, ister istemez o karanlık dönemin hatıralarını yeniden canlandırıyor. İnsan sormadan edemiyor: Türkiye’nin yıllarca mücadele ettiği sorunlar, şimdi kardeş dediğimiz bir ülkede, başka gerekçelerle yeniden mi karşımıza çıkıyor?

TÜRKİYE’NİN 90’LI YILLARINI UNUTMADIK!

Türkiye’de 28 Şubat süreci denildiğinde hafızalarda yalnızca siyasi kararlar değil, üniversite kapılarında yaşanan mağduriyetler, eğitim hakkı için mücadele eden genç kadınlar ve inancı nedeniyle kendisini baskı altında hisseden insanlar da canlanıyor.

Başörtülü öğrencilerin eğitim hayatında karşılaştığı engeller, kamu kurumlarında yaşanan tartışmalar ve inanç özgürlüğü etrafında büyüyen toplumsal gerilimler, Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vurdu.

O yıllarda nice insan, yalnızca başındaki örtü nedeniyle kendisini açıklamak zorunda bırakıldı. Nice aile, evladının geleceği için kaygı duydu. Nice genç kadın, eğitim hakkı ile inancı arasında tercih yapmaya zorlandığını hissetti.

Peki bütün bunlar neden yaşandı?

Laiklik kavramı, devletin dinler karşısındaki konumu ve inanç özgürlüğünün sınırları üzerinden yürütülen tartışmalar, zaman zaman insanların temel haklarının önüne geçirildi. Oysa devletin tarafsızlığı, vatandaşın inancına müdahale etmenin gerekçesi olamaz. Laiklik, bir insanın inancıyla kavga etmenin, onu kıyafeti üzerinden yargılamanın veya kamusal hayattan dışlamanın aracı hâline getirilmemelidir.

Çünkü bir ülkede özgürlük, yalnızca çoğunluğun benimsediği yaşam tarzının güvence altında olması değildir. Özgürlük, farklı düşünenin, farklı inananın ve farklı yaşayanın da hakkının korunmasıdır.

AZERBAYCAN’DA YAŞANANLAR NEDEN BİZİ ENDİŞELENDİRİYOR?

Azerbaycan’dan başörtüsü ve dinî görünürlük üzerinden gelen haberler, Türkiye’de geçmişte yaşananları bilenler açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor. Eğer insanlar yalnızca başörtüsü taktıkları için eğitimden, çalışma hayatından veya kamusal imkânlardan mahrum bırakılıyorsa, bunun adı hangi gerekçeyle açıklanırsa açıklansın, temel haklar açısından sorgulanmalıdır.

Azerbaycan'da yaşanan bu hassasiyet, inanç özgürlüğüne yönelik olası müdahaleler karşısında sessiz kalmayı asla gerektirmez.

Azerbaycan halkı, kendi tarihine, kültürüne, inançlarına ve toplumsal değerlerine sahip çıkma hakkına sahiptir. Hiç kimse bir başkasının inancını benimsemek zorunda değildir. Fakat hiç kimse de kendi inancını başkasına dayatmadığı sürece, başkasının inancı nedeniyle baskıya uğramamalıdır.

Mesele tam da budur: Bir insanın başörtüsü takması, başkasının hayatına müdahale değildir. Buna karşılık, bir insanı başörtüsü nedeniyle dışlamak veya haklarından mahrum bırakmak, doğrudan o insanın özgürlüğünü ilgilendiren bir meseledir.

LAİKLİK, İNANÇLI İNSANLARI BASKI ALTINA ALMANIN KILIFI OLAMAZ!

Burada açık konuşmak gerekiyor.

Laiklik, insanların inancını devlet eliyle şekillendirmek değildir. Laiklik, dindar insanı kamusal alandan uzaklaştırmak değildir. Laiklik, başörtülü kadını bir tehdit gibi göstermek hiç değildir.

Bir devletin görevi, vatandaşlarının inançlarını sorgulamak değil, herkesin haklarını eşit biçimde korumaktır. Devletin tarafsızlığı, inançlı insanlara mesafeli davranmakla değil, farklı inanç ve yaşam biçimlerine eşit hukuk güvencesi sağlamakla mümkündür.

Eğer laiklik adına bir Müslümanın başörtüsü sorun hâline getiriliyorsa, burada laikliğin nasıl yorumlandığı ve uygulandığı mutlaka sorgulanmalıdır.

Çünkü özgürlüğün ölçüsü, yalnızca sizin gibi düşünenlerin rahat yaşayabilmesi değildir. Asıl ölçü, sizin gibi düşünmeyenlerin de haklarının korunmasıdır.

Bugün başörtülü bir kadının kıyafeti üzerinden baskı kurulmasına sessiz kalanlar, yarın başka bir insanın başka bir özgürlüğünün tartışmaya açılmasına da şaşırmamalıdır. Hak ve özgürlükler, yalnızca belirli bir kesimin talep ettiğinde hatırlanacak ayrıcalıklar değildir.

İnsan hakları, herkes için vardır. İnanç özgürlüğü de yalnızca bir grubun değil, bütün insanların ortak güvencesidir.

DÜN TÜRKİYE’DE YAŞANDI, BUGÜN BAŞKA YERLERDE YAŞANMASIN!

Türkiye’nin 90’lı yıllarda yaşadığı başörtüsü tartışmaları, yalnızca geçmişte kalmış siyasi olaylar olarak görülmemelidir. Bu tecrübe, temel hakların ideolojik yaklaşımlara kurban edilmesinin toplumda nasıl derin yaralar açabileceğini gösteren önemli bir tarihî ders niteliğindedir.

Türkiye, geçmişin bu acı tecrübelerinden ders çıkarmak zorundadır. Aynı şekilde Azerbaycan’da başörtüsü nedeniyle mağduriyet yaşadığı belirtilen insanların çektiği zulümleri görmezden gelinmemeli; somut olaylar açıklığa kavuşturulmalı, ayrımcı uygulamalar sona erdirilmelidir.

Kimse Azerbaycan’ın iç meseleleri üzerinden düşmanlık üretmek zorunda değil. Ancak dostluk, kardeşlik ve ortak tarih söylemleri de temel haklar söz konusu olduğunda susmayı gerektirmez. Gerçek dostluk, yanlış görülen uygulamaları düşmanlık üretmeden sorgulayabilmeyi de gerektirir.

Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşlik bağları, insanların inanç ve vicdan özgürlüklerine ilişkin hassasiyetleri konuşmaya engel olmamalıdır. Tam tersine, bu bağlar karşılıklı anlayışı ve haklara saygıyı güçlendirmelidir.

SON SÖZ: BİR DAHA HİÇBİR KADIN BAŞÖRTÜSÜ NEDENİYLE MAĞDUR EDİLMESİN!

Şunu herkes iyi bilmelidir: Bir insanın başörtüsü, onun eğitim hakkından, çalışma hakkından, insan onurundan ve vatandaşlık haklarından daha büyük bir sorun değildir.

Bir kadının başındaki örtüden rahatsızlık duyanlar, önce kendi özgürlük anlayışlarını sorgulamalıdır. Çünkü başkasının özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayışın, özgürlükten söz etmesi ciddi bir çelişkidir.

Türkiye, 28 Şubat’ın acı hatıralarını unutmadı. Üniversite kapılarında yaşananları, insanların inançları nedeniyle karşı karşıya kaldıkları baskıları ve toplumda açılan derin yaraları hafızasından silmedi.

Bugün Azerbaycan’da benzer mağduriyet iddiaları gündeme geliyorsa yapılması gereken, meseleyi örtbas etmek veya insanları susturmak değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.

Laiklik, zulmün bahanesi olamaz. Devletin tarafsızlığı, inançlı insanlara baskı uygulama yetkisi vermez. Başörtüsü ise bir insanın temel haklarını elinden almanın gerekçesi hâline getirilemez.

Dün Türkiye’de yaşanan acılar, bugün Azerbaycan’da veya dünyanın herhangi bir yerinde yeniden yaşanmasın.

Çünkü inanç özgürlüğü bir lütuf değil, insan olmanın ve temel haklara sahip bulunmanın gereğidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 24saathaber.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi